
Perihan Mağden,geçen gün (geçen gün dediğim 30.10.2008 tarihinde) Radikal’de “ Bu mısraları, içim kan doğrayarak yazıyorum” diye başlayan yazısında “bir kısım okur”larına “kovuldunuz” dedi….demekle kalmadı,Kovuldunuuuuzzzz!diye tepindi neredeyseJ İşte şöyle dedi: “Yoksa tahammülünüz: yazılarıma, görüşlerime, kanaatlerime YAZILARIMI OKUMAYACAKSIN: bu kadar basit! Bi kere yazdıklarımı harbiden anlamıyorsun. Kafan basmıyor. Yök Evladı YÖK’sün: ‘Çocuk Kalbi’ni okuyup okumadığın, okuduysan ondan NE anladığın şüpheli. Doğru zamanda hiçbir doğru eserle karşılaşmamış, karşılaştırılmamışsın. (Ve bundan kıvançlısın: Atatürkçülük NEYİNE yetmez ki?) Ama bi AysunKayacıGüveni’yle: işte şu felan üniversitede hırthuzur mastırı kastırı yapıyorum, ağzım ne biçim laf yapar, yapmadığı zamanlarda özel olarak şişirttiğim dudarlarım var; SunaVıdıvıdılama’dan NE eksiğim var? Onun Harvard’dan ‘NONComprehension Sertifikası’ milliyetçihezeyanlarıylaidealTürkKızı imitasyonları varsa, benim de var! Ben de bir NevvalSevindi’yim. AysunKayacı’yım. HülyaKanaatyapar’ım. SunaVıdıvıdıcı’yım- diyorsan: Ki, diyorsun- Erkek muadilin olarak: 1 Can Dündar ağbinin duyargalılığını, Yiğit Bulut ağbinin ‘Kaptırmam bu milletin kapitalini: a-ha sana şizoid tablo!” milliyetperver (sözümona) ekonomiden çakarlığını görüyorsan, ‘kaliteli’ Haluk Şahin’in ‘Kibarfaşist’ yazılarında TAM DA aradıklarını buluyorsan- Bacım, evladım: DAHA ne modelde kovayım köşemden seni? BU YAZAR okurları arasında zekâengelli+okumaözürlü+darbese-vicileri GÖRMEK İSTEMİYOR. Başka kapıya! Sizin gibilere uygun Kapı’dan ve saplarından bol başka bi şey yok bu ortalamada. Döndüre döndüre anlattım: Anladın diil mi?” Yazıyı kimse üzerine alınmamışkenJ, Haluk Şahin 31.10.2008 tarihli Radikal’de “Klinik bir vak’a” başlıklı yazısında cevap verdi...Perihan Mağden’e cevap vermekle kalmadı,Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’ı da uyardı; şöyle ki: “….. Ben bu vak’anın yazılarını uzun zamandır klinik bir ilgiyle okuyorum. Belirli satırlara gelince ‘Haa, baba nefreti yine kabarmış’ ya da ‘Filanca kompleksi gene azmış!’ şeklinde değerlendiriyorum. Bazen ‘Belli ki şunu kıskanmış ve kendisini tutamamış!’ dediğim de oluyor. Birazcık eğitimli biri için, fazla karmaşık olmayan, transparan bir vak’a aslında. Köşesinde ona buna saldırıp durmasa o kadar ilginç bile değil. Bunlardan çok var. …. Ama bazen de, haddini aşıyor. Dünkü yazısında yaptığı gibi. Ortada fol yok yumurta yokken, gene içi gidiştiğinden olacak bana bulaşmış, adımı kullanarak ‘kibarfaşist’ diye söz etmiş. Yoo, o kadar da uzun boylu değil! Klinik vak’a da olsa, ‘kibar’ ile terbiye edilmiş de olsa, kendime ‘faşist’ dedirtmem. Bütün hayatım boyunca, bütün varlığımla karşı çıktığım bir görüş faşizm. Şimdi bir klinik vak’aya ilham geldi diye, yazısı biraz daha