cemedib



» 8.11.2009 - "GDO...Çare mi,tehdit mi?"

Kategori: Bilim

"Neleri yiyebiliriz sorusunu geçeli çok oldu.Neleri yemiyoruz ki?Son 15 yılda gıda teknolojisindeki gelişmeler bu soruyu tekrar gündeme getirdi.Genetiği değiştirilmiş gıdaları yiyebilir miyiz?Atalarımız,doğada karşılaştıkları ürünlerin hangilerini yiyebileceklerini hayvanlara bakarak öğrenmişti;onlar zehirlenmiyorsa,yenebilirdi.GDO'lu ürünleri yiyen kimi hayvalarda hiç de hoş olmayan alametler görülebiliyor.Peki biz ne yapmalıyız?Net bir cevap veremiyoruz şu anda,ama ne olduğunu bilmediğimiz bir çok gıda da hayatımıza ve midemize girmiş durumda.Tabii,cüzdanlara giren paranın büyüklüğü de tartışmayı kızıştıran ve çetrefilleştiren önemli bir unsur."

&

"Peki neden genlerini değiştiriyorlar bitkilerin?Daha çok ürün,bir senede bir kaç mahsül almak istiyorlar;bitkinin böceklere ve tarımsal ilaçlara karşı daha dirençli olmsaını amaçlıyorlar;kürsel ısınmanın etkisiyle daha da yakıcı hale gelen kurak koşullarda ürün almak istiyorlar.Bu amaçla,domates,patates,mısır,soya fasulyesi,bal kabağı,pamuk,pirinç,papaya,muz,kanola ve tütün gibi bitkilere transgen (gen aktarımı) teknolojisi uygulanabiliyor...."

 

"GDo muhalifleri de benzer bir noktadan hareket ediyor.Zira GDO üreten firmalar neredeyse tekel konumundalar ve özellikle üçüncü dünya ülkelerinin tarımını eline geçirmeleri ihtimalinden korkuluyor...Geleneksel tarımda kendi tohumunuzu kullanıp bir dahaki sene gene ürün alabilirsiniz.GDO'lu tarımda ise bu mümkün değil;üretici firmadan her sene tohum almak zorundasınız,zira tohumluk ayıramazsınız ve patent de onların elinde.

 

Bu yüzden tohumların mahremiyetine çok önem veriyor bu şirketler.Şirketten ürün satın alırken,tohumlar üzerinde asla bilimsel çalışmalar yapılamaz kaydı da kabul edilmek zorunda..."

&

(NTV bilim/Kasım 2009)

Yorum (0) :: Bağlantı

» 7.11.2009 - "Benzemiyor..."

Kategori: Kitap&Dergi

“Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez...

Yeşil Gladio'nun dinci tetikçileri...
FBI'ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar...
CIA'in kefil olduğu dinci cemaat liderleri...
ABD'den maaş alan dinci köşe yazarları...
Utah'ta TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri...
Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekili...
"Yahudi malları almayın" deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete...
İsim isim... Olay olay...

Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu?
George Soros'un vakıfları, gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde?
Türkiye'de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor?
TSK neden hedefte?
Solcu liberallerin New York'taki akıl hocaları kimler?
Uluslararası Yazarlık Programı (IWP) Türkiye'den nasıl yazar devşiriyor?
Kim bu ödüllü edebiyatçılar?
İsim isim... Olay olay...”

&

 

"Artık zalimlerin gittiği camiye gitmem bir daha..."

 

"Babam bu sözü üç yıl önce söyledi ve o günden sonra bir daha hiç camiye gitmedi.

Babamı tanıyanlar bilir;onun için hiç de kolay alınacak bir karar değildi.

Babam seksen üç yaşında.Beş vakit namaz kılmaya on dört yaşında başlamış..."

 

"Babam o günden sonra Şair İkbal'in yazdığı gibi,"Müslümanlardan kaçıp Müslümanlığa sığındı."

