20 03 2015

"Körleşme..."

Körleşme... |  görsel 1

METİN CELÂL

 

*

Elias Canetti, Kafka’nın özellikle Dönüşüm’ündeki dilden etkilenmiş, onun kadar yalın yazmaya çalışmış

ama sonuçta ortaya 565 sayfalık dev bir yapıt çıkmış.

“Körleşme”, modern romanın başyapıtlarından biri olarak tekrar tekrar okunmayı, hakkında

konuşmayı, tartışmayı hak eden bir roman.

 

 

*

 

Elias Canetti’nin başyapıtı,

tek romanı “Körleşme”nin

kahramanı Prof. Peter

Kien, çoğu kitap tutkununun

hayal ettiği biçimde 25 bin

kitabı ile beraber yaşıyor. Kendine

kalan miras sayesinde geçim derdi

yok. Zamanını sadece kitaplarıyla

geçiriyor. İstediği kitabı satın alabiliyor.

Dışarıdan bakıldığında bir kitap tutkununun

ideali olabilecek bu yaşam biçimi

aslında kahramanının kendi kendini hapsettiği

hapishanesi olmuştur. Peter Kien

insanlarla ilişkisini en alt düzeye indirmiştir.

 

 

Eşi, dostu yoktur. Tek akrabası

olan kardeşi ile de görüşmez. Çok ünlü

bir sinolog olmasına rağmen uluslararası

toplantılara katılmaz, meslektaşlarıyla

görüşalışverişinde bulunmaz. İnsanlarla

ilişki kurmamak için elinden geleni yapar.

İlişki kurmak zorunda kalırsa da küfredip,

itip kakacak kadar kaba davranır.

 

 

Sokağa sadece günün erken saatlerinde

ilgisini çekecek yeni kitap var mı diye

kitapçı vitrinlerine göz atmak, kitapların

kokusunu içine çekmek amacıyla çıkar.

Gününüevinde kitap okuyarak, araştırmalar,

başta Çince olmak üzere Doğu

dillerinden çeviriler yaparak, makaleler

yazarak geçirir.

 

 

Prof. Kien’in yaşam biçimi fildişi kulesindeki

bir aydının nasıl yaşadığını

simgeler. Tamamen yabancısı olduğu

dünyayla kurduğu ilk iletişimde bu fildişi

kulenin yıkılacağını tahmin etmek de zor

değil. Onun nasıl bir şiddetle yerle bir

edileceğini, bu kibirli aydının insanlarla

ilişki kurunca ne hallere düşeceğini ise

“Körleşme”yi (Ocak 2015, Çev. Ahmet

Cemal, Sel Yay.) okumadan tahmin etmek

olanaksız.

 

 

Prof. Kien’in kendini insanlardan tamamıyla

soyutlamış olmasının en önemli

neden ve sonuçlarından biri de kendinden

başka hiçkimseyi sevmemesi,

insanları değersiz, küçük ve cahil görmesidir.

Kadınlara düşmanlığı ve nefreti

ise daha da üst düzeydedir.

 

 

Ama günlük

gereksinimlerini karşılayabilmek için bir

kadının hizmetine gereksinimi vardır.

Therese Krumbholz sekiz yıl boyunca

Kien’e tam da onun istediği gibi hizmet

eder, kitapların üzerine tek bir toz tanesi

düşmesine izin vermeyecek kadar titiz,

kahvaltısını tam saatinde getirecek kadar

dakik, tek bir kelime etmeyecek kadar

sessiz ve gerekmediği hiçbir zaman ortada

gözükmeyen bir hizmetçi.

 

 

Therese aslında “cahil, açgözlüve

bencil”dir. Prof. Kien’i sürekli izler, gizlerini

çözmeye çalışır. Artık orta yaşı geçmiş

olan Therese’nin amacı geleceğini

güvence altına almaktır. Geleceğini güvence

altına almasını sağlayacak fırsatı

da bir yanlış anlama sayesinde yakalar.

