07 05 2015

"içinde olduğum tren,beni almadan geçip gidiyor..."

içinde olduğum tren,beni almadan geçip gidiyor... |  görsel 1

SELÇUK ALTUN

 

*

Kitap İçin

 

*

 

“Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta”

 

*

 

“Örnek insan Saffet Bozkurt

Beyefendi’nin anısına”

 

*

 

3576- Yaşar Kemal ile Tilda Kemal’in birlikte imzaladıkları bir kitap hiç görmemiştim. Bir internetsel sahaf

safarisinde, küresel yazar William Saroyan’a sundukları “The Wind From The Plains”i (Ortadirek) görünce

derhal ısmarladım.

 

 

Kitap 1964’te, “William Saroyan’a – Bir

Anadolulu’dan diğerine” diyerek imzalanmış.

Ermeni asıllı Amerikalı William

Saroyan’ın (1908-1981) babası Armanak

Karaoğlanyan Bitlisliydi, 1905’te

Amerika’ya göçmüştü. Yazdıklarında

Türk düşmanlığı yapmayan yazar,

1964’te İstanbul’a gelmiş, Bitlis’e geçmişti.

Sevecenliği ve pos

bıyıklarıyla Saroyan,

Türkiye’de hoş karşılanmıştı.

 

 

İstanbul’da Yaşar Kemal’le buluştuklarında,artık bana emanet edilen kitap kendisine armağan

edilmiş olmalıydı. İngilizce kitaba şubatta ulaştım.

 

 

Aynı ay içinde, Saroyan’ın

İstanbul’da bir baba ile

kızına yine 1964’te imzaladığı

iki kitap (“My Name

Is Aram” ve “Yoksul İnsanlar”),

Sahaf Turkuaz’da

karşıma çıkmasın mı?

 

*

 

3577- “Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektuplar”- Fikret Otyam, İş Kültür:

Unkapanı, 2.6.1964

 

 

“Sevgili Fikret,

 

Sana hemen şunu esefle beyan edeyim ki, bütün ricalarına rağmen Mr. Saroyan’ı verdiğin telefon numaralarından

arayamadım. Sebep bir değil birkaç. Önce hepsinden önemlisi PARASIZLIK!

Cepte metelik yok, beşinci

aydır ödenmeyen ev kirası bir yanda, öte

yanda tamtakır bir ev, bomboş cepler…

Beride kalk Saroyan’ı ara. Şayet arayıp

da bulsaydım, adam beni gayet tatsız,

renksiz bulacaktı. Sonra ne lüzum var?

Meşhur romancımız, romanımızın dünya

temsilcisi, yüz akımız onunla buluşup

poz poz resimler çektirdi. Türk roman ve

hikâyesini temsil ediverip çıktı ya. Onun

bu şahsi reklamı elvermez mi adamcağızı

doyurmaya?”…

 

*

 

3578- William Saroyan Kaliforniya’nın

Fresno kentinde doğup, orada ölmüştü.

Hem onun, hem de oğlu Aram

Saroyan’ın tüm yapıtlarını okumuşumdur.

Hayatı romandı, kısa öykülerinde Sait

Faik tadı vardı. 2006’da onun anılarının

peşinden mi Fresno’ya gitmiş ve ikinci

romanım “Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca”

için notlar almıştım. 97. sayfada,

 

 

“…Radisson Hotel’e karargâh kurmaya

giderken, kopkoyu giysileri içinde salına

salına ilerleyen tedirgin bir Ermeni grubu

dikkatimi çekti. Arabayı durdurup onları

surat surat izledim. Geniş alınlı, kemer

burunlu ve yaşlıysa pos bıyıklı tıknaz

erkeklerle çukur gözlü, et benli, kavruk

yüzlü ve deforme bedenli tıknaz kadınlar

inşallah hayırlı bir nedenle kiliselerine

yürüyordu. Sanki kıraç tarlalarında günlük

mesailerini tamamına erdirmenin

gururuyla önümden ağır ağır

geçtiler. Tanıdık bir kütleden

kopmuş aysbergin uzaklaşırken

erimesini seyredermişçesine,

kıdem sırasına göre

kilise kapısından teker teker

yitişlerini izledim.”

 

demişim.

 

*

 

3579- Aram Saroyan’dan (doğ. 1943) antolojilere girmiş bir (m)inimalist şiir:

Hghgh

 

*

3580- Evin İlyasoğlu’nun

Yaşar Kemal ile ilgili anı yazısının

(04.03.15, Cumhuriyet)

başlığı, “Bir müzik dostuydu”.

 

Önemli klasik müzik konserlerinde

onunla ve eşi Semiha’yla sık sık

karşılaşırdık.

 

Bir keresinde bana, “Kitaplarımın arasında

en çok İnce Memed 4’ü severim”

demişti. “Çünkü onu yazarken sürekli

Çaykovski dinledim.”

 

*

 

3581- İngiltere’de böyle bir edebiyat ödülü var! “Yılın Iskalanmış Romanı.”

 

*

3582- Yeni bir çeviri kitap projesi için

Ocak başında Londra’da, bir dostumuzun

kızının düğün töreni için de Ocak

sonunda Roma’daydık. İstanbul 14 milyon

nüfusuyla Avrupa kıtasının en büyük

kentidir; Londra’dan 2 kat, Roma’dan 4

kat büyüktür. Araç ve insan trafiği açısından

İstanbul’la karşılaştırıldığında, o

kentler birer köy gibi sakindi.

 

 

Otelimizin arkasındaki sokakta ünlü

Alfredo lokantası vardı. On dört kişilik

grupla son akşam yemeğini orada yedik.

Bize ayrılan özel odanın duvarlarında

cumhurbaşkanları, krallar ve Hollywood

artistlerinin anı fotoğrafları ve imzaları

vardı. Karşımdaki yeşil tablodaysa, bir

Türk bayrağının altında 1.3.1952 tarihi

ve Fuat Köprülü imzası yer alıyordu.

 

 

Gurbette bir Türk büyüğüyle karşılaşmışçasına

heyecanlandım, kalkıp tabloyu

okşadım.

 

 

(Fuad Köprülü (1890-1966): tarihçi,

edebiyatçı, akademisyen, araştırmacı

yazar ve bibliyofil. Demokrat Parti kurucularından

ve Dış İşleri Bakanları’ndan.

 

 

Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa soyundan.

1957’de, “Kurduğum partiyi

tanıyamıyorum” deyip istifa etmişti. O bir

(z)arif devlet adamıydı; TBMM’nde devlet

adamı diyebileceğiniz kaç kişi var?

 

*

 

3583- Avrupa’nın en büyük kenti

İstanbul’dan –ilginç- demografik istatistikler:

 

İstanbul’da ikamet edenlerin yalnızca

%15’i kent nüfusuna kayıtlıdır. (%5’i

Sivas, %4’ü Kastamonu, %3,5’u Ordu

ve (her biri) % 3 olmak üzere Samsun,

Giresun, Tokat, Trabzon, Malatya, Erzurumludur.)

 

39 ilçe arasında en kalabalık olanlar:

 

1-Bağcılar - 752 bin,

 

2- Küçükçekmece -740 bin,

 

3- Ümraniye - 660 bin.

 

En ıssızları:

 

Şile - 32 bin ve Adalar - 16 bin.

 

Kentin en (k)alabalık yaş dilimleri:

 

1)30-34 yaş : 1.4 milyon,

 

2) 25-29 yaş : 1.3 milyon ve

 

3) 35-39 yaş : 1.2 milyon…

 

*

3584- “Bir paradoks gibi gelebilir ama

tüm müspet bilimler tahmin metodunun

etkisi altındadır.”

 

Bertrand Russell

 

*

3585- Turist : Pardon, siz polis misiniz?

Polis : Evet ama sivil polisim.

Turist : Üstünüzdeki üniforma değil

mi?

Polis : Şey, bugün benim izin günüm de.

 

*

3586- Küresel kültürazzi:

 

Madde veya alkol bağımlısıydılar:

 

Edgar Allan Poe, Thomas de Quincey, Tennessee Williams, William S. Burroughs,

Charles Baudelaire, August Strindberg,

Robert Louis Stevenson, Graham Greene…

 

 

/ Vatikan’ın yasakladığı bazı yazarlar:

Stendhal, George Sand, Victor Hugo,

Alexander Dumas, Gustave Flaubert,

Alberto Moravia…

 

 

/ Kitap ithafları: Ivan Turgenev, Gustave Flaubert’e; Charles Baudelaire,

 

Theophile Gautier’ye; Leo Tolstoy, Ivan Turgenev’e, Agatha Christie,

 

P.D. Wodehouse’a; William Faulkner,

 

Sherwood Anderson’a; Truman Capote,

 

Tennessee Williams’a…

 

 

/ 15’lerine gelmeden

(y)azmışlardı:

 

Victor Hugo, Jack Kerouac, Johann Goethe, Jorge Luis Borges, Jack London, Anais Nin…

 

 

 

/ H.G. Wells iki dolmakalemle dolaşırdı:

 

Uzun cümleleri uzunuyla, kısa cümleleri kısa

dolmakalemle yazardı.

 

 

/ Samuel Beckett

bir tiyatro provası sırasında bir oyuncuyu

uyardı:

 

İki noktalık susuyorsun, oysa senaryoda üç nokta var!

 

 

/ “Bir virgül

koyarak veya kaldırarak bir cümlemin

niteliğini yükselten her kimse en sevgili

arkadaşımdır” derdi yazar George Moore

(1852-1933)

 

 

/ “Günde sekiz saat çalıştığını söyleyen

sanatçılar ya yalancıdır ya da eşek”

derdi gitarist Andres Segovia…

 

 

*

 

3587- İşbu iki yazar, yemek kitabı yazsalar

bile okurum:

Lord Kinross (Patrick Balfour) ile Doğan Avcıoğlu.

 

*

 

3588- Şu açılış paragrafının vuruculuğuna

bakar mısınız?

 

“Tanburi Cemil’in Hayatı” – Mesut Cemil,1947:

 

“Babamı; evimizin geceleri ahşap

kaplamalarına tırmanan sansarları, tavan

aralarında koşuşan fareleri, selâmlığın

bodrum penceresine açılan penceresinde

görünen sarı yılanı, açık kalan boş

oda kapılarının karanlığında karşıma

çıkan periler ile karışık, bir hatıralar yumağının

arasında görürüm.

 

 

Siyah redingotunun ipekli geniş yakası

zayıf göğsünün üstünde ciddiyetle kapanır,

nahif bünyesine ve ince boynuna

göre geniş yakası, plâstron boyunbağı

üstünde hafifçe yana eğik başı biraz

daha büyük görünür, zaptedilmiş büyük

bir şikâyetin tükenmez kederini taşıyan

dargın bakışlariyle bu adam, bir esir ve

bir kral gibi, tecessüsümün önünden gelir

geçerdi.

 

 

Kimin esiri ve neyin hâkimiydi? O gün

gibi bugün de bilmiyorum.”

 

*

3589- Yahya Kemal Varşova Büyükelçisi iken (1926-1930), vatan hasretiyle yazdığı bir şiirden:

 

Bir erganun ahengi yayılmakta derinden;

Duydumsa da zevk almadım İslâv kederinden.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok

uzakta,

Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plâkta

*

3590- Onlar Yok Değildi:

 

“Moby Dick”teki Kaptan Ahab, Owen

Chase adında bir denizciden esinlenerek

yaratılmıştı.

 

/ “Madame Bovary”,yazarı Gustave Flaubert’in sevgilisi Louise

Colet ile Delphine Belamare’den

harmanlanmıştı.

 

 

/ Robinson Crusoe, Alexander

Selkirk adlı bir İskoç denizcinin

öyküsüdür.

 

 

/ Jekyll and Hyde; gündüzleri

iş adamı, geceleri binbir belâ William

Brodie’den başkası değildi. / Romeo ve

Juliet yaşadılar.

 

 

/ “Sefiller”deki Jean Valjean

renkli katil ve hırsız Gaillard’tır.

 

*

3591- Okuma ritüellerim:

 

i) Kalın kitaplardan ürkerim; bir kitabın

kaç sayfa olduğuna baktığım gibi içindeki

beher bölümün kaç sayfa olduğunu

da okumadan önce öğrenmem gerekir.(Yoksa bir labirentte kaybolacağım tedirginliği.)

 

 

ii) Sabırlı bir okur değilimdir, sıkılır gibi

olursam atlarım. Hatta kitabı yarılamadan

da bırakabilirim. (Hayat kısa, okunacak

az kitap yok.)

 

*

 

3592- Kitap önerileri:

 

Hayal Belde Üsküdar – Burhan Felek,

İBB Kültür Yay.

 

/ Anılar ve İzlenimler

– Hayati Asılyazıcı, Kaynak

 

 

/ Otis Abi

(Sen de Öp Beni) – Yılmaz Aslantürk,

Mürekkep

 

 

/ A Cappella – Enis Batur,

Kırmızı Kedi

 

 

/ Ben, Claudius – Robert

Graves (Çev. Dost Körpe), İş Kültür

 

 

/Puslu Kıtalar Atlası (Çizgi Roman) – İlban

Ertem, İletişim.

 

 

/ Körleşme – Elias Canetti (Çev. Ahmet Celal), SEL

 

 

/ İnsanın Taşrası – Elias Canetti (Çev. Ahmet

Celal), SEL

 

 

/ Tolstoy mu Dostoyevski mi – George Steiner (Çev. Sevda Çalışkan),

İş Kültür

 

 

/ Kategorik Sınıflamanın

Dışında Bir Sanatçı: Abidin Dino – Kaya

Özsezgin, Kaynak Yay.

