12 03 2018

'sıfır noktasında...'

    B.H.KARAYAVUZOĞLU     “SIFIR NOKTASINDAKİ KADIN”   Kimi insanlar vardır, gözünüzün önünde dururlar ancak temasınız olmadığı için onların dünyasıyla bir bağlantınız olmaz kısaca ona dokunmadığınız için çok şey kaybettiğinizin farkında olmazsınız. Tanışıp konuştukça da ben bu insanı niye daha önce tanımadım diye hayıflanırız. İnsanlar gibi kitaplarda vardır geç tanışmış olmanın geç okumuş olmanın ezikliğini hissettiğiniz kitaplar. Neval El Seddavi tarafından yazılmış “Sıfır Noktasındaki Kadın” kitabı benim için böyle bir kitap. Bugüne kadar önümde duran bu kitabı nasıl okumamışım diye kendime kızdım. Türkçe ilk basımı 1987 yılında yapılmış bu kitabın “metis” yayınlarından çıkmış baskısını okumanın mutluluğu içerisindeyim. Kitabın tanıtımında geçen ifadeler şöyle;“Dünya'nın herhangi bir köşesinde herhangi bir insan sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor. Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşam arasındaki sınırda.” Neval El Seddavi, ölüm hücresinde "cinayet" zanlısı Mısırlı fahişe Firdevs'le konuşuyor. Firdevs'in anlattığı yaşam öyküsünü aktarıyor bize. Bu dünyada kadın olmanın, "fahişe" olmanın ne anlama gelebileceğini okuyoruz bu "içe işleyen" yaşam öyküsünde. Sıfır noktası neresidir?” Söz konusu kitap tanıtımında ” Bu dünyada kadın olmanın, "fahişe" olmanın ne anlama gelebileceğini , "içe işleyen" yaşam öyküsünde “olduğunu düşünebilirsiniz, ancak kitap erkeğin erkek olmaktan kaynaklanan tüm kirli ve pis yüzünü ortaya koyan bir kitap. Erkeğin tüm kiri ve çirkinliği ile y... Devamı

06 03 2018

'kriz çıkmaz,ajandamda boş yer yok.'

Selçuk  ALTUN   *  ‘Selamün Aleyküm’ mahlaslı o İsrailli yazar’ *     “Sekseninci doğum gününde; örnek eş, anne ve eğitmen yengem Naciye Eminsoy için” * 4426- Sahafbaşı Emin Nedret İşli, 2009’da Sahaf Turkuaz’a davet etti, yakınlarda vefat eden ünlü bir iş adamının kitaplığını almıştı ve ilgileneceğim parçalar vardı. Musevi iş adamı, daha çok Musevi yazarların (Franz Kafka, Isaac Bas­hevis Singer, Arthur Koestler…) kitaplarına odaklanmıştı ama benim dikkatimi, yorgun kitapların arasına karışmış bir küçük telefon defteri çekti. Üç adet İngilizce, ilk baskı ro­man alınca Nedret, Royal Caribbean Cruise Line antetli gizemli defteri hediye etti. Def­ter, iş adamının yurt dışı dünyasıyla ilgiliydi; iş yaptığı şirket ve fabrikalar, banka ve ünlü bankerler, lüks otel ve mağazalar ile yurt dışında mukim arkadaşlarının telefon ve adreslerini içeriyordu. İlk bakışta dikkatimi çekenler Safra Bank’ın ünlü bir ortağıyla, Türkiye göçmeni şarkıcı Neil Sedaka’nın bir akrabasıydı. (Sedaka İbranice’de “Sadaka” demektir.)   (Spotify’dan bir Neil Sedaka önerisi: “Oh! Carol”) * 4427- Defter geçenlerde yine elime geçti, açtığım ilk sayfada “Mario-İnci Modiano” adları dikkatimi çekti, iletişim yerinde Atina’da bir cadde belirtilmişti. Aklıma 2014 Nobelist’i Patrick Modiano (doğ. 1945) geldi, Fransız yazarın dedesi Osmanlı vatandaşı bir Selanik Musevisi’ydi. Derhal Hazreti Google’a başvurdum. Mario Modiano (1926-2013) The Times’da otuz sekiz yıl çalışmış araştırmacı-gazeteci ve Yunanistan vatandaşı bir Musevi’ydi. Karısı... Devamı

04 02 2018

'sallamak güzel şey...'