Prof. Kien’in en büyük endişesi kendisinden

sonra kitaplarının başına bir şey

geleceği, kütüphanesinin dağılıp yok

olacağıdır. Hizmetçisi Therese’nin kitaplarına

tam da istediği ilgiyi gösterdiği

yanılsamasına kapılır.

 

 

Gelecekte kitaplarını

koruyacak kişinin Therese olduğuna

inanarak kendinden yaşça büyük ve hiçbir

ortak özelliği bulunmayan bu kadınla

evlenir.

 

 

KÖRLÜĞÜN YARDIMI...

 

Therese ile evliliği Prof. Kien’in felaketi

olur. Therese yavaş yavaş evde

hâkimiyet kurar. Küçük, karanlık hizmetçi

odasından evin içine doğru yayılır.

Sonunda Prof. Kien evin dörtte üçünü

içindeki kitaplarla birlikte Therese’ye

bırakmak zorunda kalır. Hizmetçi evin

hanımefendisi olmuştur. Therese’ye karşı

tek sığınacağı şey “körlük”tür. “Körlük,

zamanı ve mekânı alt etmeye yarayan

bir silahtır; varlığımız tek dayanağını

duyularımızla, gerek yapıları gerek kap

olan duyularımızla kavradığımız

birkaçkırıntının dışında, sonsuzluğa

dek uzanıp giden bir körlükte bulur.

 

 

Evrende egemen olan kuram, körlüktür.

Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri

düşünülemeyecek nesnelerin

ve yaratıkların yan yana bulunmalarına

olanak tanır. Zamanın artık çekilmez

olduğu, taşınması olanaksız bir yüke dönüştüğü

noktada koparılabilmesi ancak

körlüğün yardımıyla düşünülebilir”(s.

94-95).

 

 

Prof. Kien, Therese’ye karşı “körleşme”

yöntemini kullanacaktır. Bu körleşme

yaşamının tüm amacı olan kitap

okumasını ve yazmasını engellediği gibi

Therese’yi de engelleyemeyecektir. Tıpkı

daha sonra Prof. Kien’i kapının önüne

koyup nefret ettiği dünya ve kitlelerle

birlikte yaşamak zorunda bıraktığında da

işe yaramayacaktır.

 

 

“Körleşme”nin ilk bölümü“Dünyasız Bir Kafa”adını taşır.

İkinci bölüm “Kafasız Bir Dünya”da bu kibirli

aydının fildişi kulesinden çıkıp

yaşama karıştığında en cahil

insanların bile elinde oyuncak

olacak kadar çaresizleştiğini

görürüz. Başta kitap sevgisi

olmak üzere tüm zaaflarından

yararlanarak cebindeki paraları

ele geçirmeye çalışırlar. Kien’in

körleşme yoluyla kendini kapaması,

olayların akışına bırakması

bir işe yaramaz, aksine sonunu

hızlandırır.

 

 

Cüce ve kambur Fischerle’nin

oyunları bu bölüme damgasını

vurur. Fischerle Kien’in neredeyse

tüm servetini ele geçirmiştir

ve Amerika’da yeni bir

yaşam kuracaktır. Ama yaşam

ya da romanın tanrısı Canetti

onun da amacına ulaşmasına

izin vermez. Yaptığı kötülüklerin

cezasını hazin bir ölümle öder.

“Kafasız Bir Dünya”nın yani

sokaktaki yaşam tamamen

kötülükle doludur. İnsanlar

birbirlerine kötülük yapmak,

küçük duruma düşürmek için

ellerinden geleni yapar. Küfür

ve şiddet bu yaşamın simgeleridir.

Canetti adeta “Dünyasız

Bir Kafa”ya karşı “Kafasız Bir

Dünya”nın önerilemeyeceğini

örneklemiştir. Bölümün sonunda Kien

yarı deli bir durumda kapıcısına sığınır.