 

 

/ 100. Doğum

Yılında Cemal Reşit Rey – Hasan Ersel,

Deniz Koloğlu, Ali Pınar – Pan

 

 

/ Geçmişi Unutturulan Adam: Hakkı Behiç – Belma

Ötüş Baskett, Ayşegül Baykan – Doğan

Kitap

 

 

/ Sürükleyen Zaman – Alexander

Kluge, Gerhard Richter (Çev. Tevfik Turan),

Everest…

 

*

 

3593- Bir “Yeni kitap” önerisi:

 

Hilmi Yavuz’un 1975-2000 sürecinde

yazdığı kuramsal kitaplardan bir seçki.

 

*

3594- “Türk Plastik Sanatlarında İlkler”

 

– Oğuz Erten:

İlk özel koleksiyon katalogunu, estet

koleksiyoner Mustafa Taviloğlu bastırtmıştır.

 

/ İlk rekor satışı, 12.12.04 tarihinde

Antik A.Ş. gerçekleştirmiştir. Osman

Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi”

adlı tablosu, 5 trilyon tl’ye (3,5 milyon

dolar) satılmıştır.

 

/ İlk çağdaş özgün

baskı müzesi IMOGA, 2004’te açılmıştır.

 

 

/ İlk modern sanat müzesi, İstanbul

Modern’dir. (2004)

 

 

/ Geleneksel sanatlarla

çağdaş sanatı aynı çatı altında toplayan

ilk müze, Çoruh Vadisi’ndeki Baksı

Müzesidir. (2010)…

 

*

 

3595- “Rahibinden Satılık Kilise”den –k. İskender, SEL:

 

-IQ’lar eşit olmadıkça, insanlar eşit değildir.

 

-İçinde olduğum tren, beni almadan geçip gidiyor.

 

-Hâlâ yaşadığını sanan ölüler, tehlikelidirler.

 

-68 Kuşağı’na değil, gökkuşağına inanın!

 

-Orospuluk zaman aşımına uğramaz.

 

*

 

3596- “A Cappella”dan – Enis Batur:

 

Tanguero

Akordeonun iki yanında

iki şişman delifişek örümcek,

ortasında sonsuz bir yangına

körük, ki bu kadar olur –

eteğin tüllerini tutuşturuyor birden,

topuklardan sıçrayan kıvılcım.

 

*

 

3597- 25.02.15! Okumayazma evime

Samsun Maarif Koleji’nden Türkçe öğretmenim

Cengiz Kutlu uğradı. (Birden

zaman tünelinde, elli yıl öncesinde buldum

kendimi.)

 

 

Cengiz Bey, Köy Enstitüsü kökenliydi.İşini severek yapardı, öğrencilerine okuma

zevki aşılamaya çabalardı. Bir derste Orhan Kemal’den bir öykü okuttuğunu anımsıyorum. Bir roman okuyup özetini

çıkarmamızı istediği zaman neredeyse ezbere bildiğim Yaşar Kemal’den “İnce Memed”i özetlemiş,

ondan “Aferin” almıştım.

 

 

Hocam, 76 yaşındaymış. Halen yarım

zamanlı çalışıyordu, yaşama sevinci

doluydu. Sonbaharda, yeni novellam çıkınca

yeniden görüşmek üzere ayrılırken,

elini öptürtmedi. Onu yolcu ettikten sonra,

nostaljik bir rüyadan uyanmışçasına

ikircikliydim…

 

*

3598- (V)ATAN …(M)İLLET…

 

*

3599- Geçen yıl Kitap İçin’de,

Altunizade’de yapılmakta olan İlahiyat

Fakültesi Tatbiki Camii’nin maketine

bakarak; minarelerinin süngü, kubbesinin

miğferi anımsattığını yazmıştım.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,

Ziya Gökalp’ten içinde “minareler süngü,

kubbeler miğfer” dizesi de geçen şiiri

okuduğu için 1997’de hapse girmişti.)

 

İnşaatın kabası bitti. Bence caminin

albenili bir görünümü de var. Ancak, dini

ve askeri simgeler harmanlayan bir cami

caiz midir?

 

*

3600- Bu maddemi bir özel okuruma

(Mehmet Doğan) ayırdım. “Selçuk Altun

Romanlarıyla” ilgili ilk yüksek lisans tezini

o yazdı. Yetkin çalışması için kendisini

kutluyorum. O, bir Güneydoğulu ve

Cumhuriyet okuru. Umarım bir gün buluşuruz.

Yoksa ben gider onu bulurum.

 

 

(Okurunu arayan bir yazar, yabana atılmayacak

bir öykü konusu.)

 

 

Şimdi de aklıma Gülce Başer’in o unutulmaz dizesi geldi.

 

“Siz beni bulun,ben ararsam herkes anlar.”

 

*

SELÇUK ALTUN

 

*

 

Kitap İçin

 

*

 

C U M H U R İ Y E T K İ T A P-7 M A Y I S 2 0 1 5

 

*

 

0
0
0
Yorum Yaz