cemedib
» 18.12.2009 - "hangi kalpsiz..."

"...'şiirin çevrilmezliğini' inanan bir şair olarak,başarılı şiir çevirilerini Türkçe yazılmışçasına elimin altında tutuyorum.Büyük çeviri ustalarının varoluşu "yaratıcılık" düzeyindedir hep.O yüzden şairlerin çevirdiği şiirler daha bir şiirdir.Tıpkı iyi bir şiir gibi.Ne diyordu Behçet Necatigil "Daktilo" şiirinde:
Bu çok tuzlu çöreği hangi kalpsiz yedirdi
Bağrım fena yanıyor.
Necatigil dolaylı olarak, bir şey söylerken başka bir şey anlatıyor.Aslında tuzlu çöreği hangi kalpsizin yedirdiğini biliyor.Bilip de bilmezden geliyor.Bu durumu alaycı bir yaklaşımla okuyucuya hissettirmekte.Ben de Neceatigil'vari sorayım:
Bu çok kötü çevirileri hangi kalpsiz çevirdi
Başım fena ağrıyor.
..."
(ahmet ada/şiir çevirisi için çıkmalar/çeviri edebiyatı 08/2009)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17.12.2009 - Kafkamania...ya da şeyh ve mürid...

"Sanırım benim inandığım tek yazar Kafka'dır.Onun yazdığı bir cümleyi hayal kurmak için okumam.Cümleleri beni ona inandırır.Kafka'yı ona inandığım için severim.Onun yazdıklarından kuşkuya düşmem.Bana gökyüzünün mavi değil,kırmızı,yeşil ya da siyah olduğunu söylese,inanırım.Söylediklerini yutar,çiğner,sindirir ve inancım haline getiririm.Gençliğimden beri Kafka benim için böyle bir yazar olmuştur.Bana bunları hissettiren yalnızca iki kişi vardır hayatta:Michaux ve Kafka.Michaux'da beni kendine inandırır ama Kafka'ya olan inancım daha sağlamdır.Onda tek bir yansıma bile bulamam..."
&
"Kafka'nın bir çok metni geleceğe gönderme yapar.Onun bu özelliğini farketmek için yapıtlarını daha iyi incelemek gerekir.Yazdığı bazı metinlerde Gulag ve Sovyet bürorasisi hakkında bazı mesajlar vermiştir.Şato'da ve Dava'da geçen olaylar 20.yüzyılda yaşananlara koşut olabilir...Kafka'nın geçmişte yazdıkları günümüzde değerlendirildiğinde derin anlamlar içerir."
&
"Kafka'nın metinlerinde "ben" birçok şeyin yerini tutabilir...Daha çok doktorların kullandığı çok sevdiğim bir cümle vardır."Nereniz ağrıyor?"Kafka gibi bir yeteneğin karşısında ona onun hayranlık yatan yanını anlamak için bizim de bu soruyu sormamız gerekir.Kafka'nın yeteneğinin tek bir açıklaması vardır:Derin acısı..."
&
"Kafka,ermiş diyebileceğim tek yazardır.Bu,başka yazarlarda bulunmayan bir özelliktir.Kimi büyük yazarlarda bile bulunmaz.Sözgelimi Proust bir ermiş değildir.Kafka farklıdır.Ona çok saygı duyuyorum ve eğer onun karşısında olsaydım çok utanırdım.Oysaki Flaubert ile karşı karşıya gelmek isterim ve konuşurken çok heyecanlanırım.Ama Kafka...ona tek bir soru sorma cüreti gösteremem.Basit varlığımdan dolayı acısının artacağından korkarım.Aslınsa ben her zaman onun acısını azaltmak isterim ama acı çeken yanı her zaman ona aittir ve hayatta kalabilmesi için gereklidir..."
&
(Pierre Durmayet/Notos öykü/ekim-kasım 2008) |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 6.12.2009 - "bir şiirden 65536 şiir üretmek..."