 

"Bunlar İslam'ı,Kuranıkerim'i herkes anlasın istemiyor.

Bunlar Kuranıkerim'in emrettiklerini yapmıyor,yaptıklarını Kuranıkerim'i uyduruyorlar.

İşte dincilik budur.

Ve işte bu kitabın yazılmasının nedeni,babamın camiye gitmemesine neden olan bu Allahsız dincilerdir."

&

"...

Nurettin Topçu,Türkiye düşünce tarihinin,kendine özgü,ilgi çekici,cesur ve omurgalı bir aydınıydı.Ömrü boyunca yazdı ve yazdığı gibi yaşadı.

...

'Anadolu Müslüman sosyalizmi'ne inanmış bir entelektüeldi.'Müslümanların' güler yüzlü Mehmet Ali Aybar'ıydı...

Felsefeciydi;Fransa'da okudu;Paris Sorbonne'da doktora yaptı.Ahlak kuramcısıydı.Doktora tezi,'İsyan Ahlakı'ydı.

...

Nurettin Topçu Osmanlı'da,İbn Rüşdcü Hocazade ile Gazalici Molla Zeyrek arasında yapılan tartışmayı,felsefenin tutarsızlığını iddia eden Gazalici Molla Zeyrek'in kazanmasını,Müslüman yozlaşmasının miladı olarak gördü.

 

Ona göre,felsefesiz bir İslam'da,sorumluluk yerini vazifeye bıraktı;ruh dünyasının akil adamlarının yerini ise gözlerini kapayıp vazifelerini yapan görev adamları aldı."

&

"...

Nurettin Topçu gibi baş davası ahlak olan bir başka aydınımız daha vardı:Cemil Meriç..."

 

"...Cemil Meriç sosyalistti.

Düşüncesi solda,duyguları sağda bir düşün adamıydı."

 

"Cemil Meriç 38 yaşındaydı ve artık hiç göremeyecekti."

 

"Sanıyorum Türk solunun Cemil Meriç'e bir özür borcu var.

Sade cemil Meriç'e mi?

Solcular Nezihe Araz'ı nasıl kaybetti?

Evet,bizim Müslümanları iyi tanıyacağız ki,dincileri ayırt edebilelim."

&

"Soruyorum;

Cahit Zarifoğlu'nun mirasına sahip çıkan temiz Müslümanlar bugün nerededir?

Neden susuyorlar?

Ya Nurettin Topçu'nun,Cemil Meriç'in öğrencileri,yol arkadaşları?

Onlar neden ölüm sessizliğine büründüler?

Hepsi mi 'Müslüman'dan kaçıp Müslümanlığa sığındılar?'..."

&

"Fehmi Koru (ya da müstear ismiyle Taha Kıvanç) uzun yıllar Ankara'da oturdu.Milli Gazete,Zaman macerasından sonra Yeni Şafak'a geçti.

Bu gazetede çalışırken İstanbul'un solcu liberalleriyle yakın oldu.İstanbul'daki hayatı sevmeye başladı;önce Cihangir'e 'çalışma ofisi' kurdu.Burada yatıp kalktı;çalıştı.

Birkaç yıl sonra eşi ve çocuklarını da İstanbul'a getirdi.

Tabii 'çalışma ofisi' kalabalık aileye yetmedi.

Fehmi Koru kararını verdi:...

Beykoz'da bir yalı buldu.

Hayır hayır,burayı yalı olarak almadı.Karışık oldu..."

&

"Evet,gelin Ergenekon'u bir de benden dinleyin;kafanızı çok karıştırdılar çünkü."

 

"Önce Binbaşı Ersever'in İtirafları adlı kitabımı yazdım.Yıl 1993.

Binbaşı Cem Ersever'le 7 Haziran 1993'te tanıştım.

..."

 

"Sonra birileri bazı gazeteleri telefonla arayarak 'Sıra Soner'de dediler.

Kaçtım,kayboldum.

..."

