cemedib



» 23.12.2009 - "çevrebank..."

Kategori: _evre_iklim

 

 

"Çevre banka olsaydı çoktan kurtarmıştınız..."

 

(Chavez-Kopenhag'daki konuşmasından)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 16.12.2009 - "ağaç ve beden..."

Kategori: _evre_iklim

"Bilimin dışında,ortaçağda başlayarak Goethe'yle de doruk noktasına ulaşan bir akım yaşandı.Doğayı benzeşimler yoluyla anlamaya çalışan bir akım.Benzeşimlerin arasında beni en çok çeken bir örnek vardır.

Bir ağaca bakın:

Yapraklı dallarını ileriye uzatır,yapraklar havaya uzanarak karbon gazı alır,bununla da şeker üretirler,oksijeni de dışarı verirler...Bu bitkilerin dünyasıdır.

Bir bedene bakın:

Dalları yoktur ama bronşları vardır.Bronşlar havaya değil,kanın içine dalmıştır,kandan oksijen alırlar ve bununla beslenme yoluyla kana geçen şekeri parçalar,ardından şekeri tüketip karbon gazı açığa çıkarırlar...Bu da hayvanlar dünyasıdır.

Birbirini tamamlayan yeşil dünyayla kırmızı dünya arasındaki benzerliğe bakın.Biri bir şeyleri dışarı atarken öteki içine alıyor.Güneş ışığına mümkün olduğu kadar büyük bir yüzey sunmaya çalışan bitkiler için,organlar ne kadar dışarı uzanırsa o kadar iyidir.Organlar bedenin içine ne kadar yerleşmiş ve korunuyorsa hayvanlar dünyası için de o kadar iyidir."

&

(Jean-Marie Pelt/bitkilerin en güzel tarihi/Ç.nedret tanyolaç/iş bankası yayınları)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 1.12.2009 - "paran varsa sal gazı..."

Kategori: _evre_iklim

 

1997 yılında Japonya'nın Kyoto kentinde toplanan "Uluslararası İklim Zirvesi" için toplanan ülkeler,atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990'lardaki seviyesine düşürme sözü içeren bir protokol imzaladılar...

2005 yılında yürürlüğe giren protokolün hedeflediğine göre;

 

Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5'e çekilecek/endüstriden,motorlu taşıtlardan,ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek/daha az enerji ile ısınma,daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma sistemleriyle endüstriye yerleştirilmesi sağlanacak/fosil yakıtlar yerine bio dizel yakıt kullanılacak/güneş enerjisinin önü açılacak/fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak...falan filan...

 

1992 yılındaki BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine 2004 yılında taraf olan Türkiye,1997 tarihli protokole de dahil olması için bastırılıyor...Kyoto Protokolünün AB çevre müktesebatının bir parçası olduğu hatırlatılarak faydaları anlatılıyor...İmzalayın protokolü,valla billa sizi AB'ye alıcaz diyorlarmış...:)

&

Bugüne kadar 179 ülkenin imzaladığı protokolün ömrü 2012'de sona eriyor...Bu arada,Cumhuriyet'ten Mete Kızık'ın haberine göre sera gazı salınımını azaltmayı öngören Kyoto deliş deşik edilmiş durumdaymış....Parayı veren diğer ülkenin sera gazı salınım kotasını satın alıyormuş...Yani paran varsa,sal gazı...

&

İnternetten protokolün imzalandığı Kyoto kentini gördünüz mü?Model şehir gibi sanki...

İnsan öyle bir yerde değil sera gazı,her türlü gazı sakınır doğadan...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 10.9.2009 - İstanbul'da "ertesi gün..."

Kategori: _evre_iklim
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 23.8.2009 - "Anarşist bahçıvanlar..."

Kategori: _evre_iklim

...Yeşil Gerilla” hareketi New York’ta doğdu, Avrupa’yı sardı, şehirlerde sahiplenildi.

Bu harekete “gerilla” denmesinin nedeni bir yandan anarşist bir hareket olması diğer yandan da sahiplerinin bilgi ve oluru olmadan sessiz sedasız arazileri kullanmaları. Eylemleriyle toprak sahiplerinin yeşillliği görünce kendilerini anlayacaklarına dair inançları var.

Yeşil gerilla aktivistelerinin malzemeleri herkesin sorunsuzca tedarik edebileceği türden. Kazma, kürek, bir kap su, çiçek ve bitki tohumları...