    “Bir deneysel roman projesi: İlk bölümü,tek sayfa ve tek sözcüklerden oluşan cümleler; İkinci bölümü,iki sayfa ve iki sözcükten oluşan cümleler; Üçüncü bölümü,üç sayfa ve üç sözcükten oluşan cümlelerden mürekkep! Nerede biteceği (y)azarın sabrına havale.” * “Karım odanın penceresinden sokağı izlerken de mesai yaptığımın farkında değil” diye yakındığını anımsarım bir Amerikalı yazarın.Ben ise mesaimin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini kestirememenin keyfini sürerim. * “Kitaplığımda bile bile aldığım sahte imzalı (fiyatı ehvendi) bir kitap var.2015’te, online sahaf ortamı Abebooks’ta safari yaparken bulduğum ve Taner Baybars’ın İngilizceye çevirdiği ‘The Moscow Symphony’ nin, Nazım Hikmet tarafından imzalandığı iddia ediliyordu.Oysa kitap 1971’de yayımlanmış,Nazım Hikmet ise 1963’te ölmüştü.Güya Nazım Hikmet Kate D. İle Richard J’ye 1969’da imzaladığı kitapta, ‘Beni hapisten kurtarma çabalarınıza teşekkür ve tüm iyi dileklerle’ diyordu.(Sallamak güzel şey be kardeşim!) * Selçuk ALTUN * Cumhuriyet Kitap * 1 Şubat 2018 *         Devamı

19 12 2017

'ah papatya...'

  Papatyalarla Fısıldaşan Aşk   “Sevmek ne demektir bilir misiniz? Bazen bir uçurum, bazen ise bir köprü. Peki bu duygu ne zaman başlar desem. Dedikleri gibi sevginin ve sevdanın yaşı yoktur; insan kendi beynini yönetemez. Kendisini vazgeçiremez. Her an, her yerde kaplayabilir içimiz bu duygular. Kapattığınız o defteri belki bir şarkı, belki de sokakta duvarda yazan rastgele bir yazı tekrar gün yüzüne çıkartabilir. Duygularımızı en derinden ve en yoğundan yaşadığımız gençlik dönemi bizlere oldukça zor anlar yaşatabilir. Gözlerine her baktığında kaybolacakmış gibi hissedersin. Kulağına her fısıldadığında tatlı bir meltem eser. Peki nedir bu duygunun tam adı? Aşk mı, sevgi mi? Aslında ikisi de her ne kadar aynı kapıya çıkıyormuş gibi dursa da çok farklıdır birbirlerinden. Bir çiçek düşünün. Eğer siz o çiçeği severseniz kopartırsınız. Ama aşık olursanız onunla konuşur, onu düzenli olarak sularsınız. Hiçbir zaman kıyamazsınız. Her çiçeğin bir ömrü olduğu gibi aşkın da bir ömrü vardır. Kaçınılamaz bir son…Ayrılık… Eğer aşk bir çiçekse, kesinlikle papatyadır. Yaşamayı ve sevgiyi en çok hak eden çiçek…Diğer bir özelliği de nedir biliyor musunuz? Papatyalar kopartıldıktan sonra da yaşamaya ve kokmaya devam eder. Asla pes etmez. Aynı ayrılık gibi. Neden mi? Çünkü ayrılık sevdaya dahildir. Bitse bile devam eder. Koparılmış bir papatya misali, öyle de masum…” * Nehir Ü. * Aralık 2017/Ankara *... Devamı

26 11 2017

'sizi ayıplamıyorum...'

Çimen Günay-ERKOL   *   “Ne!Titriyor musunuz?Korkuyor musunuz hepiniz? Sizi ayıplamıyorum; Ölümlüsünüz çünkü!” (Richard lll,1-2)   “… Bilinen ilk oyunu olan Yanlışlıklar Komedyası’ndan (1590) Fırtına’ya (1623) kadar delilik,kötülük,kin,iktidar arzusu ve aşk gibi tehlikeli duygu ve durumların etrafında dolaşan,Rönesans İngiltere’sinin din ve devlet stratejilerini ince bir gülmeceyle süsleyen Shakespeare, döneminin sınıflı toplum yapısını da asiller üzerinden yürüttüğü tartışmalarla ele almıştır. Onun yapıtlarında,insan karmaşasını gösterecek şekilde,alt sınıftan zanaatkarla,hizmetçiler,tiyatro oyuncuları,askerler vb. de,çift cinsiyetli doğaüstü yaratıklar da bulunur. Soylu kişilerin dalkavukluğu ve çıkar düşkünlüğü,Shakespeare tiyatrosunun önde gelen gülmece unsurlarındandır. Shakespeare tiyatrosu,çok boyutlu bir yapıtlar bütününden söz etmeyi gerektirir.Yine de yazarın ilk dönem yapıtlarını son dönem yapıtlarına bağlayan bir unsur var.Bu unsur,Shakespeare’in gücün yitimine duyduğu ilgidir. Oyunlarında insanların acımasızlığını Rönesans hümanizmasının yanına yerleştirir ve seyircileri,dünyadaki varoluşlarını tüm ahlaki değerleri parçalayan bir kin ve nefretin farkında olarak ve affedebilme meziyetinin ışığı altında yeniden düşünmeye davet eder. Oyunun başında bir düzen vardır.Bu düzen bozulur ve seyirciler,oyun boyunca,düzenin yeniden kuruluşunun yarattığı acıları seyreder. Shakespeare’in pek çok oyununda tahttan indirilme ve intikam veya taht ile direkt bağlantısı olmayan bir şekilde gücü yitirme ve geri kazanma çabası gör&u... Devamı

24 11 2017

'dışına şımaran,içine ağlayan...'

  Ağlamıyorum anne, insan tozu kaçtı gözüme..!     Uzun zamandır dışarı çıkmıyorum anne. Çalışma odamın penceresinden görebildiğim kadar yaşıyorum sokağı. Böyle iyi, yaşlı bir ormanı dünyanın dışına koymuş gibi.   Zaman ve mekân duygusundan uzak, yüzüm içe dönük. Merak etme, perdelerin kirinden ve ölü fesleğenimden söz etmeyeceğim bu kez sana. Evet, az da olsa havalandırıyorum odamı.   Rüzgâr sonra kuşlar toplanıp arada, ölmeden önce çekmemiz gereken acılardan konuşuyoruz. Buna insanlarla yer değiştirme oyunu diyorum anne.   Kıskançlık, hırs ve yalan bu oyunda yasak sözcükler. Böyle iyi, daha bir mutluyum son günlerde. Lirik bir tadı var gürültülere bulaşmadan yaşamanın. Büyük bir ciddiyetle yapıyorum bunu ve insanlarla konuşmuyorum anne.   Şiir desenli ayraçlar biriktiriyorum anne ve saygıyla eğiliyorum bir ağacın önünde. Aralayıp aralayıp bakıyorum, insan içinden başlıyormuş çürümeye. Böyle iyi, hayat gülle diken arasında yazısız bir tarih.     Ve ben bir güle adres soruyorum anne, çıkmak için bir kuyudan kalbime. Hâlâ dağınığım, hâlâ endişeli. Ben değişemiyorum, dünyayı değiştirmek için savaşıyorum ama anne.   Uzun zamandır yüzüme dokunmuyorum anne. Sakallarımda temiz yürekli bir kış geziniyor çünkü. Bir heykelin ömrünü kucaklıyorum, insandan daha sıcak, daha gülüşken sokaktan.   Bazı geceler anne, gökyüzüne bakmayı ve yıldız okşamayı seviyorum. Böyle iyi, bir iş edindim kendime. İnsanlıktan çıkalı ç... Devamı

05 11 2017

'Ah,Asuman...'

  Selahattin Demirtaş’ın “Seher” kitabında “Ah,Asuman!” isimli bir hikaye var… * “Otobüsün sarsılmasıyla gözümü açtım.Şoförün iki sıra arkasındaki koltukta oturuyordum.Saat gecenin ikisiydi,yolcuların çoğu uyukluyordu.Önümüzdeki kamyonun hemen arkasından yavaş yavaş rampayı tırmanıyorduk.Gözlerimi kapadım,tekrar uyurum niyetine.İki üç dakika sonra gözlerimi açtığımda,halen aynı kamyonun arkasında aynı hızla gitmeye devam ettiğimiz gördüm.Bütün arabalar yanımızdan hızla sollayıp gidiyordu.Bizimki ısrarla kamyonu iki metreden takip ediyordu.Bizim kaptan adeta seyrüseferin tadını çıkarıyordu.Dayanamadım,sessizce kalktım,şoförün kulağına eğilerek ‘Hayırdır kaptan,bir sorun mu var?Niye solamıyorsun?’ dedim.Başını çevirmeden dikiz aynasından bana baktı. ‘Yok,öylesine takıldık,gidiyoruz işte,bir sıkıntı mı var?’ dedi. ‘Hayır ya,sadece merak ettim,herkes sollayıp geçerken biz ne zamandır böyle…’ Başıyla muavin koltuğunu işaret ederek, ‘Geç otur’,dedi. ‘Öğrenci misin delikanlı?’ dedi kaptan. ‘Evet,Ankara Hukuk’ta okuyorum’,dedim. ‘İyi,güzel okulmuş’, dedi. ‘Eh işte’ dedim hafif gururlanarak. ‘Bak kardeş’,dedi kaptan,başıyla öndeki kamyonu göstererek.’Görüyor musun?’Gayri ihtiyarı dönüp baktım,evet görülmeyecek gibi değildi,eşek kadar kamyon. ‘İyice bak’,dedi,’ne görüyorsun orada?’ ‘Neyi?’,dedim. ‘Şu kadını’,dedi. Dönüp bir daha baktım kamyon kasasının arkasına.Evet,kasanın iki tarafına monte edilmiş,dikdörtgen şeklinde iki kadın resmi vardı.Daha d... Devamı

05 11 2017

'ben dalların olurum...'

      Buluşma Ağacı   Zamanın kendisiyle kurduğu bağı durdurduk. Sen ağaca bak, Kuzgundan daha kara bir kuş olarak Ben dalların olurum.   * Nihat ÖZDAL * Deri *     Devamı

05 11 2017

'kulağa fısıldayan şiir...'

  “Tuğrul Tanyol’un anekdotu devam ediyor: “Topluluk önünde yakın arkadaşlarım dışında şiir okumayı oldum olası sevmemişimdir.Ama Cemal okumam için ısrar ediyordu.Mecburen okudum şiiri. Fazıl Hüsnü hiç beklemeden, ‘Burada tek bir dize bile yok’, dedi. Masadan yükselen itiraz seslerine, ‘Üstelik şişman bu, böyle şair olunmaz’, diyerek cevap verdi: Açıkça makaraya alıyordu beni ama artık yavaş yavaş kızmaya başlamıştım. Bakım hala sürdürüyor. Şimdi son günlerde adına konan ödül nedeniyle Fazıl Hüsnü’nün sözlü vasiyeti çok konuşuldu ya, benim bildiğim tek vasiyetini aslında orada o gece açıklamıştı üstad. Refik’e bakarak ‘Refik’, dedi, ‘bu adam şair olursa gel mezarıma işe.’ Sonra hiçbir şey olmamış gibi kulağıma eğilerek ‘Hangi şiirleri seviyorsun?’ diye sordu. İntikam saati gelmişti çok şükür. Özellikle bir isme sinirleneceğini bildiğimden, ‘Nazım ve Necip Fazıl’ , dedim. ‘Onlar’,dedi,’kulağa fısıldamazlar,benim şiirim kulağa fısıldar.’ ‘Kusura bakmayın üstad ’, dedim,’ben o fısıltıyı hiç duymadım.’ O anda bedeninden beklenmeyecek bir hızla yerinden kalktı ve restoranı terk etti.” * Selçuk ALTUN * Kitap İçin (Cumhuriyet Kitap) *   ... Devamı

09 10 2017

"Tebriz;yemeğin ve şiirin şehri..."

    B.H.Karayavuzoğlu   YEMEK   Yemek; Canlıların yaşamlarını devam ettirmek için “yemek” suretiyle tüketmeleri gereken maddeler olarak tanımlanıyor. Yemek ve yemek yemek işlevini bu tanımdaki tek düzelikten ve sıradanlıktan çıkarıp işe bir şölen ve mutluluk havası vermişler Tebrizliler. Yaşamın devamın için tüketilmesi gereken maddelere “yaşam” gibi anlamlar katılıyor.   Bir ulusu tanımada ve anlamada, onun tarihsel geçmişi, sanatı, kültürü, mimarisi kadar önemli bir unsur da yemek kültürüdür. Bir ulusu tanımanın yolu biraz da mutfağından geçiyor. Tebriz şehrinin haki görüntüsü yemeğine yansımamış. Baharatın renk, tat ve gizemini yemek ve içeceklerde bulabilirsiniz. Ayaküstü yemek yemek yok gibi,var olan da tam bir bayram havasında sunuluyor ve yeniliyor.   Yemek kültürü bir ulusu yansıtan önemli unsurlardandır. Renkli ve coşkulu bir ulus, renkli ve coşkulu yemekler peşinde koşuyor. Sade olan hiçbir yemek ve içecek yok gibi. Baharatlarla tatlanan, renklenen güzel yemekler şehri. Çayı çiçekli, suyu baharatlı, ayranı naneli, pilavı safranlı yemenin ve içmenin keyfini yaşıyorsunuz.   Yemek ve içeceklere baharatlarla şiirsel bir tat, sır ve gizem katılmış durumda. Baharatın tadını ve mutluluk veren işlevini yiyecek ve içeceklerde bulabilirsiniz. Yemek yapılırken de sunulurken de yenilirken de tam bir şölen havası hakim. Yemek yemek mideyi doldurmanın açlığı gidermenin dışında özel bir anlam ifade ediyor Tebriz’de. Sohbete, birlikteliğe ve konuşmaya alan açan bir işlev görüyor. Baharatla tatlanan, renklenen, kokulanan yemek insanın tüm duyularını kucaklıyor. Yemekleriyle, mekânlarıyla ve sunumuyla ... Devamı