 

"Ergenekon,devlet içinde çeteleşmiş ve kişisel çıkar peşinde olan mafyadır.

 

Dinci-liberal ittifak aksi görüştedir.

Onlara göre Ergenekon salt bir çete değil,bir devlet örgütlenmesidir.Kanunsuzluğunu TSK'dan aldığı güçle yapmaktadır.Amacı darbe yaparak AKP'yi yıkmaktadır.Devletle,TSK'yla hesaplaşmadan bu sorunun ortadan kalkamayacağı görüşündedirler.

...

Aslında bu çevrelerin amacı,Ergenekon'u aydınlatmak değildi.

Ergenekon sadece araçtı.

..."

&

"Solcu-liberaller Osmanlı'daki Tercüme Odası'nda çalışan memurlara benziyor.Fikir olarak ortaya attıkları sadece çeviridir/tercümedir.Bunlar, New York neo-con'larının söylediklerini,yazdıklarını,evirip çevirip yeniymiş,kendi görüşleriymiş gibi yazıp söylüyorlar.

..."

&

"Bugün Türkiye'de Gladio'nun dinci ayağı ortaya çıkarılmamıştır.

Bu karanlık ilişki ortaya çıkarılmalıdır...."

&

 (soner yalçın/bu dinciler o müslümanlara benzemiyor/doğan kitap)

&

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (0) :: Bağlantı

» 7.11.2009 - fuar ve ulaşım...

Kategori: Gazete&Yazar

"...Kitap fuarı şehrin merkezinde olmalı... Panel izlemeye ve kitap satın almaya gidecek olanlar saatlerce yol ve trafik eziyeti çekmemeli.

Denecek ki, fuarlar sektörün tanışma, anlaşma, iş yapma ortamlarıdır. Doğru. Ama binlerce kitap sevdalısının günahı ne?"

&

(Haşmet Babaoğlu/7 Kasım Sabah)

Yorum (0) :: Bağlantı

» 7.11.2009 - "maNga" Avrupa'nın en iyisi...

Kategori: Müzik


http://www.izlesene.com/video/muzik-manga---hayat-bu-iste-/914490

MANGA,
MTV Avrupa Müzik Ödülleri töreninde ‘Avrupa’nın en iyi sanatçısı’ seçildi.

maNga grubunun solisti Ferman, yaptığı konuşmada, “Burada çok Türk yaşadığı için kendimizi Berlin ile kardeş görüyoruz.

Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde söylediği gibi bu ödülü güzel ve yalnız ülkemiz adına alıyoruz” dedi.


 

Yorum (0) :: Bağlantı

» 6.11.2009 - "Bir erkek kediyle,bir parça ciğer..."

"Orhan Veli'nin Karşı adlı kitabının 28.sayfasındaki şiirin başlığında görmüş olabilirsiniz adını:

       

       'Erol Güney'in kedisinin bahar

mevsiminde ve toplum meseleleri karşısında

takındığı tavrı anlatan şiirdir.

 

        Bir erkek kediyle bir parça ciğer;

        Dünyadan bütün beklediği.

        Ne iyi!'

 

Erol Güney'i ve kedisi Edibe'yi,bu mısralarla ölümsüz kılmıştır

Orhan Veli.

 

Erol Güney,1914'te Odesa'da doğmuş bir Yahudi'dir.1920'de ailesiyle İstanbul'a göçer.

Türk vatandaşlığına geçer.1938'de İstanbul Üniversitesi'nin felsefe bölümünü bitirir.

O yıl Hasan Ali Yücel,Maarif Vekili olmuş,dünya klasiklerinin Türkçe'ye kazandırılması için

Tercümee Bürosu'nu kurmaya karar vermiştir.Büronun Rusça sorumlusu Erol Güney olur.