"Deneysel şiir, çoğunlukla sözcük deneyleri üzerine kurulan şiir türü olarak bilinir. Bu yazının amacı, dize içinde veya dizeden dizeye anlam ve duyguda değişimler ve aktarımlar içeren deneylerle şiiri büyütüp çoğaltmaktır. "
&
"Öyle bir şiir yazalım ki, dizeler veya dize grupları oluşturulup, bunların herhangi birinden okunmaya başlanabilsin. Yazıldığı şekliyle, son dizeye gelindiğinde başa dönülüp veya arada belirtilen bir dizeden bu süreç istenildiği kadar sürdürülebilsin. Üstelik şiir okunurken durakları kendimiz belirtebilelim, böylece de yeni anlamlar ve duyumlar oluşsun, istenen çoklukta ve uzunlukta şiire ulaşalım."
&
"Bir şiir nasıl 65536 şiir olur? 2'nin 16'ıncı kuvveti, yani 16 tane 2'nin çarpımı 65536 etmektedir. Bir şiir yazılsın, altmışbeşbinbeşyüzotuzaltı farklı şiire dönüşşün. Olabilir mi? Neden olmasın? İşte böyle bir şiir:
65536
Gönlüme düşüveren / sevdayı düşeveren kadın / bakınca sen / penceremden /sonsuzluk akar gibi /rüzgâr/ toplar dalgaları /gönlümde / fırtınalar kopar / sanki yüreğinden / can yongaları sökülürcesine / bir kıvılcım çakar / yanar ucun ucun / sevda yüklü ezgiler / dökülür / dudaklarından / öpülür / ağlamaklı sözcükler."
&
"On sekiz dizeden oluşan bu şiirde, dizelerden on altısında vurgu ve duraklama, tercihe göre virgül veya nokta kullanılarak, her bir dize en az iki farklı anlama gelebilmektedir. Örneğin şiir, Gönlüme düşüveren sevdayı, düşeveren kadın... şeklinde okunabileceği gibi, bir başka okuyucu, Gönlüme düşüveren, sevdayı düşeveren kadın... biçimini seçebilir.
Benzer olarak şiir, üçüncü dizeden itibaren, ... Bakınca sen penceremden , sonsuzluk akar gibi rüzgâr... biçiminde söylenebileceği gibi, aynı dizeler... Bakınca sen, penceremden sonsuzluk akar...şeklinde okununca, tamamiyle bambaşka bir anlam yüklenir dizelere. Benzer tarzda , Rüzgâr toplar dalgaları, gönlümde fırtınalar kopar...demek yerine, rüzgâr toplar dalgaları gönlümde, fırtınalar kopar sanki yüreğimden...diyebileceğimiz gibi, rüzgâr toplar dalgaları, gönlümde fırtınalar, kopar sanki yüreğimden canyongaları...diye okuduğumuzda başka bir ruh haline yanıt vermiyor muyuz?
Tam onaltı dizeye buna benzer, okuyucunun kendi içsel durumunu yansıtan çeşitlilikte anlamlar yüklenebilir. On dördüncü dizeden itibaren,... Sevda yüklü ezgiler dökülür dudaklarından. Öpülür ağlamaklı, sözcükler, şeklinde okunabileceği gibi, tamamen farklı anlam taşıyan, sevda yüklü ezgiler dökülür. Dudaklarından öpülür ağlamaklı sözcükler, dizilişi de seçilebilir.
Böylece toplam olarak, saymanın temel ilkesine göre, 2x2x2x2x2x2x2x2x2x2x2x2x2x2x2x2=65536 farklı şiir elde edilir.
Haydi şiiri kendimize göre, gerek gördüğümüz yerlere “virgül” veya “nokta” yerleştirerek yeniden okuyalım. Her gün yeni bir biçimini okusak, 179 yıl yetecek ve artacak şiir var elimizde!"
&
(Prof.Dr.Erol Balkanay/4 Aralık 2009/Cumhuriyet bilim teknoloji) |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 16.11.2009 - "son ve en büyük söz..."

Dostoyevski'ye göre Don Quijote,"insan düşüncesinin en son ve en büyük sözü,insanın ifade edebileceği en acı ironi"dir.Bu sözü haklı çıkarabilecek pasaj ise Don Kişot'un Gines ve arkadaşlarını kurtarmadan önce yaptığı şu konuşma olabilirdi:”
"Sevgili kardeşlerim,bana anlattıklarınızdan şunu anladım ki,suç işledikleri için cezalandırıldıkları halde,çekeceğiniz ceza pek hoşunuza gitmiyor.Belki de birinizin işkenceye dayanamaması,diğerinin parasının,ötekinin çevresinin olmaması ve son olarak da yargıcın haksız kararı,sizin mahvınıza,haklı olmanıza rağmen cezalandırılmanıza sebep oldu.Bütün bunlar,şu anda kafamda o kadar belirgin ki,beni etkiliyor,ikna ediyor,hatta zorluyor;
Tanrı'nın beni bu dünyaya gönderme sebebini,icra etmekte olduğum şövalyelik mesleğini,sizin durumunuza uygulamaya,güçsüzlere ve ezilenlere yardım edeceğime dair verdiğim sözü yerine getirmeye itiyor.Ancak,iyilikle yapılabilecek şeyin kötülükle yapılmaması,tedbirliliğin bir gereği olduğundan,sayın muhafızlarla komiserden,sizleri çözüp serbest bırakmalarını rica etmek istiyorum.Nasılsa krala hizmet edecek,daha uygun başkaları olacaktır.
Tanrı'nın ve tabiatın özgür yarattığı insanları köle yapmak bana çok ağır geliyor.Ayrıca,sayın muhafızlar." diye ekledi Don Quijote, "bu zavallıların size bir zararı dokunmamış.Öteki dünyada herkes kendi günahının hesabını verir.Yukarıda Tanrı var;o kötülükleri cezalandırmayı,iyileri ödüllendirmeyi ihmal etmez,dürüst insanların kendilerini hiç ilgilendirmedikleri halde başkalarının celladı olması hiç doğru değil.Bunu sizden, böyle iyilikle,tatlılıkla rica ediyorum;ricamı yerine getirirseniz size minnet duyacağım.
Eğer kendi isteğinizle yapmazsanız,bu mızrak ve bu kılıç,bileğimin gücüyle birleşip,zorla yaptıracaktır size."
&
"Bu muhteşem konuşmaya neden olan olay,Don Kişot ve Sancho Panza'nın yolda cezalarını çekmeye götürülen kelepçeli kürek mahkumlarına rastlamalarıdır.Don Kişot'la Sanço arasında sürekli oynanan yanılsama/gerçeklik oyunu bu kez dille ilgili bir boyut kazanır.Bu sefer Don Kişot gördüğünü inkar etmez;o da Sancho Panza gibi,istemedikleri bir yere,"zorla" götürülen bir dizi kelepçeli "zavallı" görmektedir.Sorun "zorla" sözcüğündedir.Sancho Panza için bu sözcük,bütün mahkumların,cezalarını çekmeye "zorlandıklarını" ifade eder;yani gerçek ve tikel bir bağlamda kullanılmıştır.Don Kişot için ise "zorla" sözcüğü yalnızca ve yalnızca sözlük anlamında geçerlidir ve bu anlam şövalyelik ahlakına göre kabul edilemez.Hiç kimseye zorla bir şey yaptırılmamalıdır.Bu anlayışla kürek mahkumlarını kurtarmaya karar verir..."
&
"Don Kişot mahkumları,başka bir deyişle insan onurunu mucizevi bir şekilde kurtardıktan sonra,tekrar deliliğe,tekrar dilin ve metinlerin onu hapsettiği saçma şövalyelik törenselliğine dönerek kurtardığı insanlardan dayak yer.Şimdi kim kimi cezalandırmaktadır?Kral mahkumları mı?Don Kişot muhafızları mı?Mahkumlar Don Kişot'u mu?Hak,hukuk nerededir?Ve bütün hak hukuk tartışmalarında,Tanrı nerededir?İşte bu ironiden Budala çıkmıştır."
&
"Rus Edebiyatı'nın babası sayılan Puşkin,aynı zamanda iyi bir Rönesançıydı.Shakespeare ile Cervantes en sevdiği yazarlar arasındaydı.Puşkin,şiir tarzında yazılmış Yevgeni Onegin öyküsünde,Rus Edebiyatı’nın ilk Don Kişot tiplerinden Tatyana’yı yarattı.Tatyana’nın Cervantes’in Don Kişot’uyla ortak noktası,okuduğu kitaplardan esinlenerek yarattığı bir dünyada yaşaması ve gerçekle ilgili değerlendirmelerinde yanılmasıdır…”
&
(Jale Parla/Don Kişot’tan bugüne roman/İletişim)
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 8.11.2009 - "GDO...Çare mi,tehdit mi?"