...

Gerilla Bahçıvanlık “nerede bir toprak parçası varsa, orada yeşillik olmalıdır” diyen bir çevre grubu. İlk başlarda New York’ta yaşayan sanatçı Liz Christy ve Yeşil Gerilla katılımcılarının Bowery ve Houston Caddesi çevresinde başlattıkları bir hareketti. 17’nci yy.’dan kalma bir boş araziyi işgal ederek sebze, meyve ve çiçek fideleri ekip tohum bombalarıyla yüzlerce bitkinin yeşermesine yol açtılar. Daha önce moloz ve çöplük olan bu arazi kısa sürede farklı bir manzaraya kavuştu. Bölgeden gelen gecen binlerce kentli, bu değişimi yaşadı, katkı koydu. Böylelikle kent yönetimi, New York’un ilk kamu parkını onaylamak zorunda kaldı...

...

“Kentleri güzelleştiren mimari yapılar değil, yeşillik ve bahçelerdir” diyor gerillalar. Yaşadıkları çevrenin yeşillenmesini, belediye görevi olarak görmüyorlar..."

&

(Mete Kızık/22.08.2009/Cumhuriyet haftasonu)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 22.8.2009 - "yağmaya direnme bilinci..."

Kategori: _evre_iklim

Anadolu yakasında, Koşuyolu'nda bulunan Validebağ Korusu;

 yeşil alanları abrakadabra yöntemiyle tüketilen İstanbul'un varlığını korumayı başarmış olağanüstü güzel yerlerinden biri...

&

Sultan Abdülaziz'in 1853 yılında kız kardeşi Adile Sultan adına yaptırdığı Adile Sultan Kasrı;

Adile Sultan'ın Sultan Abdülaziz için yaptırdığı "Abdülaziz Av Köşkü" ile tarihi bir niteliği de var korunun...

&

Elma,armut,erik,ceviz ağaçları arasında sabah yürüyüşü yapan,

böğürtlen toplayan,piknik yapan insanlar,

izci kampı kuran öğrenciler,

antrenman yapan sporcular,

selam vermeden geçenleri "günaydın!" diye uyaran huzurevi sakini emekli öğretmenler,

ağaçların altındaki serinliğe sığınıp patates-bira keyfi yapanlar;

 bu güzellikten yararlanmayı hak etmenin

burayı korumak için mücadele etmekten geçtiğinin bilincinde elbette...

&

Merkezi ya da yerel yönetimlerin burayı iskana açıp rantiyerlere peşkeş çekme olasılığına karşı

uyanık ve tetikte olan halk,

"Validebağ Gönüllleri Deneği" adı altında örgütlenmişler...

&

Ali Sirmen'in 22 Ağustos 2009 tarihli Cumhuriyet'teki,

"İstanbullular ve Parisliler" başlıklı yazısı,

tam da Validebağ Gönülleri'nin mücadelesine uyuyor:

 

"...O zaman anladım ki, Fransa’nın başkentini oluşturan, yalnızca o ülkenin birikimi, bilimi, sanatı, becerisi değil, Parislileriydi aynı zamanda.

Onlar o kentin sahipleri olduklarının bilincindeydiler ve ona sahip çıkıyorlardı.

Parisli kente yeni de gelmiş olsa üst kültür onu sarmalıyor ve Parislilik bilinciyle donatıyordu.

Eskiden İstanbul da öyleydi. Gelenler kente ayak uydururlar, onun kendilerinin olduğunu kısa zaman sonra anlarlardı.

Zaman içinde yoğun göç bütün bunları değiştirdi.

Kentlilik bilinci gitti. İnsanların kent ile bütünleşmeleri kalmadı. Hatta kentin çoğunluğu içine girmeden, nimetlerinden yararlanmadan, varoşlarda yaşar oldu.

Bunların İstanbul’a sahip çıkıp, yağmaya direnmeleri beklenemezdi.

...

Yine de İstanbulluların haklarını yemeyelim! Burada, kent bilincine sahip gerçek İstanbullular yaşıyor. Ama onlar da artık azınlıktırlar ve güçleri köprü faciasından bütün Boğaz’ı değil, yalnızca Ortaköy’ü kurtarmaya yetmektedir."

&

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 10.8.2009 - "Kirli düzine..."