Puşkin,Gogol,Gonçarov,Turgenyev,Dostoyevski ve Çehov'un kitaplarını Türkçe'ye çevirir.İşte o,

çoğumuzun hafızasında iz bırakan beyaz kapaklı,dar,uzun kitapları çıkaran Tercüme Bürosu'nun

yaşayan son çalışanıydı.Aynı zamanda 1945'teki ilk Mavi Yolculuk'un da hayattaki son yolcusuydu.

 

Erol Güney'in hayatı,1955'te tepetaklak olur.AFP'nin Türkiye muhabiridir.SSCB-Türkiye ilişkileriyle ilgili bir haberi

gazetede yayınlanır.Dışişleri bundan hiç hoşlanmaz;Yozgat'a sürülür.New York Times'ta Menderes aleyhine çıkan bir

yazının da ondan kaynaklandığına inanır hükümet.Vatandaşlıktan çıkarılır.

 

Bir süre Fransa'da çalıştıktan sonra,1956'da İsrail'e yerleşir;İstanbul'daki Şalom gazetesine de yazar.Ancak 35 yıl sonra,kovulduğu ülkeye turist vizesiyle

dönecek,böylece anıları Erol Güney'in Ke(n)disi adlı kitapta toplanacaktır."

 

(Haluk Oral/NTV tarih/Kasım 2009)

&

"Sevgili,

“Çıkar mısın bahar günü sokağa

İşte böyle olursun

Böyle yattığın yerde

Düşünür düşünür

Durursun”

Orhan Veli, yakın dostu, Tercüme Bürosu’ndan arkadaşı Erol Güney’in, gebe kalan kedisi Edibe için yazmıştır yukarıdaki “Erol Güney’in Kedisi” şiirini.

Onlar, Melih Cevdet, Orhan Veli, Oktay Rifat, Sabahattin Eyüboğlu, Erol Güney ve diğerleri... Onlar sözcük şövalyeleri, 20. yüzyıl Türk Rönesansı’nın beyleri...

Evet ya Türk Rönesansı!.. Geriye yapıtları kalmamış olsa kimse, bugünkü halimize bakarak, yirminci yüzyılın ilkyarısında bir Türk Rönesansı yaşadığımıza inanmaz...

Yüzyılın başında (1914) Odesa’da doğmuş olan Michel Rottenberg’in, çocukken ailesiyle göçtüğü Türkiye’de Erol Güney olup Anadolu halkına çeviri yoluyla değerli eserler kazandıracağını, dönemin efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ile dostluk kuracağını kim düşünebilirdi?

Erol Güney de kendisini Gaziantep’te felsefe öğretmenliği için sakıncalı bulan ama sonra ülkenin önde gelen aydınlarından biri haline gelmesinin önünü tıkamayan Türkiye’yi bir gün terk edeceğini, uzun verimli ömrünü 2009 Ekimi’nde İsrail’de tamamlayacağını hiç düşünebilir miydi dersin?

Şu insan yaşamı, kimi zaman kaç metamorfozu sığdırabiliyor içine...

Tanımak onurunu duyduğum Erol Güney’i gördüğüm zaman utanç kaplamazdı içimi, çünkü bilirdim ki, ne olursa olsun, burası ikimizin de yurduydu; keyfiyle, onuruyla, utancıyla, her şeyine ortaktık onun.

Onun için, ayrıldığından beri Türkiye, “orada bir toprak var uzakta, gitmesek de kalmasak da, o toprak bizim vatanımızdır” idi..."

(Ali Sirmen/25.10.2009 Cumhuriyet)

&

 

Yorum (0) :: Bağlantı

» 5.11.2009 - seyahat halleri...

 

"Kış tam olarak ne zaman geldi, söylemesi zor.Sonbaharın bitişi ve kışın amansız gerçekliğiyle şehre hükmedişi,tıpkı bir insanın göze çarpmayacak kadar yavaş ve günbegün yaşlanması gibi adım adım oldu.Önce akşamlar serinledi,sonra sağanak yağmurlar başladı,bunları Atlantik rüzgarları,sis,yaprak dökümü ve günlerin kısalması izledi.Gerçi hala bazı rahatlama anları yaşanmıyor değildi,kimi sabahlar gökyüzü parlak mavi oluyor ve sıkı giyinmeden sokağa çıkabiliyordu insan...”

 

"Yaşamımıza hükmeden mutluluk arayışıysa,bu arayışın dinamiklerini bütün harareti ve paradokslarıyla) açığa çıkaran nadir etkinliklerden biri seyahatlerimizdir.Seyahatler dolaylı da olsa,iş ortamının ve ayakta kalma mücadelesinin ağır koşullarından sıyrıldığımızda nasıl bir yaşamımız olacağını,istediğimiz gibi yaşamaktan ne anladığımızı ortaya koyar..."

 

"Nereye gitmemiz gerektiği konusunda bize tavsiyede bulunan çoktur ama neden ve nasıl gideceğimizi söyleyen yoktur.Oysa seyahat sanatının doğal olarak akıllarda uyandıracağı sorular bu kadar basit ve önemsiz değildir,üstelik seyahat sanatı üzerine yapılacak araştırmalar,Yunan filozoflarının eudaimonia ya da mutluluk diye adlandırdıkları anlayışa mütevazı bir katkı sağlayabilir."

&

"Mutluluk,bizim beklentilerimizdeki gibi kesintisiz ve uzun süren bir memnuniyet duygusu değildir.Aksine,aklın ve bilincin de işin içinde olduğu,kısacık ve tesadüfi bir olgudur:kısa bir süre için dünyayı çok net algılarız;geçmişin ve geleceğin olumlu düşünceleri bir araya gelir ve endişeler ortadan kaybolur.Fakat bu durumun on dakikadan daha uzun sürdüğü pek nadirdir..."

 

"Seyahat bitip de eve döndüğümüzde,seyahat boyunca bizi ara ara yoklayan gelecek endişesi unutulur gider.Acaba tatilimizin kaçta kaçını geleceği düşünerek geçirmişizdir?Seyahatimizin kaçta kaçını,o anda olmadığımız bir yerde olduğumuzu hayal ederek harcamışızdır?Bu sorular cevapsız kalır,üstelik eve döner dönmez hafızamızdan ilk silinecek meseleler bunlar.Bir yere gitmeden önceki beklentilerimiz ve o yerden döndükten sonraki anılarımız müthiş bir saflık taşır:bir yer,en saf haliyle,beklentilerde ve anılarda varolur."

 

"Ufacık bir küskünlüğün,güzel bir otelin yaşatacağı o koskoca hisleri nasıl yerle bir ettiğine şaşırıyorsak eğer,bu şaşkınlık,ruh halimize nelerin şekil verdiğini yanlış anlamamızdan kaynaklanır.Evdeyken hüzünlüyüzdür çünkü hava kötüdür ve binalar çirkindir;ancak tropikal bir adada (hurma ağaçlarının ve masmavi bir gökyüzünün altında yaşanan acı bir tartışmadan sonra) gökyüzünün durumunun ya da yaşadığımız yerin görünümünün bizi tek başına mutluluğa sürüklemeyeceğini ya da durduk yerde sefil etmeyeceğini öğreniveririz"

&

"...Baudelaire'in yaşamöyküsünde bir ayrıntı çarpar gözümüze:yaşamı boyunca limanlar,rıhtımlar,tren istasyonları,trenler,gemiler ve otel odaları gibi seyahat mekanlarına karşı büyük bir ilgi duymuştur,bu fani seyahat mekanlarında kendini evindeymiş gibi rahat hissetmiştir,üstelik yaşadığı yerde hissetmediği kadar.Ne vakit Paris'teki atmosferden bunalsa;dünya,gözüne "tekdüze ve küçük" görünse alır başını gider,yaşadığı mekanı yalnızca "terk etmek adına erk eder" ve bir limandan ya da bir tren istasyonundan acı acı seslenir:

 

  Ey vapur,beni de götür yanında!Ey gemi,çal beni buradan!

