23 12 2016

"ötede ve odada..."

ötede ve odada... |  görsel 1

      ÖTEDE   Çatı uçmuş camlar kırık pencereden kar geliyor yığılıyor üstüne yazı masasının koltuğun üstüne atılı şalın ağır ağır örtüyor yere düşmüş bir kitabı   * Güven TURAN * “ARDIL” * Devamı

23 12 2016

"daha yukarılarda..."

daha yukarılarda... |  görsel 1

    “Tanıdıklarım”dan-Müjdat Gezen: Ankara’da bir üniversitede konuşma yapacağım.ADD’den bir çocuk yanıma geldi.Ezilip büzülüyor. “Söyle” dedim.”Hocam başka bir okuldan bir arkadaş var,bizim toplantılara dışarıdan gelip konuşmacılara tuhaf sorular soruyor,üzülüyoruz” dedi. “Üzülmeyin” dedim.”Benimle dans etmek istiyorsa ayağıma basmasın kafi.” Konuşmayı yaptım.Bir saat sürdü.Sorular soruyorlar Atatürk’le ilgili.Yanıtlıyorum. Tam kalkacağım,bir el havaya kalktı.Binlerce göz o yöne döndü.(Zaten binin üstünde öğrenci vardı salonda) “Siz bir Atatürkçü olarak…” “Ben Atatürkçü değilim” dedim. “Bir Kemalist olarak…” “Ben Kemalist de değilim.” “Ya nesiniz o zaman?” “Oğlum öyle ‘izmler falan beni kesmez.Bizimkisi sevda,daha yukarılarda bir duygu” dedim. “Madem bu kadar seviyorsunuz,hiç mi kusuru yok?” dedi. “Kusursuz kul olmaz,vardır elbet.Neyse sen söyle.” “Genç oğlanlara meraklı olduğu söylenir…” Salon buz gibi oldu.Yukarıdan bana bir el uzandı.Anında yanıt verdim, “Bunu ilk defa duyuyorum,ama eğer öyleyse sen o treni kaçırdın” dedim. Salonda bir alkış koptu,durmuyor. O zavallı genç,az sonra eğilerek salondan çıktı gitti… * Selçuk ALTUN * KİTAP İÇİN (Cumhuriyet kitap eki-1 Aralık 2016) * Devamı

02 11 2016

"kusursuz..."

kusursuz... |  görsel 1

  Jorge Luis Borges’in “kusursuz” olarak nitelediği roman;Arjantinli Adolfo Bioy Casares’in yazdığı “Morel’in Buluşu.” Türkçe ilk baskısı 1990 yılında “Gece Yayınları” tarafından yapılan ve Çiğdem Öztürk tarafından çevrilen kitabın,”Helikopter Yayınları” tarafından Kasım 2008’de 1.basımı,Mart 2016’da da 2.basımı yayımlanmış. Yeni baskıyı Türkçeye çeviren ise Nevzat Yılmaz. * Borges 2 Kasım 1940 tarihinde romana yazdığı önsözde; “Entrikanın ayrıntılarını yazarıyla tartıştım,onu yeniden okudum;onu kusursuz olarak nitelemenin yanlışlık ya da abartma olacağını sanmıyorum.” demiş. Kefilin kim olduğu dikkate alındığında,karşımızda büyük bir roman olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yok tabii:) * Peki  97 sayfalık bu romanın kerameti nereden kaynaklanıyor acaba? Edebiyat eleştirmenleri İncelemişler,irdelemişler,ıcığını cıcığını çıkarmışlar,tasvir edememişler; bir şeyi de anlamayın zaten,gizemli kalsın. * Neyse,spoiler içermeyen bu yazının konusu romanın ada’sı,kaçağı,gizemi ya da “Lost” dizisine esin kaynağı olması değil zaten;google’dan bakılabilir. Borges’in “Önsöz”ünden okuyalım: “Stevenson,1882’ye doğru,İngiliz okuyucuların romanlardaki beklenmedik olguları hor gördüklerini,basit,verimsiz bir konuyla ya da konusuz roman yazmanın daha ustaca olacağını düşündüklerini gözlemliyordu.Jose Ortega y Gasset –Sanatın İnsanlaştırılması,1925-Stevenson’ın gözlemlediği aşağılamayı çözümlemeyi dener ve 96’ıncı sayfada “bugün yüksek duyarlılığımızı ilgilendirebilecek bir serüven bulmanın güç olduğunu” ve 97’inci sayfada böyle bir bul... Devamı

17 10 2016

"Musul Savaşı ve Madonna..."

Musul Savaşı ve Madonna... |  görsel 1

    Bu sabah haber kanalları,Amerika’nın başını çektiği ve 36 ülkeden oluşan Koalisyon güçlerinin,iki yıldır IŞİD’in elinde bulunan Musul’u geri almak için kenti abluka altına aldığını duyurdu. Televizyon ve internet sitelerinde gün boyunca ayrıntılar verildi. Adına operasyon denilse de,bildiğimiz savaş aslında. Mevzubahis Ortadoğu olunca gerisinin teferruat olduğu şu günlerde,konu elbette bizi de yakından ilgilendiriyor. Ancak bu arada ülkemizde başka bir şey oldu; bir yazar ve bir kitap bu hayati meselenin önüne geçti,büyük savaş ikinci plana düştü. Operasyonun başladığı sıralarda, Televizyon kanalı Tv8’de “Aramızda Kalmasın” adlı program yayınlanıyordu. Konu “Kürk Mantolu Madonna” romanının sinemaya uyarlanmasıyla ilgiliydi. Kitabın adında “Madonna” geçince,programın sunucularından bir hanım Amerikalı şarkıcı  “Madonna” sanarak  başladı “sallamaya”. Ama öyle böyle değil; “bir kadın vardı,o da Madonna’yla alakalı bir kitap yazmıştı”,diye başlayıp üst perdeden ahkamlarını sıralıyor. Bu abla bir de twitter’dan “okumuyoruz,cahiliz,napıcaz “falan diye zamanında yakınmış:) Neyse,sonunda moderatör tarafından konunun şarkıcı Madonna değil, Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yazdığı bir romanın kahramanı olduğu açıklandı.Bu durumda aklı başında biri ne yapar? Aaa,öyle mi?özür dilerim,yanlış anladım,falan der değil mi? Hayır,öyle demedi,”o yıllarda Madonna var mıydı?” diye sordu. Ne Sabahattin Ali okumamak ayıp,ne de “Kürk Mantolu Madonna”yı bilmemek; ayıp olan bilmediğin konularda biliyormuş gibi yapıp, milyonların önünde bilgiçlik taslamak. Bu da ders olsun. ... Devamı

16 10 2016

'yaşayan efsane..."

yaşayan efsane... |  görsel 1

  2016 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi açıklandığında,herkes bir güzel ters köşeye yattı; ödülün Amerikalı besteci,müzisyen Bob Dylan’a verildiği açıklandı. Kendilerince yakın gördükleri ihtimallere göre,açıklanacak roman yazarının kitaplarını gözden geçiren,baskı planları yapan yayınevlerinin toplantıları çöp oldu, instagramda yanında kahveyle çekilen fotoğraflar dükkanın önünü kapatmasın diye silindi, twetter alemi taslaklara kaydettiği alıntıları başka bir vesileyle kullanmayı bekliyor falan. 1901 yılında Fransız şair Sully Prudhomme ile başlayan ödül süreci 2016 yılında “yaşayan efsane”  Bob Dylan’a,etkileyici şarkı sözleri nedeniyle verilmesiyle sürdü. Nobel Akademisi Daimi Sekreteri Sara Danius’un ödüle ilişkin resmi açıklamayı yapmak üzere düzenlediği basın toplantısına katılan yabancı gazeteciler de mevzuyu anlamamış olacaklar ki, “Bob Dylan ödülü hak etti mi?” gibi sorular sormuşlar ama Daimi Sekreter güzel bir kapak yapmış; “Elbette hak ediyor.Ödülü aldı zaten.”:) Neden verildiğini açıklarken de, Dylan’dan “İngiliz yazı geleneğinin büyük bir ozanı” söz ettikten sonra, “çok parlak bir kafiye özgünlüğü”nü vurguluyor. Şimdi bütün bu açıklamaları dikkate alıp, Bob Dylan şarkılarının sözlerini bir şiir titizliğinde ve “kafiye özgünlüğünü” ortaya çıkaracak şekilde çevirmek,kitap haline getirmek gerekiyor. Tamam bir rahmetli Talat Halman yok ama yine de bunu yapacak iyi şair çevirmenler var.     https://www.youtube.com/watch?... Devamı

20 09 2016

"uyuduktan sonra öpermiş..."

uyuduktan sonra öpermiş... |  görsel 1

  Selçuk ALTUN * Kitap İçin * “Üsküdar’da yaşadığımız Site’nin saygıdeğer büyüğü ve Cumhuriyet okuru Ayfer Neyzi Hanımefendi,rahmetli eşi Nezih Neyzi’nin anı kitabı “Kızıltoprak Anıları”nın yeni baskısını yollamış.Nezih Neyzi  (1923-1999),ülkenin öncü akademisyen,araştırmacı ve üst düzey bürokratlarındandı.Robert Kolej’den Bülent Ecevit’in sınıf arkadaşı ve dostuydu. Kitabı okurken zaman tünelinde,18.yüzyıl’dan 20.yüzyıl’a ibret dolu bir safariye çıkmıştım.Neyzi’lerin ataları içinde bakan,paşa,vali ve belediye reislerinin yanı sıra ünlü Osmanlı kadın şair ve müzisyenlerinden Leyla Saz da (1852-1936) var. … “Kızıltoprak Anıları”ndan-Nezih Neyzi,İş Kültür: “Babam hep seyahatte olurdu,sonra Osmanlı terbiyesi ve göreneği sebebiyle babayla fazla konuşulmazdı.Soru sorulmaz,yalnız itaat edilirdi.Duyduğumuz hikayeler de öyle idi.Sırrı Paşa şımarmasınlar diye çocuklarını ancak uyuduktan sonra öpermiş.Dedem de Kızıltoprak’ta korkulan ve kaçılan bir insandı.Babam çok şakacı ve cana yakındı ama o da gene Osmanlı terbiyesiyle büyümüş,bizim de aynı şekilde yetişmemizi isterdi.Büyükler odaya girince ayağa kalkılırdı.Herkesin bir oturma yeri vardı.Dedemin köşesi,anneannemin yeri,Leyla Hanım’ın oturacağı yer hepsi belli idi.Masada çocuklar konuşmazdı ancak soru sorulursa cevap verirlerdi.Hatta hizmetçilere bile çocuklar emir veremezdi ancak en küçük evlatlıktan bir şey getirmesi veya yapması istenebilirdi.Bütün bunlar her nasılsa bilinirdi,herhalde derece derece görenek ve dadımızın öğütleri ile öğrenilirdi.Kimin elinin öpüleceği,kime nasıl selam verileceği,nasıl mua... Devamı

20 09 2016

"Tarık Akan ..."

Tarık Akan ... |  görsel 1

    Her  kuşağın,çocukluk ya da gençlik yıllarında derin anılar bırakıp, sonra gidişleriyle içlerinden bir dalı koparan ünlüler vardır,olmuştur. Radyodan,gazinolardan sinemadan,dergilerden,televizyondan tanıdığı… Geçenlerde twitterda, yazarlık yapıp aynı zamanda şarkı falan da söyleyen “kendi çapında” bir ünlünün mesajını okumuştum; sokakta yanına bile yaklaşamayacak “sıradan” insanların,twitterdan sataşma olanağı bulduğundan falan bahsediyordu,böyle ünlüler değil kastettiğim. Onlar içinizin en korunaklı yerindedir ve öyle zırt pırt ortaya çıkmazlar zaten,orada sizinle birlikte yaşarlar ve ölürler. İsimleri geçtiğinde çağrıştırdıklarıyla gülümser, camdaki buğu gibi silip dışarı bakarsınız,ya da bir aynaya. Tarık Akan bir kuşak için öyle biriydi. Nur içinde yatsın.                 Devamı

19 08 2016

"intihar tohumları..."

intihar tohumları... |  görsel 1

    “İntihar Tohumları   Bitkiler yaklaşık üç yüz altmış milyon yıldan beri,daha sonra yeni bitkiler ve yeni tohumlar verecek olan doğurgan tohumlar üretiyorlar ve bize yaptıkları bu iyiliğin karşılığında bizden asla tek kuruş istemediler. Ama 1998’de,her ekim döneminde yeni tohum satın almaya mecbur bırakan kısır tohumların üretim ve satışını takdis eden patent  Delta and Pine şirketine verildi.2006 yılı Ağustos ayının ortalarında,kutsal çağrışımlı *bir isme sahip Monsanto şirketi şirketi Delta and Pine’ı satın alınca patentin de sahibi oldu. Morsanto böylece evrensel gücüne güç kattı:İntihar tohumları ya da terminatör tohumlar diye de adlandırılan bu kısır tohumlar, kendileriyle birlikte herbisit,pestisit ve transgenik eczacılığın diğer zehirlerini de satın almak zorunda bırakan çok kazançlı bir sektörün parçasını olışturuyorlar. 2010 Paskalyasında,depremden birkaç ay sonra,Haiti Monsanto’dan büyük bir hediye aldı:kimya endüstrisi tarafından üretilmiş altmış bin torba tohum. Köylüler bağışı almak için bir araya toplandılar ve torbaları kocaman bir ateşte yaktılar.”   * Eduardo Galeano (ve günler yürümeye başladı-çeviren:süleyman doğru-sel yayınları) * Şirketinin isminde geçen “santo” sözcüğü İspanyolca aziz anlamına gelir. *         Devamı

02 08 2016

"Ayasofya;sanatın tepe noktası..."

Ayasofya;sanatın tepe noktası... |  görsel 1

(fotoğraf:cemedib)   “Ayasofya:1479 yıllık İstanbul Ayasofyası,sadece Türkiye’nin değil,dünyanın belki de en büyük,en muhteşem çok kültürlü yapısı.718 yıl kilise,477 yıl cami,82 yıldır müze olarak hizmet veren tarihi eser,inançların,mimarinin ve sanatın tepe noktası…” * “Ayasofya,kubbe ve yarım kubbelerden oluşan örtü sistemiyle Osmanlı Mimarlığını birinci dereceden etkiledi.Böylece 6.yüzyılda tasarlanan bir yapı,asırlar sonra yeni fatihlerin uygarlığına büyük katkı sağladı.Fatih Camii,Beyazıt Camii,Şehzade ve Süleymaniye gibi görkemli birçok örneğin esin kaynağı Ayasofya’dır. İstanbul’da bu isimle ilk yapının İmparator Konstantinus tarafından 4.yüzyılın başlarında inşa edildiği kabul edilmektedir.Kilise bir aziz ya da azizeye değil tanrının kutsal bilgeliğine adanmıştı.415 yılında bir isyanda tahrip olan yapı,bu sefer II.Theodosius tarafından biraz daha büyük ve görkemli olarak inşa edilmiştir.Ancak bu iki yapı da ahşap yapılı binalardı. 532 yılında bir isyanda yanan ikinci Ayasofya’nın üzerine imparator İustinianus bugünkü büyük bir kubbe ve yarım kubbeler ile kapanan yapıyı inşa ettirmiştir.537 yılında tekrar açılarak kentin en büyük kilisesi olan Ayasofya,uzun asırlar boyunca dünyanın da en büyük kilisesiydi.Benzersiz tasarımı genellikle tanrının imparator ya da mimarlara ya da her ikisine ilhamı olarak algılanmış ve Bizans uygarlığında küçük bile olsa bu plan tipinde başka bir yapı inşa edilmemiştir. 1453’te Osmanlılar İstanbul’u fethettiğinde ilk önce cami haline getirilen yapı olmuş ve Salı günü ele geçirilen kentte ilk Cuma namazı da bura kılınmıştır.Yapı özellikle kubbe ve yarım kubbelerden oluşan örtü sistemi ile Osmanlı mimarlı... Devamı

29 07 2016

"baba..."

baba... |  görsel 1

    Etkili,yetkli,mevkili ve de çok forslu makamlardaki her kesimden insanın aymazlığı karşısında, Aziz Nesin’in oğlu matematik profesörü Ali Nesin,babasına seslenmiş twitter’dan: Ahmet Aziz Nesin ‏@Ahmetaz57 :   "Baba bence Türklerin yüzde altmışı kandırılmış"     Devamı

18 06 2016

"nasıl bulacaktık yolumuzu..."

nasıl bulacaktık yolumuzu... |  görsel 1

      ATEŞ BÖCEKLERİ   Olmasaydınız Nasıl bulacaktık yolumuzu, şu karanlık ormanda İnce bir sızı gibi akıyor ırmak Ay tutulmuş Güneş zaten yok Ürperiyor yaseminler Sürünürken sürüngenler Koşarken ağlıyor Çıplak ayaklı Çingeneler Ardından binlerce ölü Sıkılmış mengeneler Ateş çemberinden geçiyor akrep Tırmanmış tepelere, baykuş gözlü maymunlar Yaklaşıyor kokusu, bataklık sinekleri Karanlık ve aydınlık İyi ki varsınız Uykusuz ateş böcekleri   Menderes SAMANCILAR (karakargadergisi)         Devamı