Kategori: _evre_iklim

Ferudun Cemal İNAL

Ulusal Lojistik&Antrepo

  

İsveç'in başkenti Stockholm'de 165 ülke tarafından imzalanan ve Türkiye'nin de taraf olduğu "Stockholm Sözleşmesi";

 

"Kalıcı Organik Kimyasallar-(KOK)" diye adlandırılan  endüstriyel kimyasalların,

"Bir kuşağın yaşam süresi içinde (25 yıl)" kullanımdan kaldırılmasını amaçlıyor...

&

ıÜüSöz konusu kimyasallar tarım ve sanayi alanlarında kullanılarak doğaya karışıyor. Besin zinciriyle insanlara geçen ve nesiller boyunca etki gösteren bu kimyasallar, genetik bozukluk, kanser ve ölüme neden oluyor. Kalıcı organik kirleticilerin yan etkileri arasında doğuştan sakatlık, bağışıklık sistemi işlevsizlikleri, kısırlık, zekâ düzeyinde düşüş de bulunuyor.

"Kirli Düzine" olarak da bilinen ve Sözleşmenin hedef aldığı 12 kimyasal şunlar:

ıÜü-Ortadan kaldırılması söz konusu olan maddeler:

Aldrin,

 chlordane,

 dieldrin,

 endrin,

 heptaklor,

 heksaklorbenzen,

mireks ve

 toxaphene ile PCB'ler.

 
-Kullanımı yasaklanan madde:

DDT,

 -İstenmeksizin üretilen maddeler:

Dioksin ve furan.

&

Türkiye'de 30 Temmuzda yürürlüğe giren Stockholm Sözleşmesi çerçevesinde Dışişleri Bakanlığı'nca gerekli belgelerin sözleşme sekretaryasına iletilmesini izleyen 90. günde Türkiye sözleşmeye taraf olarak yükümlülüklerini üstlenecek.

“Greenpeace Stokholm Konvansiyonu'nu desteklemektedir ve KOKlar'ın kullanımdan kaldırılmasına yönelik çalışmalar için sağlam bir temel olarak kabul etmektedir. Bununla beraber Greenpeace, sözler nasıl tek başlarına çevrenin temizlenmesi için yeterli değilse, anlaşmaların da kendi içlerinde tek başlarına çözüm olmadıklarını vurgulamaktadır. Anlaşmalar, ancak hükümetler onları somut eylemlere dönüştürürlerse ve tedbirli yaklaşım ilkesine dayanan endüstriyel ve gerçek yasal değişikliklerini uygularlarlarsa etkili olurlar.”

&




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 11.6.2009 - Jestsever Shell...

Kategori: _evre_iklim








Nijeryalı çevreci yazar Ken Saro-Wiwa,

1995 yılında 9 arkadaşıyla birlikte dönemin cunta yönetimi tarafından idam edildi...

 

Saro-Wiwa ve arkadaşlarının suçu,petrol şirketlerinin açtığı çevre tahribatına karşı

kampanya başlatmalarıydı...

 

İdamların arkasında uluslararası petrol şirketi Shell'in olduğu ileri sürüldü.

 

Kurbanları yakınları tarafından Shell firması aleyhine dava açıldı.

Dava devam ederken şirket avukatlarla anlaşma yoluna gitti ve 15.5 milyon dolar

tazminat ödemeyi kabul etti.

 

Shell'den yapılan açıklamada,"suçlamaları kabul etmediklerini,

ancak jest yapmak için tazminat ödemeyi kabul ettiklerini"

belirtmişler...

 

Böyle de jestseverler...

Yersen.

(cemedib)
 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 11.4.2009 - "250 milyon yıl sonra..."

Kategori: _evre_iklim

"Kıtalar 250 Milyon Yıl Sonra Yeniden Birleşecek!”


”Bundan 250 milyon yıl önce bir kutuptan diğerine uzanan tek bir kıta vardı. Bu birleşik tek kıtaya PANGAEA adı verildi. 250 milyon yıl içinde kıtaların yeniden bir araya geleceği tahmin ediliyor. Kıtaların birleşme şekilleriyle ilgili çeşitli varsayımlar ortaya atılsa da kesin olan, insan türünün bu yeni birleşik kıtayı göremeyeceği.
Tarihler 250.000.000 yılını gösterdiğinde Dünya büyük bir olasılıkla hâlâ var olacak. Ancak insanlar uzun süre önce yeryüzünden silinmiş, ortaya çok çeşitli ve farklı yaşam şekilleri çıkmış olacak.