Uzaklara,çok uzaklara götür!Burada çamura dönüyor bütün gözyaşları!..."

&

(Alain de Botton/seyahat sanatı/çeviren:ahu sıla bayer)

 

 

Yorum (0) :: Bağlantı

» 3.11.2009 - "ruh taşıyabilsin diye bedeni..."

Kategori: Şiir&Şair

Balıkçı

 

Dağdan yuvarlanmış

süngere benzeyen kayayı

yumuşacık hayal ediyor balık.

 

Kıyıya çarpan

boşalmış denizkabuklar'nın

taşlaşmasına aldırmadan

dalgalara bırakıyor çocuk,

yeniden yaşayabilirmiş gibi

bu-hayat tarafından öldürülmüş şeyler.

 

Teknenin kaburgasına sinen tuz

deniz kayıklarının göğsünde

kekiğin mor kokusu...

Ve onca güzelliğin içinde

bir tek sevgilide cisimleşiyor Güzellik,

şiir sanatına elverişli

bir söylenceye dönüşüp.

 

Kendi güzelliğ'ni bilmiyor

şiire başlık olan balıkçı.

Oysa bilinmek ister güzellik de

çıkabilsin diye su yüzüne,

ruh taşıyabilsin diye bedeni

ve beden ruhu.

 

(Mehmet Yaşın)

 

Yorum (0) :: Bağlantı

» 2.11.2009 - "Unutulmaz çelişki..."

"Frans Hals'ın yaptığı son iki büyük resim,on yedinci yüzyılda Hollanda'nın Haarlem kentindeki Yoksul Yaşlılar Bakımevi'nin Erkek Yöneticileri ve Kadın Yöneticileri'ni gösteren resimleridir.Bunlar ısmarlanmış seyirlik portrelerdir.O zamanlar artık sekseninin üstünde yaşlı bir adam olan Hals,yoksuldur.Yaşamının  büyük kesimi borç içinde geçmiştir.Bu resimleri yapmaya başladığı 1664 yılının kışında kendisine genel vakıftan iki yük tezek verilmiştir,yoksa soğuktan ölecektir.

 

Yazar bu gerçekleri sıralıyor;sonra da bu resimlerde modellerin eleştirisini aramanın yanlış olduğunu söylüyor.Hals'ın bu insanlara karşı kızgınlık duyduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur diyor.Bununla birlikte yazar bunları dikkate değer sanat yapıtları sayıyor ve bu gözleminin nedenini de açıklıyor."

 

"Bu önemli görüş şudur:Erkek ve Kadın Yöneticiler karşılarında duran Hals'a,ününü yitirmiş,vakıf yardımıyla yaşayan yoksul yaşlı ressama bakmaktadırlar:Hals onları her şeye karşın nesnel olmaya (yani bir yoksulun bakışından kurtulmaya) çalışan yoksul bir adamın gözleriyle inceler.Resimlerdeki dram budur aslında."Unutulmaz çelişki"nin dramı."

&

(john berger/görme biçimleri/çeviren:yurdanur salman/metis)

Yorum (0) :: Bağlantı

» 2.11.2009 - moron...

Kategori: Spor

Gönderen:Chakma Feylesof

 

Acaba Ertuğrul Özkök,

Serdar Turgut'u "izah etmek" için yazdığı yazının

benzerini,

Ercan Saatçi için de uygun görür mü?

Şöyle diyebilir mi

mesela:

"Ercan Saatçi'nin en sevdiği kelimelerden biri "oksimoron"dur.

Yani yan yana gelmesi mümkün olmayan iki sıfat veya kelimenin birlikte kullanılmasını ifade eder."

Yorum (0) :: Bağlantı

» 2.11.2009 - GDO...

Kategori: Çevre&iklim

 

Gönderen:Chakma Feylesof

 

 

26 Ekim 2009 tarihli,27388 sayılı resmi gazetede sessiz sedasız yayımlanan  yönetmelik,

ardından bu yönetmeliğe gelen tepkiler

bu kararı alanların genetiğini bozacak gibi görünüyor...

 

Ya,anladık,tarım bilmemnesinin üyeleri olarak ABD'li firmanın cebinden geziler/konaklamalar/duraklamalar

yaptınız da,yönetmeliğe,

 

"GDO suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz."

 ifadesini koymak nereden aklınıza geldi?

N'olur o zaman?

GDO'lu ürün zararlı çağrışımlar yaptırır da satışları düşer,

cirocukları mı azalır

tosuncukların...

Ne diyordu Necati Doğru:

"Anadolu’nun tarlalarında, bostanlarında, bağlarında, ovalarında, dağlarında, yaylalarında yaşayan bütün yılanlar, çıyanlar, akrepler bir olacaklar, vatansever bilinçle, sizleri sokacaklar.

Fareler de uyanacaklar.

Siz uyurken...

Kulağınızdan ısıracaklar.

GDO’ya giriş izni verdiniz.

Tarımı GDO’ya vidaladınız.

...

AB ülkeleri, “GDO’ya Frankeştayn ürün” adını taktı, kılı kırk yarıyorlar.

 Çünkü genetiği değiştirilmiş tohumdan üretilen bitkiler, onlardan elde edilmiş gıdalar; yiyeni yavaşça öldürüyor.

 Usul usul salaklaştırıyor. İnsanda ve hayvanda organ hasarı, karaciğer yetmezliği, böbrek kifayetsizliği, kısırlık,

erken doğum, düşük ne varsa kötü hastalık hepsini bu genetiği değiştirilmiş organizma(GDO) adı verilen ürünler yapıyor.

...

Yılanlarla çıyanlar...

Akreplerle fareler...

Vatan bilinciyle uyanacaklar...

Bir gün mutlaka...
"






 

 

 

 

 

Yorum (0) :: Bağlantı

Bağlantılar


» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım
» e-posta
» Blog RSS
» derin mevzuat
» siyahkahve.
» ergin yıldızoğlu
» cumhuriyet
» tii-vii'de ne var?
» beleş gazete:)
» emre hoca
» gümrükler
» sunay bey sitesi
» blog kazanı
» ara ara...bulursun.
» it cazı
» Küçük/büyük gitarcı...
» memleket nazım hikmet...
» film gibi...
» kim o?
» kitap deposu
» düşünüyorum,o halde...
» adını söyle,ne olduğunu söyleyeyim:)
» çok gezen mi,çok okuyan mı?gezerek okuyan mı?
» divan
» zugaşi...berepe...
» rubaiyat
» Kuran ne diyor?
» şairin kavgası şiirden öte (mi)...
» havuzda dergi
» tavada medya
» sinema
» dizi dizi diziler
» replikler
» kitap paylaşımı...gezici.
» erkan akıncı-mantolama
» ece temelkuran
» edebiyat sözlüğü
» doğru türkçe
» if İstanbul
» Google çeviriyor
» Varlık dergisi
» edebiyat fakültesi
» radyo
» yazım kılavuzu
» perihan mağden
» almadovar teorisyeni

Kategoriler


  • Bilim
  • Deneme&yazılar
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Felsefe
  • Fotoğraf
  • Gazete&Yazar
  • Gezi
  • Gümrük&Dış ticaret
  • Hukuk
  • içimden okuduklarım
  • Kitap&Dergi
  • Konuk Yazar
  • Mizah
  • Müzik
  • Polemik
  • Politika
  • Roman&Anı&Deneme
  • Sinema&Tiyatro&Tv
  • Spor
  • Sözcükler&Yazım Kılavuzu
  • Tarih
  • Teknoloji&internet
  • Yaşam
  • Yemek
  • Çevre&iklim
  • Öykü
  • Şiir&Şair

  • Arkadaşlar

    EkleBunu RSS Ekle Butonu


    ;
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:44
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa