04 02 2017

"koş Murakami koş..."

koş Murakami koş... |  görsel 1

 

 

 

Haruki Murakami ”sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”,felsefesine dibine kadar inanan ve bunu kendi yaşamında disiplinli şekilde uygulayan bir yazar.

”Koşmasaydım Yazamazdım” adında kitabı var,daha ne olsun?Ancak kabul etmek gerekir,koşmak ona yakışıyor.

Koş Murakami koş!

Hele bir 100 kilometrelik ultra maraton koşma tecrübesini kaleme aldığı bir denemesi var ki,benim diyen alet bu duygularının farkında değildir:

*

“Aşağıda okuyacağınız,o yarıştan günler sonra unutmadan diyerek toparladığım,ruh halimi anlatan deneme tarzı bir metin.Aradan on yıl geçtikten tekrar okuyunca,o gün koşarken düşündüğüm,hissettiğim şeyleri oldukça net bir şekilde anımsayabiliyorum.O çetin yarışın,sevinmem gereken ya da gerekmeyen şeylere dair içimde nasıl bir his bıraktığını,ana hatlarıyla herkesin anlamasını isterim.Buna rağmen,ben böyle şeyleri anlayamam,diyenler de olacaktır belki de.

*

Saromo Gölü 100 kilometre ultra maratonu,her yıl haziranda yağmur mevsiminin olmadığı Hokkaido’da düzenlenir…Start zamanı olan sabahın erken saatleri,özellikle soğuk insanın iliğine işler.Bu yüzden üşümemek için yeterince kalın giysiler giymek gerekir.Güneş yükselip de vücut gitgide ısınmaya başlayınca,sanki dönüşüm üstüne dönüşüm geçirerek gelişimini tamamlamış böcek gibi,koşucular giydikleri şeyleri koşarken tek tek çıkartıp atarlar.Eğer yağmur yağacak olursa,soğuk kendini iyice hissettirir.Fakat şansıma o gün gökyüzü tamamen bulutla kaplı olsa da sonuna kadar tek bir damla bile yağmur yağmadı.

Gerçekten koşanlar bilir,ama bu oldukça büyük bir göldür…Tüm parkur boyunca trafik düzenlemesi diye bir şey yoktur,ama zaten hem araba hem de insanların son derece az bulunduğu bir yer olduğundan buna gerek de duyulmaz.Yol kıyılarında inekler pervasızca otlarlar.İnekler koşuculara neredeyse hiç ilgi göstermezler…Öte yandan koşucular da ineklerin hareketlerine dikkatlerini yöneltecek halde değillerdir.42 kilometreyi geride bıraktıktan sonra,10 kilometrede bir geçiş noktası vardır.Sınırlı süre içinde o nokta geçilmeyecek olursa,otomatik olarak yarış dışı kalır.Sert kuralları olan bir yarıştır…

Başlangıçtan sonra 55.kilometrede bulunan mola yerine (dinlenme istasyonu) kadarki yol hakkında söylenecek bir şey yoktu.Sessizce koştum durdum yalnızca…6 dakikada 1 kilometre gibi jogging havasını koruyarak,100 kilometreyi 10 saatte koşabilecektim…

42.kilometre noktasında “Buraya kadar tam maraton mesafesi” yazılı bir levha vardı…42 kilometreden daha uzun koşmak,hayatımda ilk kez yaşadığım bir deneyimdi.Yani orası benim için Cebelitarık Boğazı idi.Oradan bilmediğim denizlere çıkıyordum.Ötesinde acaba neler bekliyordu beni?İleride hangi bilinmedik canlıların yaşadığını hayalimde bile canlandıramıyordum.Eski zaman denizcilerinin hissetmiş oldukları muhtemel korkuyu,onlar kadar olmasa da hissetmiştim.O çizgiyi geçip de 50.kilometreye yaklaştığım sıralarda vücudumda farklı bir şeyler hissetmeye başlamıştım sanki.Bacak kaslarım sertleşiyor gibiydi.Karnım acıkmış,boğazım kurumuştu…Henüz yarısını bile koşmadığım halde  şu an halim buysa,gerçekten 100 kilometreyi koşabilecek miydim acaba?

55.kilometredeki mola yerinde yeni giysiler giyerek karımın hazırladığı hafif yiyecekleri yedim…New Balance’ın ultra maraton için özel olarak üretilmiş ayakkabılarından (inanmanızı istiyorum,bu dünyada gerçekten öyle bir şey var) 39 numarayı 40’la değiştirdim…

Suyumu içmiş,belimden aşağısı için esneme hareketlerini yaptıktan sonra yola çıkmış,tekrar koşmaya başlamıştım.Geriye finiş noktasına kadar 45 kilometre daha koşmaya devam etmek kalıyordu…

75.kilometreye kadar feci halde tükenmiştim.Kendimi kıyma makinesinin içinden geçen dana eti gibi hissediyordum.İlerlemem gerek.İsteğim vardı,ama artık vücudumun hiçbir yeri beni dinlemiyor gibiydi.Arabanın el frenini çekmiş halde yokuş yukarı çıkmaya çalışıyor gibiydim…70 yaşlarında ufak tefek bir kadın koşucu bile önüme geçti.”Salma kendini” dedi,yanımdan geçerken.Hapı yutmuştum…

Fakat yürümedim.Asla yürümek için o yarışa katılmış değildim.Koşmak için katılmıştım…

19.yüzyıl İngiliz manzara resimlerinde gördüğümüz türden,bir şey anlatmaya çalışır gibi dolaşan kara bulutlar,tüm gökyüzünü kaplamıştı.Hiç rüzgar yoktu.Çevremdeki insanların çoğu,suskun bir şekilde finiş çizgisine doğru adımlarını hızlandırıyordu…

…finiş çizgisini geçtiğimde yürekten bir sevince kapıldım.Uzun mesafe yarışında finiş çizgisini geçmenin sevincini elbette hep hissederdim,ama bu sefer daha coşkuluydu.Sağ elimi yumruk yaparak iyice sıktım. Saat öğleden sonra 4:42 idi.Start verilmesinin üstünden 11 saat 42 dakika geçmişti.

…”

*

Koşmasaydım Yazamazdım

*

Haruki Murakami

*

Çeviren:Hüseyin Can Erkin

*

Can Yayınları

 

 

 

 

23
0
0
Yorum Yaz