 

Son bölüm “Kafadaki Dünya”da

Prof.Peter Kien’in Paris’te yaşayan kardeşi

ruh doktoru Georges Kien olaylara el

koyar. Georges Kien ağabeyinin tamamen

tersi bir yapıdadır. Sosyaldir, sürekli

insanlara yardımcı olmaya çalışır ve başta

kadınlar olmak üzere insanları sever,

sevilir.

Georges Kien, Viyana’ya gelir gelmez

ağabeyinin nasıl bir duruma düşürüldüğünü

anlar. Therese’yi işgal ettiği evden

çıkarır, ağabeyinin gardiyanlığını yapan

kapıcıyı uzaklaştırır ve mahvedilen kütüphanenin

kitaplarını rehinden

kurtarır. Tüm bunlara rağmen

Peter Kien fildişi kulesine yeniden

kapanıp “Dünyasız Bir

Kafa”daki durumuna dönebilecek

midir? Bilemeyiz. Ama iki

kardeşin hesaplaşması, Peter

Kien’in kendini savunurken

söylediği sözler, kısa sürede

toparlanabileceğini düşündürüyor.

Elias Canetti “Körleşme”yi

1931’de, 26 yaşındayken yazmış. Roman

1935’te Viyana’da basılmış. 1943’te İngilizceye

çevrilmiş ama Canetti çevirinin

basılması için savaşın bitimini beklemiş.

1946’da roman İngiltere’de basılmış.

Ama “Körleşme”nin Dünya çapında

üne kavuşması için Canetti’nin “Kitle ve

İktidar”ının (Ayrıntı Yay.) 1960’da yayımlanmasını

beklemek gerekmiş.

HOŞ BİR TESADÜF

“Körleşme”yi Türkçede okuyabilmemiz

içinse Canetti’nin 1981’de Nobel

Edebiyat Ödülü’nüalmasını beklememiz

gerekmiş. Usta çevirmen Ahmet Cemal,

çevirinin yeni baskısına yazdığı önsözde

çeviriye 70’li yılların ikinci yarısında Oğuz

Atay’ın kitaba dikkati çekmesi ile başladığını

anlatıyor. Yani Canetti’nin Nobel

alması ile “Körleşme”nin Türkçede yayımlanması

hoş bir tesadüf olmuş.

“Körleşme”nin öneminden söz edenler,

romanın gelmekte olan Nazizm’in

habercisi olabilecek bir içerikte olmasına

dikkati çekiyor. Türkçedeki yayımı da ilginçtir

12 Eylül Askeri Darbesi’nin en karanlık

günlerine rastlamıştı. “Körleşme”yi

de yazarı Canetti’yi de bilmiyorduk. Ama

romanı okuyanları derinden etkilediğini

de biliyorum.

“Körleşme”“modernist”bir roman

olarak tanımlanıyor. Çağdaş Dünya

romanında James Joyce’un “Ulysses”i

önemli bir eşiktir. Birçok roman gibi

“Körleşme”de “Ulysses”le karşılaştırılmış.

“Canetti’nin romanı, James

Joyce’un Ulysses ile erişmek istediğinin

ötesine geçen bir adımdır…”gibisinden

büyük laflar bile edilmiş. “Körleşme”ile

“Ulysses”arasında ne anlatım, ne biçim

ne de konu açısından bir benzerlik

bulmak olası değil. Yani yapılan elma ile

armutu karşılaştırmak gibi bir şey. Öte

yandan Canetti’nin de belirttiği “Kafka

etkisi”nin üzerinde durulmaya değer.

 

 

Canetti, Kafka’nın özellikle Dönüşüm’ündeki

dilden etkilenmiş, onun kadar yalın

yazmaya çalışmış ama sonuçta ortaya

565 sayfalık dev bir yapıt çıkmış.

 

 

Elias Canetti’nin “Körleşme”modern

romanın başyapıtlarından biri olarak tekrar

tekrar okunmayı, hakkında konuşmayı,

tartışmayı hak eden bir roman.

 

*

 

METİN CELÂL

 

*

 

Okuduğum Kitaplar

*

Cumhuriyet Kitap-19 Şubat 2015

 

*

 

0
0
0
Yorum Yaz