 "Neleri yiyebiliriz sorusunu geçeli çok oldu.Neleri yemiyoruz ki?Son 15 yılda gıda teknolojisindeki gelişmeler bu soruyu tekrar gündeme getirdi.Genetiği değiştirilmiş gıdaları yiyebilir miyiz?Atalarımız,doğada karşılaştıkları ürünlerin hangilerini yiyebileceklerini hayvanlara bakarak öğrenmişti;onlar zehirlenmiyorsa,yenebilirdi.GDO'lu ürünleri yiyen kimi hayvalarda hiç de hoş olmayan alametler görülebiliyor.Peki biz ne yapmalıyız?Net bir cevap veremiyoruz şu anda,ama ne olduğunu bilmediğimiz bir çok gıda da hayatımıza ve midemize girmiş durumda.Tabii,cüzdanlara giren paranın büyüklüğü de tartışmayı kızıştıran ve çetrefilleştiren önemli bir unsur."
& "Peki neden genlerini değiştiriyorlar bitkilerin?Daha çok ürün,bir senede bir kaç mahsül almak istiyorlar;bitkinin böceklere ve tarımsal ilaçlara karşı daha dirençli olmsaını amaçlıyorlar;kürsel ısınmanın etkisiyle daha da yakıcı hale gelen kurak koşullarda ürün almak istiyorlar.Bu amaçla,domates,patates,mısır,soya fasulyesi,bal kabağı,pamuk,pirinç,papaya,muz,kanola ve tütün gibi bitkilere transgen (gen aktarımı) teknolojisi uygulanabiliyor...." "GDo muhalifleri de benzer bir noktadan hareket ediyor.Zira GDO üreten firmalar neredeyse tekel konumundalar ve özellikle üçüncü dünya ülkelerinin tarımını eline geçirmeleri ihtimalinden korkuluyor...Geleneksel tarımda kendi tohumunuzu kullanıp bir dahaki sene gene ürün alabilirsiniz.GDO'lu tarımda ise bu mümkün değil;üretici firmadan her sene tohum almak zorundasınız,zira tohumluk ayıramazsınız ve patent de onların elinde. Bu yüzden tohumların mahremiyetine çok önem veriyor bu şirketler.Şirketten ürün satın alırken,tohumlar üzerinde asla bilimsel çalışmalar yapılamaz kaydı da kabul edilmek zorunda..." & (NTV bilim/Kasım 2009)
 51 çeşit yemin 50'sinde GDO tespit edildi. (Çizen:Musa Kart/Cumhuriyet) |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 7.11.2009 - "Benzemiyor..."
 “Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez...
Yeşil Gladio'nun dinci tetikçileri... FBI'ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar... CIA'in kefil olduğu dinci cemaat liderleri... ABD'den maaş alan dinci köşe yazarları... Utah'ta TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri... Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekili... "Yahudi malları almayın" deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete... İsim isim... Olay olay...
Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu? George Soros'un vakıfları, gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde? Türkiye'de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor? TSK neden hedefte? Solcu liberallerin New York'taki akıl hocaları kimler? Uluslararası Yazarlık Programı (IWP) Türkiye'den nasıl yazar devşiriyor? Kim bu ödüllü edebiyatçılar? İsim isim... Olay olay...” & "Artık zalimlerin gittiği camiye gitmem bir daha..." "Babam bu sözü üç yıl önce söyledi ve o günden sonra bir daha hiç camiye gitmedi. Babamı tanıyanlar bilir;onun için hiç de kolay alınacak bir karar değildi. Babam seksen üç yaşında.Beş vakit namaz kılmaya on dört yaşında başlamış..." "Babam o günden sonra Şair İkbal'in yazdığı gibi,"Müslümanlardan kaçıp Müslümanlığa sığındı." "Bunlar İslam'ı,Kuranıkerim'i herkes anlasın istemiyor. Bunlar Kuranıkerim'in emrettiklerini yapmıyor,yaptıklarını Kuranıkerim'i uyduruyorlar. İşte dincilik budur. Ve işte bu kitabın yazılmasının nedeni,babamın camiye gitmemesine neden olan bu Allahsız dincilerdir." & "... Nurettin Topçu,Türkiye düşünce tarihinin,kendine özgü,ilgi çekici,cesur ve omurgalı bir aydınıydı.Ömrü boyunca yazdı ve yazdığı gibi yaşadı. ... 'Anadolu Müslüman sosyalizmi'ne inanmış bir entelektüeldi.'Müslümanların' güler yüzlü Mehmet Ali Aybar'ıydı... Felsefeciydi;Fransa'da okudu;Paris Sorbonne'da doktora yaptı.Ahlak kuramcısıydı.Doktora tezi,'İsyan Ahlakı'ydı. ... Nurettin Topçu Osmanlı'da,İbn Rüşdcü Hocazade ile Gazalici Molla Zeyrek arasında yapılan tartışmayı,felsefenin tutarsızlığını iddia eden Gazalici Molla Zeyrek'in kazanmasını,Müslüman yozlaşmasının miladı olarak gördü. Ona göre,felsefesiz bir İslam'da,sorumluluk yerini vazifeye bıraktı;ruh dünyasının akil adamlarının yerini ise gözlerini kapayıp vazifelerini yapan görev adamları aldı." & "... Nurettin Topçu gibi baş davası ahlak olan bir başka aydınımız daha vardı:Cemil Meriç..." "...Cemil Meriç sosyalistti. Düşüncesi solda,duyguları sağda bir düşün adamıydı." "Cemil Meriç 38 yaşındaydı ve artık hiç göremeyecekti." "Sanıyorum Türk solunun Cemil Meriç'e bir özür borcu var. Sade cemil Meriç'e mi? Solcular Nezihe Araz'ı nasıl kaybetti? Evet,bizim Müslümanları iyi tanıyacağız ki,dincileri ayırt edebilelim." & "Soruyorum; Cahit Zarifoğlu'nun mirasına sahip çıkan temiz Müslümanlar bugün nerededir? Neden susuyorlar? Ya Nurettin Topçu'nun,Cemil Meriç'in öğrencileri,yol arkadaşları? Onlar neden ölüm sessizliğine büründüler? Hepsi mi 'Müslüman'dan kaçıp Müslümanlığa sığındılar?'..." & "Fehmi Koru (ya da müstear ismiyle Taha Kıvanç) uzun yıllar Ankara'da oturdu.Milli Gazete,Zaman macerasından sonra Yeni Şafak'a geçti. Bu gazetede çalışırken İstanbul'un solcu liberalleriyle yakın oldu.İstanbul'daki hayatı sevmeye başladı;önce Cihangir'e 'çalışma ofisi' kurdu.Burada yatıp kalktı;çalıştı. Birkaç yıl sonra eşi ve çocuklarını da İstanbul'a getirdi. Tabii 'çalışma ofisi' kalabalık aileye yetmedi. Fehmi Koru kararını verdi:... Beykoz'da bir yalı buldu. Hayır hayır,burayı yalı olarak almadı.Karışık oldu..." & "Evet,gelin Ergenekon'u bir de benden dinleyin;kafanızı çok karıştırdılar çünkü." "Önce Binbaşı Ersever'in İtirafları adlı kitabımı yazdım.Yıl 1993. Binbaşı Cem Ersever'le 7 Haziran 1993'te tanıştım. ..." "Sonra birileri bazı gazeteleri telefonla arayarak 'Sıra Soner'de dediler. Kaçtım,kayboldum. ..." "Ergenekon,devlet içinde çeteleşmiş ve kişisel çıkar peşinde olan mafyadır. Dinci-liberal ittifak aksi görüştedir. Onlara göre Ergenekon salt bir çete değil,bir devlet örgütlenmesidir.Kanunsuzluğunu TSK'dan aldığı güçle yapmaktadır.Amacı darbe yaparak AKP'yi yıkmaktadır.Devletle,TSK'yla hesaplaşmadan bu sorunun ortadan kalkamayacağı görüşündedirler. ... Aslında bu çevrelerin amacı,Ergenekon'u aydınlatmak değildi. Ergenekon sadece araçtı. ..." & "Solcu-liberaller Osmanlı'daki Tercüme Odası'nda çalışan memurlara benziyor.Fikir olarak ortaya attıkları sadece çeviridir/tercümedir.Bunlar, New York neo-con'larının söylediklerini,yazdıklarını,evirip çevirip yeniymiş,kendi görüşleriymiş gibi yazıp söylüyorlar. ..." & "Bugün Türkiye'de Gladio'nun dinci ayağı ortaya çıkarılmamıştır. Bu karanlık ilişki ortaya çıkarılmalıdır...." & (soner yalçın/bu dinciler o müslümanlara benzemiyor/doğan kitap) & |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 25.10.2009 - PEN ödülü Pınar Selek'e...
 "PEN Türkiye Merkezi Yönetim Kurulu, 2009 PEN Duygu Asena Ödülü'nü Pınar Selek'e verdi.Üstelik ödül kadar anlamlı bir açıklamayla; "uğradığı büyük haksızlıklara rağmen kadın hakları,demokrasi ve barış için yılmadan çalıştığı ve yeni eseri 'Sürüne Sürüne Erkek Olmak' ile uluslararası alanda da ilgi uyandırdığı' için" & Pınar Selek,Cumhuriyet'ten Esra Açıkgöz'ün, "Bir masal kitabınız var.Röportajlarda da sık sık masallardan konu açılıyor...Nasıl bir bağ var masallarla aranızda?" Sorusuna, "Bu hafta ikincisi çıkıyor:"Siyah Pelerinli Kız"... Masal hayatımda hep vardı.Samed Behrengi'nin kitapları hala başucumdadır, 'Bir Şeftali Bin Şeftali','Küçük Kara Balık','Püsküllü Deve'... Biz gerçekten güzel şeylerin olabileceğine inanan bir ortamda yetiştik.Okuduklarımızın gerçek olabileceğine inandık. Bugün beni hala ayakta tutan o zamanki ruh halim...Şanslıyım.İyi insanlarla çevrili olduğum için masallarıma tutunabildim." yanıtını veriyor. &
 |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 11.10.2009 - uçuyorsam sebebi var...
 "Her şeyin üstesinden gelen muhteşem Süpermen'e,Örümcek Adam'a ve onlar gibi onlarca,yüzlerce süper kahramanı bugüne kadar çoğumuz sadece hayranlıkla izleyip iç geçirdik.Fizik dalında doktorası olan James Kakalios ise onlara bambaşka bir açıdan baktı: Bizim süper kahramanlarımız doğaüstü güçlerini kullanarak yüksek binaların tepelerine zıplayabiliyor,duvardan geçebiliyor,görünmez bile olabiliyorlardı. Peki bunlar gerçekten mümkün müydü ve fizik kuralları ile açıklanabilir miydi? James Kakalios,üniversite birinci sınıf öğrencilerine fiziği daha eğlencelei hale getirerek öğretmeye çalışırken verdiği "Fizik Hakkında Bilmem gereken Ne Varsa Çizgi Roman Okuyarak Öğrendim"...dersinde bu sorunun cevabını da açıklamıştı.Üstelik Süper Kahramanların Fiziği...adında bir de popüler bilim kitabı yazarak bulduğu cevapları tüm dünyayla paylaştı." & "Kriptonlu Süpermen" "Kripton gezegeninin yok olacağını öğrenen ailesi tarafından,daha küçük bir bebekken felaketten kaçırılmak üzere Dünya'ya gönderilen ve ilk adı Kal-El olan kahramanımız,düştüğü yerde onu bulan aile tarafından adı Clark Kent olarak değiştirildi.Dünyalı ailesi onu her ne kadar düştüğü bu gezegene ait bir gibi yetiştirse de Kriptonlu genler Clark'a hiç de 'dünyalı' olmayan güçler sağladı.Her ne kadar bu güçler bize doğaüstü görünse de,bunlar fizik bilimine pek aykırı değil. Süpermen'in geldiği Kripton gezegenindeki yerçekimi kuvveti,Dünya'nınkinden kat be kat fazla.Dolayısıyla,her ne kadar Süpermen sadece kısa bir süreliğine kendi gezegeninde kalmış olsa da,muhtemelen genlerine kodlanmış kas ve kemik gücü,onu Dünya'daki daha az yerçekimine alışmış biz insanlardan daha çevik kılıyor.Aynı şekilde,Dünya'daki yerçekiminin az olması nedeniyle kütlelerin daha hafif hissedilmesi,Süpermen'in normal insanlar için fazla büyük olan kütleleri kaldırmasını sağlıyor. Çizgiromanın yaratıldığı ilk yıllarda Süpermen uçmak yerine çok yüksek mesafelere zıplayabiliyordu; ki,bu da yine Süpermen'in güçlü kas yapısıyla açıklanabilir." & (NTV bilim/Ekim 2009/Tuğçe Uncuoğlu) |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 9.10.2009 - Arayış...
