12 07 2017

'bir sınava girdim çocukken...'

    SINAV BAKANI   bir sınava girdim çocukken; çok kolaydı başarısız olmam mümkün değildi. S1.Ay’ın tadını tanımlayın. yıldız ışığı aromasına sahip kozmos gibidir tadı… S2.aşk ne renktir? Aşk, çölde kaybolan bir adamın bulduğu suyun rengidir, diye yazdım. S3.kar taneleri neden erir? erirler çünkü Tanrı’nın sıcak diline yağarlar, dedim. bir o kadar kolay başka sorular da vardı. Âdem’in cennetten kovulduğu zamanki Istırabını tanımladım. bir filin rüyasının eksiksiz ağırlığını yazdım ama bugün, yıllar sonra geçinmek için sokakları süpürürüm ya da lüks otellerin tuvaletlerini temizlerim. niçin? çünkü sınavlarımda sürekli başarısız oldum. niçin? şey…izin verin bir sınav yapayım. S1.bir çocuğun hayal gücü ne kadar geniştir? S2.Sınav Bakanının ruhu ne kadar sığdır? * Brian PATENT * Çeviren: Yeliz ALTUNEL * (Cevat ÇAPAN/şiir atlası/cumhuriyet kitap)   Devamı

08 07 2017

'adalet yürüyüşü...'

fotoğraf:Can Erok/DHA Devamı

11 06 2017

"içinden türküler geçen roman..."

    Hasan Ali Toptaş  “Kuşlar Yasına Gider” romanında, Hasta babasının yanında olmak için defalarca gitti geldi,Ankara-Denizli arasında. Bu yolculuklar esnasında da otomobilinin radyosundan bol bol türkü dinledi. O türkülerden bir demet işte… &   “Direksiyon başında dikkatim dağılıp gitmesin diye ben de arabanın radyosunu açmış,o an karşıma çıkıveren “Avluda bağlıdır yiğidin atı” türküsünü dinliyordum. Kemandaki tavrından ve genizden geliyormuş gibi görünen o şişkin avurtlu,esmer sesinden ötürü seviyordum Seyit Çevik’i…”   “Hiç kuşkusuz,Bulduk Usta’nın,Muharrem Ertaş’ın, Çekiç Ali’nin ve Hacı Taşan’ın genişlettiği topraklardan çeşitli rüzgarlar getirdiği ve bu rüzgarları sesinin avlusunda gezdirdiği için de seviyordum..”   “…tek başıma Denizli’ye doğru yola çıktım.Bir yandan da müzik dinledim direksiyonda,Zaralı Halil’in, Hacı Taşan’ın,Fatma Türkan Yardımcı’nın,Hisarlı Ahmet’in,Nezahat Bayram’ın ve Talip Özkan’ın söylediği türküler hatıralarımın kıyısına köşesine çarparak kulaklarımda ve ruhumda yankılandı durdu.”   “Bayat’ı geçip küçük tepelerin arasından yukarıya,Köroğlu Beli’ne doğru tırmanmaya başladığında artık Hacı Taşan yorulmuş,bağlamasını Dinek Dağı’na yaslayıp hayalimde Yirik Yaşar’ın meyhanesine gitmiş, sırayı da “Şu karşıki dağda kar var duman yok/benim sevdiceğimde din var iman yok”u söyleyen Fatma Türkan Yamacı’ya bırakmıştı….”   “Afyon’a kadar “Yağan Yağmur” dan başlayar... Devamı

28 05 2017

"sizi rahatsız etmeye geldim..."

  140 karakterle İran gezisi ve Ali Şeriati… * Catay‏ @thecatay Hazırızm. Yarın yola çıkıyorum. Salıdan itibaren size İran gezdireceyim. Dünyanın bu en köklü medeniyetlerinden birini beraber tanıyacağız Catay‏ @thecatay     Biraz Ali Şeriati'den bahsedelim. Doktor Şeriati İran'da marksist-islam geleneğinin fikir babası. "Sizi rahatsız etmeye geldim" lafı da onun     Catay‏ @thecatay     Şeriati "Geceyi aç geçirip kılıcına davranmayanın aklına şaşarım" diyen Ebu Zer geleneğinden geliyor. Bizdeki İhsan Eliaçık gibi   Şeriati gençliğinde İran'da hapse atılıyor çıkınca Fransaya gidiyor. Orda da Cezayir devrimi atmosferi var. Batı düşüncelerinin içine giriyo Batıdan çıkan düşüncelerin doğuya çözüm olamayacağını söylüyor. Marksizmin ekonomik ayağını benimsiyor ama materyalizmine karşı çıkıyor İslami marksizm düşüncesini geliştiriyor. Hatta müslüman olamıyorsanız marksist olun diye bir lafı da var. 77 de Savag öldürüyor Şeriati'yi Şeriati'nin özellikle hümanizm, liberalizm, kapitalizm, materyalizm, varoluşçuluk ve Sartre eleştirileri mükemmeldir. Müthiş eleştiri yapıyo Ama iş çözüm üretmeye gelince o müthişlik yok çünkü ne olursa olsun sonuçta dinden kopamayan bir çözümü var. Yine de tutarlı ve güçlüdür Devrim zamanı Halkın mücahitleri adındaki sol-islami örgüt de felsefesini Şeriati'den alır. Şah'ın devrilmesine etkisi çok fazla Devrimden sonra Humeyni solcu herkesi keserken mücahitleri de kesti. İran devrimini anlatırken bundan ayrıca bahsedicem. T... Devamı

27 03 2017

'sen yarayı hatırla...'

sen yarayı hatırla... |  görsel 1

  Aydın Selcen‏   @AydnSelcen : Eğer ben devlet radyosunda Eric Satie'nin Gymnopedie'lerini dinleyebiliyorsam hala, acaba umutlansam mı biraz? Teşekkürler @TRTRadyo3   * Alp‏    @AlpSirman   Yaza kalmış 3 ay kışın yenen börekler, instagramda paylaşılan rakılar.. ve göbek.. Kısa zamanda kolayca vermek gerek al sana uygun kurban   * Erhan Tığlı‏ @erhantigli     Önemli bir problem yetkinizi aştığı halde size danışılıyorsa, kahramanlık yapmayın. Çünki bir olaya çözüm değil,suçlu aranıyordur.   *   Yiğit Yavuz‏ @Radyomani     "Eline sağlık" deniryor; hadi "yüreğine sağlık" da kabul olunsun. Fakat "emeğine sağlık" diye bir şey yok arkadaşlar :)   *   Mine Gezen‏ @MinePsikolog     Bir şeyi kaybetmenin acısı yalnizca bir süre devam eder ancak kaybın anlamını kaybetmek yaşam boyu devam edecektir.   * C.‏ @CiovanniDrogo     Servisin "çöpe atın" dediği çamaşır makinesini 3,5 liralık japon yapıştırıcıyla tamir ettim   * Société Historique‏ @shsociete     Günaydın. Selçuklu'nun Şifreleri adlı yeni bir kitabın "kaynakçası". Bir kaynakça böyle gösterilmez, iki lisedeyken daha iyi ödevlerim vardı   * filiz‏ @Filizinska     Fedakarlık sen yaparken kimsenin görmediği, zamanla görevin haline gelen ve yapmadığında suçlanacağın, mutlaka seni zehirleyen bir irindir   * Neşe Özgen‏ @HNOzgen   Kaybın olmamış gibi olması mümkün değil ... Devamı

05 02 2017

"şimdi ne anlatsam..."

şimdi ne anlatsam... |  görsel 1

      Şimdi Ne Anlatsam İnanmazsısınız   İsa ile beraber doğdum görmediniz ben Meryem’in cami avlusuna bıraktığı çocuk fareler okşadı ilk kez bedenimi Hindu tapınağında kutsal bir inekten içtim ilk sütümü buluttan yatağımda ve Kabe’nin dibinde öldüm yalnız kimsesiz bir tek ahlat ağladı halime, siz bilmezsiniz ben Muhammed’in perçemine dokunmuş çocuk şimdi ne anlatsam inanmazsınız   ben çizdim piramitleri Mısır’da oysa; ne çok öldünüz Firavunla yan yana,yana yana yatarız; sessiz sitemsiz çok dolaştık Çelebi ile evliya koydum adını Mevlana yoruldu düşünmekten, o söyledi ben yazdım Ferhat tükendi delerken dağı, O dinlendi ben kazdım Yunus’u yalnız sanırsınız, ben onunla çok gezdim Veysel size şaka yaptı, o ezgiydi ben gözdüm aslında siz beni bilirsiniz, bilirsiniz ama şimdi ne anlatsam inanmazsınız   bir mimar vardı, adı Sinan kendi umman o başladı ben bitirdim kubbelerini bir Hezarfen vardı, adı Ahmet kendi yaman ben ittim Galata’dan siz görmediniz benim adım insanoğlu aslında tanırsınız tanırsınız ama şimdi ne anlatsam inanmazsınız…   Bülent Top       Devamı