07 09 2017

"Trabzon'u kaybetmek..."

      “Sen ki her şeyi biliyorsun,neden ‘Trabzon’u kaybetmek’ ve ‘zillere gitmek’ denir?” “Hayır bilmiyorum,bunlar gece yarısı sorulacak sorular mı ya?” “Ama ben biliyorum,daha doğrusu geçen gün okudum.İki açıklama var,birine göre Trabzon Karadeniz’in en büyük limanıydı ve tacirler için Trabzon’un rotasını şaşırmak seyahate yatırılmış parayı kaybetmek anlamına geliyordu.Bana daha inandırıcı gelen öteki açıklamaya göre Trabzon gemiler için gözle görünen bir referans noktasıydı ve onu göremeyen yönünü kaybediyordu;pusula ya da kuzey yıldızı gibiydi. Zillere gitmek sarhoş olmak anlamında kullanılır ya,etimoloji sözlüğü bize bunun özgün olarak fazlasıyla neşeli olmak anlamına geldiğini,Aretino’nun kullandığını,Kitabı Mukaddes’te 150.Mezmur’da in cymbalis bene sonantibus şeklinde geçtiğini söyler.” * Umberto ECO * Sıfır Sayı * Doğan Kitap *     Devamı

07 09 2017

"aynaya bakış..."

  Jale Özata‏ @nehirmavisi:       “Bakınız efenim. İyi okuyunuz. Böyle iyi aynaya bakış tarifi okudunuz mu hiç? Sibel Irzık hoca.” * “Hiç kimseye aynada kendimize göründüğümüz gibi görünemeyiz çünkü aynadaki imge bir başkasına bakmayan,bir başkasının bakışını öngörmek ve yanıtlamak durumunda olmayan bir insanın imgesidir.Dışarıdan nasıl göründüğünü anlamaya çalışırken dışarıyı dışlamış birinin görüntüsü…” * @KveKurt : Sosyolojide “looking glass self” diye bi şey var.biraz benziyor sanki. @KveKurt : Aynaya başka insanların bizi nasıl gördüğünü anlamak için bakarız fakat nihayette baktığımız “bize göre” başka insanların bizi nasıl gördüğüdür. * Jale Özata‏ @nehirmavisi:     Tam da bu. *     Devamı

12 07 2017

'bir sınava girdim çocukken...'

    SINAV BAKANI   bir sınava girdim çocukken; çok kolaydı başarısız olmam mümkün değildi. S1.Ay’ın tadını tanımlayın. yıldız ışığı aromasına sahip kozmos gibidir tadı… S2.aşk ne renktir? Aşk, çölde kaybolan bir adamın bulduğu suyun rengidir, diye yazdım. S3.kar taneleri neden erir? erirler çünkü Tanrı’nın sıcak diline yağarlar, dedim. bir o kadar kolay başka sorular da vardı. Âdem’in cennetten kovulduğu zamanki Istırabını tanımladım. bir filin rüyasının eksiksiz ağırlığını yazdım ama bugün, yıllar sonra geçinmek için sokakları süpürürüm ya da lüks otellerin tuvaletlerini temizlerim. niçin? çünkü sınavlarımda sürekli başarısız oldum. niçin? şey…izin verin bir sınav yapayım. S1.bir çocuğun hayal gücü ne kadar geniştir? S2.Sınav Bakanının ruhu ne kadar sığdır? * Brian PATENT * Çeviren: Yeliz ALTUNEL * (Cevat ÇAPAN/şiir atlası/cumhuriyet kitap)   Devamı

08 07 2017

'adalet yürüyüşü...'

fotoğraf:Can Erok/DHA Devamı