 Gönderen:PETEK ÖLÜMSÜZLÜK İÇİN YAPILANLAR (1) "Ölümsüzlük arayışındaki insanı anlatan en eski öykü belki de ünlü Gılgamış destanıdır. Yakın arkadaşı Enkidu'nun ölümünün ardından kendisinin de öleceğinden korkan Gılgamış, tanrılar tarafından kendine ölümsüzlük verilmiş olan tek insanı bulmaya ve ölümsüzlüğün sırrını sormaya gider. Ziusudra yada Unapiştim adıyla bilinen bu kişi Gılgamış'a sırrını söylemeyi kabul eder. Ama bunun için Gılgamış'ın 40 gün uyumaması gerekmektedir. uykusuna yenilen kahramanımız sözünü yerine getiremese de Utnapiştim ona ölümsüzlük otunun yeşerdiği yeri söyler. Suların dibindeki ölümsüzlük otunu nefes nefese çıkaran Gılgamış emeline ulaşmadan otu bir yılan kapar ve kaybolur. Böylece insanoğlu ölümsüzlük sırrını elinden kaçırmış olur." & (NTV Bilim/Ekim 2009) |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 3.9.2009 - Köprü...
 Faruk Pekin ve Hayri Fehmi Yılmaz tarafından hazırlanan ve “NTV” yayınları tarafından yayımlanan “Türkiye’nin Kültür Mirası 100 KÖPRÜ” isimli kitap,ülkemizdeki farklı örnekte 100 tarihi köprünün hikayesini anlatan bir çalışma. & "İnsanlık çok erken dönemlerinden itibaren birçok nedenle bulunduğu çevrenin etrafında hareket etmiş,bazen çok uzaklara gitmeyi başarmıştır.Bu yolculuklarda en önemli sorun derin vadileri,akarsuları aşmak olmuştur.Bu engellerle karşılaşınca doğanın yardımıyla devrilen bir ağaç ya da geçit olabilecek kayalar kullanılmış,giderek bu durumları örnek alıp geçit olarak kullanabileceği durumlar hazırlamışlardır.İşte herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine bağlayan bu geçitlere köprü denir.Osmanlılar Farsça “pül”,Arapça “cisr”,ya da “kantara”, “sırat” kelimelerini de kullanmışlardır. Giderek bu kelimeler sadece bir yapıyı ifade etmekten çıkmış,farklı olan iki şeyi birbirine bağlamak anlamına gelmiştir.Köprülerin bir yolun devamını sağlamak dışında en önemli fonksiyonları da bu olmuştur.Farklılıkları birbirine bağlayıp medeniyetin gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır.”
 &
Kitapta yer alan 100 Köprüden bazıları şunlar: *Adana Misis Köprüsü:Lokma Hekim sırrını burada yitirdi… *Adıyaman Cendere Köprüsü:Kahta ve Sincik’i birbirine bağlayan köprü… *Ankara Kızılırmak Köprüsü:Timur geçmesin diye… *Arhavi Çifte Köprü:Yapım tarihi bilinmez… *Amasra Kemere Köprüsü:Ada bağlantısı… *Hasankeyf Köprüsü:Ilısu barajı onu yutacak… *Bursa Irgandı Köprüsü:Çarşılı Köprü… *Diyarbakır Malabadi Köprüsü:Artuklu şaheseri… *Edirne Gazi Mihal Körüsü:İkinci başkentin ilk köprüsü… *Edirne Uzunköprü:Dünyanın en uzun taş köprüsü… *İstanbul Boğaz Köprüleri:Asya-Avrupa kavuşması… *Konya Beyşehir Köprüsü:Osmanlı’nın ilk sulama projesi…
& “Cumhuriyet döneminde yapılan büyük projelerle Boğaz’a iki asma körü inşa edildi.Boğaz köprüsü inşaatı tartışmalarında 1969’da bir grup genç,Hakkari’de Zap suyu üzerine bir köprü yapmaya karar verdiler. “Boğaz’a değil Zap Suyuna Köprü” kampanyasıyla kısa sürede tamamlanan asma köprü “Devrimci gençlik Köprüsü” olarak isimlendirildi…”
 |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|