04 02 2017

"koş Murakami koş..."

koş Murakami koş... |  görsel 1

      Haruki Murakami ”sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”,felsefesine dibine kadar inanan ve bunu kendi yaşamında disiplinli şekilde uygulayan bir yazar. ”Koşmasaydım Yazamazdım” adında kitabı var,daha ne olsun?Ancak kabul etmek gerekir,koşmak ona yakışıyor. Koş Murakami koş! Hele bir 100 kilometrelik ultra maraton koşma tecrübesini kaleme aldığı bir denemesi var ki,benim diyen alet bu duygularının farkında değildir: * “Aşağıda okuyacağınız,o yarıştan günler sonra unutmadan diyerek toparladığım,ruh halimi anlatan deneme tarzı bir metin.Aradan on yıl geçtikten tekrar okuyunca,o gün koşarken düşündüğüm,hissettiğim şeyleri oldukça net bir şekilde anımsayabiliyorum.O çetin yarışın,sevinmem gereken ya da gerekmeyen şeylere dair içimde nasıl bir his bıraktığını,ana hatlarıyla herkesin anlamasını isterim.Buna rağmen,ben böyle şeyleri anlayamam,diyenler de olacaktır belki de. * Saromo Gölü 100 kilometre ultra maratonu,her yıl haziranda yağmur mevsiminin olmadığı Hokkaido’da düzenlenir…Start zamanı olan sabahın erken saatleri,özellikle soğuk insanın iliğine işler.Bu yüzden üşümemek için yeterince kalın giysiler giymek gerekir.Güneş yükselip de vücut gitgide ısınmaya başlayınca,sanki dönüşüm üstüne dönüşüm geçirerek gelişimini tamamlamış böcek gibi,koşucular giydikleri şeyleri koşarken tek tek çıkartıp atarlar.Eğer yağmur yağacak olursa,soğuk kendini iyice hissettirir.Fakat şansıma o gün gökyüzü tamamen bulutla kaplı olsa da sonuna kadar tek bir damla bile yağmur yağmadı. Gerçekten koşanlar bilir,ama bu oldukça büyük bir göldür…Tüm parkur boyunca trafik düzenlemesi diye bir şey yoktur,ama zaten hem araba hem de insan... Devamı

23 12 2016

"ötede ve odada..."

ötede ve odada... |  görsel 1

      ÖTEDE   Çatı uçmuş camlar kırık pencereden kar geliyor yığılıyor üstüne yazı masasının koltuğun üstüne atılı şalın ağır ağır örtüyor yere düşmüş bir kitabı   * Güven TURAN * “ARDIL” * Devamı

23 12 2016

"daha yukarılarda..."

daha yukarılarda... |  görsel 1

    “Tanıdıklarım”dan-Müjdat Gezen: Ankara’da bir üniversitede konuşma yapacağım.ADD’den bir çocuk yanıma geldi.Ezilip büzülüyor. “Söyle” dedim.”Hocam başka bir okuldan bir arkadaş var,bizim toplantılara dışarıdan gelip konuşmacılara tuhaf sorular soruyor,üzülüyoruz” dedi. “Üzülmeyin” dedim.”Benimle dans etmek istiyorsa ayağıma basmasın kafi.” Konuşmayı yaptım.Bir saat sürdü.Sorular soruyorlar Atatürk’le ilgili.Yanıtlıyorum. Tam kalkacağım,bir el havaya kalktı.Binlerce göz o yöne döndü.(Zaten binin üstünde öğrenci vardı salonda) “Siz bir Atatürkçü olarak…” “Ben Atatürkçü değilim” dedim. “Bir Kemalist olarak…” “Ben Kemalist de değilim.” “Ya nesiniz o zaman?” “Oğlum öyle ‘izmler falan beni kesmez.Bizimkisi sevda,daha yukarılarda bir duygu” dedim. “Madem bu kadar seviyorsunuz,hiç mi kusuru yok?” dedi. “Kusursuz kul olmaz,vardır elbet.Neyse sen söyle.” “Genç oğlanlara meraklı olduğu söylenir…” Salon buz gibi oldu.Yukarıdan bana bir el uzandı.Anında yanıt verdim, “Bunu ilk defa duyuyorum,ama eğer öyleyse sen o treni kaçırdın” dedim. Salonda bir alkış koptu,durmuyor. O zavallı genç,az sonra eğilerek salondan çıktı gitti… * Selçuk ALTUN * KİTAP İÇİN (Cumhuriyet kitap eki-1 Aralık 2016) * Devamı

