14 07 2015

"dua,ruhun Allah'la karşılaşmasıdır..."

dua,ruhun Allahla karşılaşmasıdır... |  görsel 1

SELÇUK ALTUN

 

*

 

 

 

Öküz=

Alp, Alf,

Alef, Elif, Alfa, A...

 

*

 

 

“Rifat Bayazıt Beyefendi’nin anısına”

 

*

3601- KİTAP İÇİN’de hem de yakınlarda, imzasının peşinde koştuğum tek yerli yazar kaldı o da Sait Faik diye sızlandığımı anımsıyorum.

26.02.15 sahaf safarisinde özel imzalı bir Sait Faik edindim. Ölümünden iki ay önce Varlık’tan çıkan “Alemdağında

Var Bir Yılan”ı, ölümünden bir ay önce (Nisan, 1954) bir dostuna çalakalem

imzalamıştı.Kimi fantastik, minimalist öyküleri yeniden

hızla okudum. Acele acele mi yazılmıştılar;

bir acı finalden önce matbaaya

yetişmeleri için…

 

*

3602- “Sait Faik İçin” – Yeditepe Yayınları,1956: Yayımcısı Yaşar Nabi onun ardından Varlık’ta demiş ki:

 

“Eli sıkı olduğunu yazdı arkadaşları doğrudur.

Bunun yanında, bir de her zaman

parasız görünmek merakı vardı: Fakir insanların hayatını severdi. Onlar gibi fakir olmadığı

için vicdanı rahat mı etmezdi nedir, parasızlıktan sızlanmadığı günü pek yoktu…

Bunun yanında, samimi olmadığı bir hevesi de iş arama iddiasıydı…

Huysuzluğu ve geçimsizliği üzerine çok şey yazıldı. Ama iyi bir insan olduğuna da hiç şüphe yok. Kızdığı zaman açıkça söyler,

tersler, kavga ederdi. Yalnız kin gütmezdİ.

Çabuk geçerdi hırsı… Sinsi tabiatı yoktu.

Olduğu gibi görünen bir insandı.”

 

*

3603- Yalnızca ikinci el ve yazarından imzalı kitaplardan mürekkep bir kütüphane…

(Oradaki gizemli aromayı duyumsar gibiyim.)

 

*

3604- İki İkilem:

 

1) Bir kitap biterken, bittiği için üzülür;

yenisine başlayacağım için sevinirim.

 

2) Kütüphanemde yeni bir rafa yer açılırsa;o raf neden boş diye ikirciklenir, dolunca

da yersizlikten canım sıkılır.

 

*

3605- “Kütüphaneler, müzeler gibi;yaşlılık, hastalık ve ölümden kaçma mekânlarıdır.”

Jean Grenier (1898-1971)

 

*

3606- “Simgeler”den – Sait Maden, 1990:

 

“İnsan yazıyı bulmadan önce simgeyi buldu. Suyu, ağacı, yıldızı, bulutu nasıl bir simgeyle anlatabileceğini düşündü.

Tasarladı bunun biçimini, çağlar boyunca uyguladı, sonra da yazıya dönüştürdü.

Bir örnek:

Öküz, insanın evcilleştirdiği en güçlü yaratıklardan biri. Gücü anlatmak için öküz başının biçimini kullandı insan,

üçgenimsi bir biçimi. Akadca ‘alp’ Akdeniz yöresindeki toplumların hepsinde ortak bir sözcük: Öküz.

Fenikeli aldı bu üçgeni ‘alf’ dedi,

İbrani aldı ‘alef’ dedi,

Arap aldı ‘elif’ dedi.

Yunan aldı ‘alfa’ dedi.

Öküzün ya da gücün simgesi olan üçgen zamanla ‘A’ harfine dönüştü.

Bir başka örnek:

‘Bet’ eski Mısır dilinde ‘ev’in simgesiydi. Hiyeroglif yazısında üst üste iki dikdörtgen biçiminde

gösterilirdi. İbrani, Fenike, Arap dillerini aynı

söyleyişle dolaşıp Yunancaya girdi ‘beta’ biçiminde:

Bugün kullandığımız ‘B’ harfi.

İki dikdörtgenin sağ köşelerini dört bin yılda

azıcık yuvarlamışız, o kadar.”

 

*

3607- Bir harf özellikle eksik bırakılarak yazılan romanlara “lipogram” denir. Bu

kategoride akla ilk gelen roman, Fransız yazar George Perec’in (1936-1982) “La Disparition”udur. İçinde “e” bulunmayan

1969 ürünü o romanı Gilbert Adair, aynı yöntemle İngilizce’ye (A Void) çevirmişti.

Oysa Amerikalı Ernest Vincent Wright (1872-1939), içinde “e” bulunmayan

“Gadsby”ı 1939’da yazmış ve birkaç kopya

dışında satılmayan “Gadsby” ilk fırsatta yakılmış

ve 50 bin sözcüklük roman, Wright’ın

son yapıtı olmuştu.

 

(Adı geçen üç kitap, kütüphanemde

mevcut ama onları okumaktan tırsıyorum.

Sanki üzümü eksik bir aşureyi yemekten

çekiniyorum.)

 

*

3608- “Mahur Beste”den – Ahmet Hamdi Tanpınar, 1945:

- Dua, ruhun Allah’la karşılaşmasıdır.

- Sen garpten geri olduğumuzu söylüyorsun.

Zaten herkes bunu söylüyor; elbette doğru bir söz olsa gerektir. Fakat ben daha

mühim bir şey söyleyeceğim.

Ben hemen etrafımızdaki hayattan geri olduğumuzu

söyleyeceğim…

 

*

3609- “Modern tarih, Osmanlı korkusuyla başlar.”

Lord Acton (1834-1902) tarihçi/ siyasetçi

 

*

3610- Atatürk’ün önderliğinde Batı’nın neredeyse tüm kavram ve organlarına sahip

 olduk. Ana sorun, onları Doğulu birikim ve standartlarıyla yaşatmaya çalışmak mıdır?

 

*

3611- Küresel kültürazzi:

 

Kompozitör Richard Wagner’a (1813-

1883) göre Brahms bir Yahudiydi, Hazreti

İsa ise değildi. /

 

Djuna Barnes makyajını

yapıp saçını taradıktan sonra yazmak için

yatağına girerdi. /

 

 

Roman Jakobson, Vladimir

Mayakovsky’nin son şiirini dinledikten

sonra, “Çok iyi ama bir Mayakovsky” değil

diyecektir. /

 

 

Mikelanj’a göre, “Ressamlığı,

heykeltıraşlıktan daha önemli sanan kara

cahildir.” (İğnelemenin hedefi Leonardo da

Vinci) /

 

Horace’a (MÖ 65 – MÖ 8) göre alkol

almayan bir şairin şiiri, asla kalıcı olamaz. /

 

 

Şair ve yazar Pedro Calderon de la Barca

(1600-1681), -özellikle- rahibelere tecavüz

ettiği için tutuklanmıştı. /

 

Filozof Arthur Schopenhauer (1788-1860), şanına yakışır

bir şekilde öldü; kahvaltı masasında okurken.

/

 

Truva harabelerini Avrupa’ya gizlice taşıyan Heinrich Schliemann (1822-1890),

Napoli’de sokakta yürürken birden bastıran

bir ateş nedeniyle yere yığıldı ve öldü. (Truva

tanrılarının laneti olmasın?) /

 

 

Şair, yazar ve kütüphaneci Philip Larkin’in (1922-1985)

ölümünden hemen sonra, onun 50 yıl boyunca

tuttuğu 25 ciltlik gizli günlükleri imha

edildi. /

 

 

18.02.1564: Mikelanj öldü, Galileo doğdu…

 

*

3612- Nicanor Parra (doğ. 1914) – Yüz bir

yaşında ve Latin Amerika’nın duayen şairi.

Şilili, teorik fizik profesörü. Dört kez Nobel

edebiyat ödülüne aday gösterildi. James

Laughlin’in yakın dostuydu. Önüne gelenin

şair bellendiği arenada kendisini, anti-poet

(karşı-şair) sayardı…

 

*

3613- “Anti-poems”dan (Karşı Şiirler) –

Nicanor Parra, 1960

 

Kitabe

 

Orta boylu, / Ne tiz ne alçak sesli, / Bir

ilkokul öğretmeniyle bir terzi kadının / En

büyük oğlu, / Doğuştan zayıf / Oysa lezzetli

yemeğe itirazı yoktur, / Çekik yanaklı / Ve iri

kulaklı / Kare şeklinde bir yüz / Ve ince uzun

gözler, / Ve bir melez boksör burnu / Bir

Aztek yarı-tanrısı ağzın üstünde / -Tüm söylenenler

ironi ile hainlik arasında yıkanmış- /

Ne çok parlak, ne çok aptal / Neysem

oyum: bir sirke ile / Zeytinyağı karışımı, / Bir

melek ile şeytan sucuğu!

 

(İngilizceden çeviren: Selçuk Altun)

 

*

3614- Kitap önerileri:

 

Sahra-yı Kebir’i Nasıl Geçtim: Sami

Çölgeçen (Haz. Ö. Hakan Özalp), Ark /

 

Toza Sor – John Fante (Çev. Avi Pardo),

Parantez /

 

Otoportre – Edouard Leve (Çev.Orçun Türkay), SEL /

 

 

Gömülü Dev – Kazuo İshiguro (Çev. Roza Hakmen), YKY /

 

100 Söz – Kemal Sümer, Y Yayıncılık /

 

Eyyy Siyaset – Latif Demirci, Doğan Kitap /

 

Bir Yaratığın Akıl Almaz Ahlaksız Maceraları –k. İskender, SEL /

 

Yükseköğretimin Fırtınalı Sularında – Üstün Ergüder, Doğan Kitap /

 

Örgüt – Michael Dibdin (Çev. Seda Çıngay),Labirent /

 

Bin Gözle Sevdik Birbirimizi –Şebnem Şenyener, Labirent /

 

Dakika Atlamadan,Melih C. Anday ile Söyleşiler – Haz.Yalçın Armağan, Everest /

 

Gençlik Mektupları,27 Mayıs Günlüğü – Orhan Duru, YKB/

 

Her Gölge Titrer – Süreyya Berfe, YKY /

 

Yaz Üçgeni – Güven Turan, YKY /

 

Hayat ve Hayal Müzesi – Bâki Ayhan T., YKY…

 

(Şair, yazar, eleştirmen, çevirmen ve estet

Güven Turan’ın on üç yıl aradan sonra yazdığı

“Yaz Üçgeni”, yıla damgasını vuracak

romanlardan. Bir Fransız ilişki filmi izlercesine

sürüklenerek okudum.)

 

*

3615- Tahir Alangu (1915-1973): Araştırmacı-

yazar, eleştirmen, derlemeci ve

akademisyendi.

 

Yapıtları: “Çalgılı Kahvelerle Külhanbey Edebiyatı ve Numuneleri (1943),

Kalavela (1945), Servet-i Fünun Edebiyatı

Antolojisi (1958), Cumhuriyet’ten Sonra

Hikâye ve Roman (3 cilt, 1959-1968), Billur

Köşk Masalları (1961), Keloğlan Masalları

(1967), Ömer Seyfettin (1968), 100 Ünlü

Türk Eseri (1974) ve Türkiye Folkloru El Kitabı (1983)”dır.

 

(Tahir Bey, Boğaziçi Üniversitesi İşletmecilik

Bölümü’nde 3 ve 4. sınıflara; seçmelik,

folklorla ilgili adını tam anımsamadığım bir

ders verirdi. 3. sınıftayken ben de öğrencisi

olmuştum ve o zaman, onun önemli bir

araştırmacı olduğunu bilmiyordum. Tatlı

sert tavrıyla sanki bilge duruşunu saklamak

ister gibiydi. Yüzüncü yaş yılında umarım

tamamen ıskalanmaz. Anısına saygıyla.)

 

*

3616- 10.03.15 akşamı! Moody Blues’un

elli yıllık melodisi “Boulevard de la Madeleine”,

bir yolunu bulup dilime yapıştı. Birden

canım Paris’te geçen hüzünlü bir aşk öyküsü

çekti. (Youtube’da var.)

 

 

*

3617- Arka arkaya 5-6 sayfalık kısa öyküler okurken aynı kitapta 15 sayfa süren bir öyküyle karşılaşınca ritmim bozuluyor.

Odaklanamıyorum.

(Örneğin: Bodur Minareden Öte- Yusuf

Atılgan).

 

*

3618- Önemli heykeltıraş Bihrat

Mavitan’ın nisan ayında Galeri Selvin’de

açtığı sergi için eksantrik bir davetiye hazırlanmış.

Orada sanatçının, Kuzguncuk’taki atölyesinde yaşadığı trajikomik anekdotlar var:

 

(Atölyeme bir kadın girdi. Bütün bunları siz

mi yapıyorsunuz? dedi. Evet deyince ben,

arkada kaç kişi çalışıyor? dedi…/

 

Atölyeme

bir genç erkek girdi. Ayakkabı dikiştiriyor

musunuz? dedi. Hayır anam dikiştirmem

dedim gitti. Hemen vitrindeki ayakkabı

heykelimi kaldırdım…/

 

Atölyeme bir kadın

kişi girdi. Uzun bir zaman inceledi ve buradaki en ucuz şey hangisidir? dedi. BEN’imdeyince HIH dedi. Süratle neden gitti anlamadım…/

Atölyeme bir polisadam girdi. Siz

bu fotoğrafta kime hareket çekiyorsunuz?

dedi. ALET İSTEYENLERE dedim… Boş

boş baktı./

 

Atölyeme bir Yeni Zelandalı girdi

. Hiç Zelanda’ya geldiniz mi? dedi. Hayır

dedim. Mutlaka gelin dedi. Gideceğim…)

 

(Kendime not: Bihrat Mavitan’ın atölyesine

ilk fırsatta git ve “Usta, bunların kilosunu

kaçtan veriyorsun” diye sor!)

 

(Otuz yılda Galeri Selvin’i, bir önemli

sanat noktası konumuna getiren Selvin ve

Uğural Gafuroğlu’nu içtenlikle tebrik ederim.)

 

*

3619- “Amerika’nın yalnızca üç şehri vardır: New York, San Francisco ve New Orleans.

Geri kalan her yer Cleveland’tır.”

 

Tennessee Williams

 

*

3620- Küresel Türkiye dergisi, mükemmel

Cornucopia’nın 52. sayısında David

Barchard’ın Yaşar Kemal’e veda yazısında,

onun Nobel Edebiyat Ödülü’nü alamamasının

nedeni olarak “ünlü” olması gösterilmiş.

 

(Doğrudur o hem önemli hem de ünlüydü;

oysa o engele yıllar sonra nice ünlü ve

önemli yazar takılmadı.)

 

*

3621- MÖ 712’de kuruldu; Bitniya’nın

en önemli kentiydi, MS 286’da Roma

İmparatorluğu’nun doğu başkenti oldu.

Bizans’ın kurucusu Konstantin, eniştesi

imparator Licinius’u bertaraf edince altı yıl

orada kaldı. Bir ara İstanbul yerine o kenti,

başkent yapmayı düşündü. Osmanlılar

gelene dek (1337), kalesini kimseler ele

geçiremedi. 24 Ağustos 358’deki büyük

depremde, neredeyse yerle bir oldu; kalan

bir büyük yangında yitti… Nereden mi

bahsediyorum? 1641 yıl sonra, bu kez 17

Ağustos gecesi yine bir depremin vurduğu

İzmit’ten (Nikomedia).

 

*

3622- Anglo-Amerikan ülkelerde ünlü ve/veya önemli bir kişinin ölümünün ardından

yayımlanan anı yazılarına “obituary” denir.

 

Gazetelerde, obituary sayfaları ve profesyonel

obituary yazarları vardır. Bu tür yazılar,

“konuların” ölümünden önce hazırlanıp

arşive kaldırılır; obituary yazarlarının konularından

önce öldüklerine de az rastlamamışımdır.

 

Doğan Hızlan ustamızın 2010 ürünü “Anılarımda Yaşayanlar”ı, bir öncü obituary örneği.

Bana sunduğu kopyayı, “André Gide, ‘Hatırlamak dert icadıdır’ demiş. Selçuk Altun’a bir soru: Doğru mu söylemiş?”

diyerek imzalamış.

 

Güldeste, Halikarnas Balıkçısı’nın ölümüyle

başlıyor (1973) ve 37 yıl sonra, J. D.Salinger ile son buluyor (2010). 22.01.1998

günkü yazının başlığı “Adnan Benk Bir Zekâ Fişeğiydi.”

Önemli yazar, araştırmacı, eleştirmen ve bilge Adnan Benk (1932-1998) için

kaleme aldığı yazının finalinde, “Arkalarından ağıt yakarız da böyle insanları

sağlığında yüceltmeyi,çekildiği köşesinde

aramayı ihmal ederiz.

Onun çevirileri, yazıları

bir zekâ fişeğiydi, hepimizi

rengârenk aydınlatır,

düştüğü yeri de yakardı.

‘Yeri doldurulmayacak

insanlardan biriydi’ sözü,

doğru sahibini onunla

buluyor” demiş.

Adnan Benk sanat eleştirilerinde

Türkiye’nin John Berger’ıydı; yeri doldurulamamıştır.

Adnan Benk ile Doğan Hızlan’ın

önemli ortak noktası; ikisi de estettir.

 

*

3623- “Kaç Yıl Oldu? 2015”ten – Fırat

Budacı:

- İstanbul Gaziosmanpaşa Belediyesi

boşanma oranlarını azaltmak için evli çiftlere

dağıttığı kitapçıkta, kadınlara vıdı vıdı

yapmayın tavsiyesinde bulunalı 4 yıl,

 

- AKP’nin Tekirdağ mitinginde bayılan

kadın, Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine

seslenmesiyle ayılalı 1 yıl,

 

- Evde salata hazırlayan (dansöz) Asena,

şaka dükkânından aldığı silikon parmakla

“parmağımı kestim” şakası yapınca, İbrahim

Tatlıses, bazı gazetelere göre bayılalı,

bazı gazetelere göre kusalı 7 yıl olmuş…

 

*

3624- “Phantoms On The

Bookshelves”ten – Jacques Bonnet:

Antoine-Marie-Henri Boulard (1754-

1825), Napolyon döneminde Paris’in 8.

Bölgesi’nin belediye başkanı ve eski noterdi.

İhtilalde eline düşen veya yasaklanan

kitaplarla başlattığı koleksiyonu, öldüğünde

600 bin kitaba ulaşmıştı ve dokuz apartman

dairesini işgal ediyordu.

Ölümünden sonra kitaplarını tasfiye eden

oğulları yüzünden, sahaflar piyasasının geçirdiği

kriz kısa sürmemişti.

 

*

3625- 13.04.2015! Boğaziçi Üniversitesi’ndeki

(BÜ) o kışkırtıcı serginin açılışına

gitmesem olmazdı. Dünyanın en güzel noktasındaki

okuluma (1973 mezunlarındanım)

erkenden gidip önce nostaljik bir tur attım.

 

Bavullardan Kataloglara” adlı sergi;

duayen yazar Adalet Ağaoğlu, okulun ilk

rektörü ve mimar Prof. Aptullah Kuran,

arkeolog Aziz Ogan, Halet Çambel ve Nail

Çakırhan, devlet adamı Melih R. Esenbel,

okulun sembol akademisyenlerinden yazar

ve ressam Traugott Fuchs (1906-1997) ile

okulun kuruluş yılları arşivlerinden seçme

objelerden mürekkepti. Sergi için hazırlanan

mükemmel katalogla (661 sayfa) zaman

tünelinde hüzünlü bir safariye çıktım.

 

Adalet Ağaoğlu da (doğ.1929) serginin

açılışındaydı. Ben, Yapı Kredi Yayınları’nın

Yönetim Kurulu Başkanı’yken o da yazarımızdı.

 

Eski günleri hızla yâd ettik, berrak bir

hafızası vardı; etkilendim.

Onu 1943-1983 döneminde okulda

hocalık yapan Traugott Fuchs köşesine

götürdüm. 1946 Nobelisti Hermann Hesse

(1877-1962) Herr Fuchs’un dostuydu, ona

yolladığı mektupları, şiir ve eskizleri izledik.

Usta yazar Adalet Hanım’ın da vesileyle bir

Elias Canetti hayranı olduğunu öğrendim.

Herr Fuchs’un yarım yüzyıl önce desen

yaparken kullandığı kalemler de sergileniyordu.

 

Onun bir kara kalemiyle Adalet Hanım’a katalogumu imzalattım.

Serendipity dolu saatlerdi…

*

Selçuk ALTUN

 

*

Cumhuriyet Kitap Eki-4 Haziran 2015

 

*

 

 

0
0
0
Yorum Yaz