soslu olsun diye, ilk gününden beri yazdığım gazetede ismimin yanında o sıfatı kullandırtmam. Tıpkı, kendime ‘misyoner çocuğu’ dedirtmediğim gibi. Orhan Pamuk davası sırasında Şişli’de açılan pankartta ‘misyoner çocuğu’ diye adım geçtiğinde (Ötekiler Hrant Dink, Orhan Pamuk, Murat Belge, İsmet Berkan idi) savcılığa fotoğrafını götürerek, ısrarla şikâyette bulunan ve o hakaretin sorumlularının peşine düşen bendim. Meğer Ergenekon’cularmış! Dedirtmem, hesap sorarım. Yazarı, aslında eğlencelik olarak okunması gereken klinik bir vak’a bile olsa! Ama nasıl? ‘Faşist’ nitelemesinin hakaret olduğuna dair Yargıtay kararı var. Başkalarına hakaret etmeden duramayan bu vak’a, daha önce mahkûm olmuş, yani sabıkalı. Hakaret davası açsam kendisini doğrudan mahpusta bulur. Kibar bir faşist olarak bütün hayatım boyunca yazarların hapse atılmasına karşı çıktığımdan bunu yapacak değilim! Peki, bütün hayatı boyunca köşe yazarlarının kendilerine verilen ayrıcalığı sorumlu bir biçimde kullanması gerektiğini savunmuş biri olarak ne yapmalıyım? Bu soruyu herkesten önce gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a soruyorum.” Perihan Mağden,bu yazı üzerine daha da sinirlendi,vay sen beni ihbar mı ediyorsun falan dedi,daha ağır bir yazı yazdı 01.11.2008’de ve resti çekti herkese…Şöyle ki: “Ve ‘yazı’; beni hapse attırmakla tehditten, balçıktan/balgama (çok çabuk okudum sinirlenmeyeyim diye: tekrar okuyamıyacam) kıskançlıktan klinik vakalık, küfürbazlıktan Şahin’in fevkalade ‘düzeyini’ patır patır tespih taneleri gibi önümüze sallayan, fikirsizlik gösterisi NEYLE nihayetlenmektedir acaba? İsmet Berkan’a, yani her ikimizin de genel yayın yönetmenine, nerdeyse ‘ya herru ya merru’ lezzetinde beni ihbar etmeyle! Nihayet bulmaktadır bu buruk acı! ‘Kaliteli’ Şahin feci bir demokrasizevdalısı olduğu için ve fakat beni hapislere/zindanlara cömertçe attırmıyor! Oysa yazısı boyunca, bilmeden etmeden topaçladığı psikolojilemeleri yiyecek isek filan, ‘cezai ehliyeti yoktur’ raporumun olması DAHİ gerekir: Öylesi bi şirazesinden çıkmışlık söz konusu kaliteli ruhları rencit rencit rencide eden yazılarımda. Prof.’a kalırsa! Evet bu ‘kaliteli’ adamyazar yalnızca beni genelyayınyönetmenimiz’e ‘ihbar etmekle’ yetinecek. Bu bilgisan, baştanaşağı kalite ite te kokan yazısını, son satırıyla TAÇLANDIRACAKTIR. En güzeli harbiden, hapse atılmam değil (ay onu da görseniz ne güzel olur! kıskanılan dünyalarınızda) gasteden atılmam olur- Değil mi Şahin? Sizin fırfırlı, lambalı, düzeyli, kof dünyalamalarınızdan kovulmam! Olur. Ki: Radikal DAHİ cümlenize kalsın. Kendileri çalsın, kendileri oynasınlar. Gelsin televizyon programları, gitsin gasteyöneticilikleri on yıllardır yazyaz doyamadıkları Yazsanneyazaryazmasanneyazar Janrı’nın başeseri yazıktırmaları. Bu âlem, bu beşinci sınıf Türk Medyalamacılığı onlara ait ve onlara layık hakikaten. Good point Sn. Kibarefendi yani. Özellikle süper yazını bitiriş ihbar-ı fikirlemen! ‘Freudian slip’ diyemeyeceğim bütün fikirleme hayatın bir ‘slip’ telakki edilebilir zaten.” Ancak Perihan Mağden,yazdıklarının bir sonucu olacağını düşündüğünden mi nedir, 02.11.2008 tarihli “Bağdan Atılmak” başlıklı yazıyı yazdı ve muhtemelen bekliyor sonucunu…O yazı da şöyleydi: “Ama Türkiye’de son 3 yılda, son 5 yılda çok şiddetli rüzgârlar esti: Kutuplaştı Türkiye. 3 yıl önce, 5 yıl önce tahammülüm olanlara, selamım sabahım olanlara; bugün tahammülüm yok, selamım sabahım yok, yüzlerine bakasım yok, aksine fena şeyler yapasım var. Hakaret edesim var- diyelim. Ve nice nice kontrolsüzlükler. Zira şiddetli rüzgârlar esti. Takkeler uçtu. HEPSİNİN KELİ GÖRÜNDÜ. Meğer takkelerinin altına perukalar dikiliymiş: demokrat perukası, liberal perukası, rasyonel perukası, akıl izan perukası, efendilik perukası, kalite perukası, solculuk perukası, adaletseverlik perukası. Türkiye’de son üç yılda, son beş yılda güçlü bir rüzgâr esti: dikili perukalarıyla birlikte hepsinin takkesi uçtu. Aa! cümlesi darbeseviciymiş. Pek çoğu (Katı ya da Cıva) Kemalistmiş. Ergenekonkafaymış. Orducuymuş. Demokrasi İmtihanı’nda hep aynı sınıfta çakmamızı/çakılmamızı isteyen gericilermiş. Kendilerine atfettikleri etiketlerin hepsi yalanmış, feci dolanmış! İster Mustafaizm çıkarın yelek ceplerinizden, ister Kemalizm de Kemalizm! diye tutturun. Tepinin. İster Atatürkçülük olsun adı. Cumhuriyetçilik olsun; şu olsun bu olsun. Bu model, bu geri ve gerici; Orducu ve İyiDarbeSevici Model bizim Hakiki Demokrasi’ye geçişimizin önünde çok ciddi ve artık çok tahammülfersa bir settir. Engeldir. Duvardır. Duvarkafalılıktır. Benim HakikiDemokrasiDüşmanları’na tahammülüm yok artık. Memleketimin insanlarını Hakiki Demokrasiye ziyadesiyle layık görüyorum. Hangi model ve şekilde olursa olsun Kürt Düşmanları’na, Özgürlük Düşmanları’na, Barış Düşmanları’na tahammülüm yok. Kalmadı! Onların sadesuyatirit yazılarına, laf topaçlamalarına, kendilerinden ve kokoz söylemlerinden serçe parmağım kadar sıkıntı duymamalarına müsamaham: YOK ARTIK. BİTTİ. GİTTİ. Bu nedenle hocam: Bu Bağcılar bir olur, birlik olur; beni kovarlar. Ya da ben sıkılırım/üzülürüm habire Bağcı dövmekten. Sonuç olarak beter bir iş. Öfke ne kadar baldan tatlı olsa da (Hakikaten de öyle.) yorucu, yıpratıcı, sinir tellendirici. Onun için: müsterih olun Sn. Beter Bağcılar, profesyonel üzümyiyiciler; bağcı dövmenin, bu bezdirici işin bi tahammül süresi ve sırası var. Sizin işiniz gibi ‘yedikçe yiyesim gelir’ diil yani. Geriye sayımımız başlamıştır. On, dokuz, sekiz, yedi-" Bütün bunlar olup biterken,yazarlarının birbirini boğazladığı gazetenin yöneticisi ne yapıyordu?Hükümete, ülke yönetimine ilişkin akıl veriyordu… |