02 11 2016

"kusursuz..."

kusursuz... |  görsel 1

  Jorge Luis Borges’in “kusursuz” olarak nitelediği roman;Arjantinli Adolfo Bioy Casares’in yazdığı “Morel’in Buluşu.” Türkçe ilk baskısı 1990 yılında “Gece Yayınları” tarafından yapılan ve Çiğdem Öztürk tarafından çevrilen kitabın,”Helikopter Yayınları” tarafından Kasım 2008’de 1.basımı,Mart 2016’da da 2.basımı yayımlanmış. Yeni baskıyı Türkçeye çeviren ise Nevzat Yılmaz. * Borges 2 Kasım 1940 tarihinde romana yazdığı önsözde; “Entrikanın ayrıntılarını yazarıyla tartıştım,onu yeniden okudum;onu kusursuz olarak nitelemenin yanlışlık ya da abartma olacağını sanmıyorum.” demiş. Kefilin kim olduğu dikkate alındığında,karşımızda büyük bir roman olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yok tabii:) * Peki  97 sayfalık bu romanın kerameti nereden kaynaklanıyor acaba? Edebiyat eleştirmenleri İncelemişler,irdelemişler,ıcığını cıcığını çıkarmışlar,tasvir edememişler; bir şeyi de anlamayın zaten,gizemli kalsın. * Neyse,spoiler içermeyen bu yazının konusu romanın ada’sı,kaçağı,gizemi ya da “Lost” dizisine esin kaynağı olması değil zaten;google’dan bakılabilir. Borges’in “Önsöz”ünden okuyalım: “Stevenson,1882’ye doğru,İngiliz okuyucuların romanlardaki beklenmedik olguları hor gördüklerini,basit,verimsiz bir konuyla ya da konusuz roman yazmanın daha ustaca olacağını düşündüklerini gözlemliyordu.Jose Ortega y Gasset –Sanatın İnsanlaştırılması,1925-Stevenson’ın gözlemlediği aşağılamayı çözümlemeyi dener ve 96’ıncı sayfada “bugün yüksek duyarlılığımızı ilgilendirebilecek bir serüven bulmanın güç olduğunu” ve 97’inci sayfada böyle bir bul... Devamı

17 10 2016

"Musul Savaşı ve Madonna..."

Musul Savaşı ve Madonna... |  görsel 1

    Bu sabah haber kanalları,Amerika’nın başını çektiği ve 36 ülkeden oluşan Koalisyon güçlerinin,iki yıldır IŞİD’in elinde bulunan Musul’u geri almak için kenti abluka altına aldığını duyurdu. Televizyon ve internet sitelerinde gün boyunca ayrıntılar verildi. Adına operasyon denilse de,bildiğimiz savaş aslında. Mevzubahis Ortadoğu olunca gerisinin teferruat olduğu şu günlerde,konu elbette bizi de yakından ilgilendiriyor. Ancak bu arada ülkemizde başka bir şey oldu; bir yazar ve bir kitap bu hayati meselenin önüne geçti,büyük savaş ikinci plana düştü. Operasyonun başladığı sıralarda, Televizyon kanalı Tv8’de “Aramızda Kalmasın” adlı program yayınlanıyordu. Konu “Kürk Mantolu Madonna” romanının sinemaya uyarlanmasıyla ilgiliydi. Kitabın adında “Madonna” geçince,programın sunucularından bir hanım Amerikalı şarkıcı  “Madonna” sanarak  başladı “sallamaya”. Ama öyle böyle değil; “bir kadın vardı,o da Madonna’yla alakalı bir kitap yazmıştı”,diye başlayıp üst perdeden ahkamlarını sıralıyor. Bu abla bir de twitter’dan “okumuyoruz,cahiliz,napıcaz “falan diye zamanında yakınmış:) Neyse,sonunda moderatör tarafından konunun şarkıcı Madonna değil, Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yazdığı bir romanın kahramanı olduğu açıklandı.Bu durumda aklı başında biri ne yapar? Aaa,öyle mi?özür dilerim,yanlış anladım,falan der değil mi? Hayır,öyle demedi,”o yıllarda Madonna var mıydı?” diye sordu. Ne Sabahattin Ali okumamak ayıp,ne de “Kürk Mantolu Madonna”yı bilmemek; ayıp olan bilmediğin konularda biliyormuş gibi yapıp, milyonların önünde bilgiçlik taslamak. Bu da ders olsun. ... Devamı