11 06 2017

"içinden türküler geçen roman..."

 

 

Hasan Ali Toptaş  “Kuşlar Yasına Gider” romanında,

Hasta babasının yanında olmak için defalarca gitti geldi,Ankara-Denizli arasında.

Bu yolculuklar esnasında da otomobilinin radyosundan bol bol türkü dinledi.

O türkülerden bir demet işte…

&

 

“Direksiyon başında dikkatim dağılıp gitmesin diye ben de arabanın radyosunu açmış,o an karşıma çıkıveren

“Avluda bağlıdır yiğidin atı” türküsünü dinliyordum.

Kemandaki tavrından ve genizden geliyormuş gibi görünen o şişkin avurtlu,esmer sesinden ötürü seviyordum

Seyit Çevik’i…”

 

“Hiç kuşkusuz,Bulduk Usta’nın,Muharrem Ertaş’ın, Çekiç Ali’nin ve Hacı Taşan’ın genişlettiği topraklardan çeşitli rüzgarlar getirdiği ve bu rüzgarları sesinin avlusunda gezdirdiği için de seviyordum..”

 

“…tek başıma Denizli’ye doğru yola çıktım.Bir yandan da müzik dinledim direksiyonda,Zaralı Halil’in, Hacı Taşan’ın,Fatma Türkan Yardımcı’nın,Hisarlı Ahmet’in,Nezahat Bayram’ın ve Talip Özkan’ın söylediği türküler hatıralarımın kıyısına köşesine çarparak kulaklarımda ve ruhumda yankılandı durdu.”

 

“Bayat’ı geçip küçük tepelerin arasından yukarıya,Köroğlu Beli’ne doğru tırmanmaya başladığında artık Hacı Taşan yorulmuş,bağlamasını Dinek Dağı’na yaslayıp hayalimde Yirik Yaşar’ın meyhanesine gitmiş, sırayı da “Şu karşıki dağda kar var duman yok/benim sevdiceğimde din var iman yok”u söyleyen Fatma Türkan Yamacı’ya bırakmıştı….”

 

“Afyon’a kadar “Yağan Yağmur” dan başlayarak,hiç ara vermeden döne döne Talip Özkan’ın albümlerini dinledim o gün;üstadın sesi ve bağlaması ruhumun dağlarında,ovalarında ve koyaklarında saatlerce yankılandı durdu.Afyon’dan sonra Arguvan türkülerini dinledim bir müddet;dinlerken de,direksiyonun başından kalkıp ışıl ışıl parlayan ay ışığında tenha köyleri gezer gibi oldum adeta,eline yedi bayram kına yakmayan suna boylu gelinlerin oturduğu avlu kuytularından geçer,sadeliğin ve kadirbilirliğin yaylalarında soluklanır,yazıdan yabandan menevşe devşirir,deryalara,denizlere,göllere dalıp çıkar ve geceleyin baş perdeden çalınan bağlama sesleri eşliğinde yıldızlara bakar gibi oldum…”

 

“Arguvan türkülerinin ardından sırayı Zaralı Halil aldı yine,çocuksu parıltılar taşıyan ve ıssızlığın kalbine akıyormuş gibi görünen o acı duman kıvamındaki sesiyle “Ey hamamcı bu hamama güzellerden kim gelir?” i söylemeye başladı.”

 

“Dikkatim biraz tazenlesin diye,Aşağıkesen Köyü’nü geçince her zamanki gibi yine türkü dinlemeye başladım ama bazılarını birazcık duydum,bazılarını da hiç duymadım türkülerin.

 

Bir ara “Buradan bir atlı geçti/yarama bastı geçti” diyen Bekir Bakır’ı duydum mesela hayal meyal,bir ara Erkan Oğur’u,bir ara “Ben bir Yakup idim kendi halimde” diyen Kazancı Bedih’i,bir ara da “Seher vakti bülbül öter ekseri/bülbülün gözyaşı deler mermeri” diyen Seha Okuş’un sesini duydum.

 

Beş buçuk saat sonra,Acıgöl’ün kenarından geçip Maymun Dağı’nın eteğindeki Çardak’a yaklaştığımda da,çok uzaklardan geliyormuş gibi şöyle hafifçe “Cahildim dünyanın rengine kandım”  diyen Neşet Ertaş’ın taşkınlığını ölçüsünde,ölçüsünü taşkınlığında bulan o güzel sesi çalındı kulağıma…”

 

“Derken,bıyıkları yanaklarından taşan irikıyım bir erkek,kemirdiği karpuz dilimini ağzının hizasında mikrofon gibi tutarak,”Havada turna sesi gelir kanadı kırma” türküsünü söylemeye başladı.İnanılmayacak kadar güzel söylüyor,her hecenin,her harfin hakkını veriyor,sesini de gırtlağının neresinde ne vakit gezdireceğini çok iyi biliyordu bu adam.”

 

“Denizli’de Talip Özkan için yapılmış herhangi bir şey var mı,diye sordum ona birden.

Nasıl bir şey,dedi Nihat.

Ne bileyim,dedim;herhangi bir yere raptedilmiş bir plaket,bir levha,bir tabela,yahut onun hatırasını yaşatacak,bunlara benzer başka bir şey işte?

Bildiğim kadarıyla yok,dedi Nihat.

Boş ver,dedim kahırlı bir sesle,sormam bile yanlıştı…”

 

“Uzanıp düğmeye bastığımda,insanın ciğerine işleyen o parıltılı sesiyle Hacı Taşan,”Aşağıdan gelir gelinin göçü/Gelin mi ettiler canımın içi” ni söyledi önce;

onun ardından Okan Murat Öztürk “Dereler buz bağladı/Avcılar iz bağladı/Beni bir gelin vurdu/Yaramı kız bağladı” yı söyledi,onun ardından sırayı “Yüksek minarede kandiller yanar” türküsüyle Enver Demirbağ aldı…”

 

“Böylece ben türkülerin içinde ilerledim saatlerce,türküleri tırmanıp türkülerden indim,türkülerden geçtim,türkülerde mola verip türkülerden hareket ettim ve nihayet ikindi vakti,Nida Ateş “Gece rüyada sohbetin/Gündüz dilerde dillerde”yi söylerken Kaklık Kavşağı’na ulaştım.”

*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12
0
0
Yorum Yaz