En az iki birleşik kıtanın varolduğu ileri sürülüyor. Bunlar Pangaea ve Rodinia'dır. Bunlardan öncekilerle ilgili bilgiler kesin olmadığı için yalnızca varsayımlara dayanıyoruz.

Eğer geleceğin Dünya'sını ziyaret edebilseydik, karşımıza bugünkünden çok farklı bir manzara çıkacaktı. Kıtalar birbirine çarparak dev boyutlarda tek bir kıta oluşturmuş; bu devasa kıta kocaman bir okyanus ile kuşatılmış; karaların büyük bir kısmı canlıların yaşayamayacağı kadar vahşileşmiş; kıyılar çok şiddetli fırtınaların insafına terkedilmiş; okyanuslar yüzeyde çalkantılı, derinlerde sakin, oksijen ve besin açısından son derece fakir bir hale gelmiş olacaktı. İnsanları ve başka canlı türleri büyük bir olasılıkla hastalıklar ve savaş nedeniyle ortadan kalkmıştı.

...

YAŞAM HER ŞEYE RAĞMEN...


Ne var ki yaşam yeni koşullarda da yoluna devam etmeyi başarır. 290 milyon yıl önce Pangaea oluşup, güney buzulları eridiği zaman buralarda Dünya'nın en "tuhaf" ekosistemi ortaya çıkmıştı. Artık görmediğimiz "Glossopteris" ağaçlarının yüksekliği 25 metreye erişirken, bu ağaçlar Güney Kutbu'nun 20 derece yakınlarına kadar sokuluyordu. Çok az ışıklı yazlara karşın, bu ağaçlar kışın karanlığında yaşamlarını sürdürüyorlardı. Kıyılara yakın olan ağaçlar muson rüzgârları ve yağmurlarına da direndiler. Gelecek birleşik kıtada nasıl bir yaşamın hüküm süreceğini ne yazık ki insanlar göremeyecek. Buradan alacağımız tek ders, Dünya'nın insanlı veya insansız varlığını sürdürebilmesi."

 

(Çeviren: Reyhan Oksay
Kaynak: New Scientist, 20 Ekim 2007
Cumhuriyet Bilim Teknik
.)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 8.4.2009 - "Dünyamız 4 derece daha ısınırsa..."

Kategori: _evre_iklim

" ...

 

Dört derecelik bir ısınma,ilk bakışta çok fazla değilmiş gibi görünüyor.Bu,gece-gündüz sıcaklık farkından bile az.Öyle ki bu kadarcık bir ısınmanın keyifli bile olabileceğini düşünebilirsiniz.Böylece kuzeyin soğuk ve karanlık kentlerinden Akdenizin sıcak ve güneşli sahillerine taşınmaya gerek kalmaz.Ancak tüm gezegenin ortalama 4 santigrad derece ısınması,çok faklıdır ve bu farklılık insanoğlunun felaketine yol açabilir.Bu ısınma 18.yüzyıldan başlayan insan faaliyetlerinin bedelidir...

 

(...)

 

Modeller dünyanın dört derece daha "pişmesi"nin 2100 yılında gerçekleşebileceğini gösterse de bazı bilim adamları bu noktaya 2050 yılında erişebileceğimizi öngörüyor.

 

Bu aşamaya geldiğimizde bilim insanları dünyada yaşamın kabusa döünüşmesinden korkuyor...

 

(...)

 

Crutzen iyimser olmaya çalıştıklarını ancak bugünkü verilerin buna izin vermeğini söylüyor:"Gelecek hakkında iyimser düşünmek için karbon emisyonunu 2015 yılına kadar %70 oranında düşürmemiz gerekir.Oysa biz ne yapıyoruz?Karbon emisyonunu her yıl %3 oranında artırıyoruz."...."

 

(Derleyen:Reyhan Oksay/Cumhuriyet Bilim Teknoloji/ Daha sıcak bir dünyada nasıl ayakta kalabiliriz?/27 Mart 2009-1149.sayı)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Bağlantılar


» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım
» e-posta
» Blog RSS
» eradam
» saramago
» casas ros
» hanane aad

Kategoriler



Arkadaşlar »
>

EkleBunu RSS Ekle Butonu
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa