02 11 2016

"kusursuz..."

kusursuz... |  görsel 1

 

Jorge Luis Borges’in “kusursuz” olarak nitelediği roman;Arjantinli Adolfo Bioy Casares’in yazdığı “Morel’in Buluşu.”

Türkçe ilk baskısı 1990 yılında “Gece Yayınları” tarafından yapılan ve Çiğdem Öztürk tarafından çevrilen kitabın,”Helikopter Yayınları” tarafından Kasım 2008’de 1.basımı,Mart 2016’da da 2.basımı yayımlanmış.

Yeni baskıyı Türkçeye çeviren ise Nevzat Yılmaz.

*

Borges 2 Kasım 1940 tarihinde romana yazdığı önsözde;

“Entrikanın ayrıntılarını yazarıyla tartıştım,onu yeniden okudum;onu kusursuz olarak nitelemenin yanlışlık ya da abartma olacağını sanmıyorum.” demiş.

Kefilin kim olduğu dikkate alındığında,karşımızda büyük bir roman olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yok tabii:)

*

Peki  97 sayfalık bu romanın kerameti nereden kaynaklanıyor acaba?

Edebiyat eleştirmenleri İncelemişler,irdelemişler,ıcığını cıcığını çıkarmışlar,tasvir edememişler;

bir şeyi de anlamayın zaten,gizemli kalsın.

*

Neyse,spoiler içermeyen bu yazının konusu romanın ada’sı,kaçağı,gizemi ya da “Lost” dizisine esin kaynağı olması değil zaten;google’dan bakılabilir.

Borges’in “Önsöz”ünden okuyalım:

“Stevenson,1882’ye doğru,İngiliz okuyucuların romanlardaki beklenmedik olguları hor gördüklerini,basit,verimsiz bir konuyla ya da konusuz roman yazmanın daha ustaca olacağını düşündüklerini gözlemliyordu.Jose Ortega y Gasset –Sanatın İnsanlaştırılması,1925-Stevenson’ın gözlemlediği aşağılamayı çözümlemeyi dener ve 96’ıncı sayfada “bugün yüksek duyarlılığımızı ilgilendirebilecek bir serüven bulmanın güç olduğunu” ve 97’inci sayfada böyle bir buluşun “uygulamada olanaksız olduğunu” kabul eder.Diğer sayfalarda,aşağı yukarı diğer bütün sayfalarda,”psikolojik” romanı savunur ve serüvenlerin verdiği zevkin var olmadığını ya da çocukça olduğunu iddia eder.Kuşkusuz,1882’de,1925’te hatta 1940’ta ortak kanı böyledir.Bazı yazarlar (aralarında Adolfo Bioy Casares’i saymaktan zevk duyuyorum) buna katılmamayı akla uygun bulmaktadırlar.Burada bu düşünce ayrılığının nedenlerini özetleyeceğim.

Birincisi (ne altını çizmek,ne de çelişkili görünümü hafifletmek istiyorum) serüven romanına özgü sertliktir.Karakter romanı ya da “psikolojik” roman şekilsizliğe yönelir.Ruslar ve Ruslar’ı izleyenler,hiçbir karakterin olanaksız olmadığını bıkkınlık verecek ölçüde gösterdiler:Aşırı mutluluk nedeniyle intihar,merhamet nedeniyle cinayet,sonsuza dek ayrılmayı göze alacak kadar birbirine aşık kişiler,aşktan ya da alçakgönüllülükten dolayı intihar edenler…Bu mutlak özgürlük,sonuçta,mutlak düzensizlikte son bulur.Öte yandan “psikolojik” roman aynı zamanda “gerçekçi” roman olmak da ister.Söz ustalığına dayalı özelliğini unutmamızı ister ve her gereksiz kesinlikten (ya da güçlü olmayan her belirsizlikten) bir gerçeğe uygunluk görünüşü yaratır.Marcel Proust’ta buluş olarak kabul edilemeyecek bir sürü sayfa ve bölüm var ve biz bunlara,boş ve tatsız gündelik hayata katlandığımız gibi,bilmeden katlanıyoruz.Buna karşılık serüven romanı,gerçeğin bir kopyası olarak ileri sürmez kendini.Hiçbir bölümün kanıtlanamaz olmasından rahatsızlık duymayan yapay bir yapıttır o.Altın Eşek’te,Sinbad’ın Yedi Yolculuğu’nda ya da Don Quijote’de yer alan olayların basitçe birbiri ardınca sıralanışına düşmek korkusu onu güçlü bir entrikaya zorlar.

Entelektüel düzeyde bir neden ileri sürdüm;deneysel nitelikte olan başkaları da var.Yüzyılımızın ilginç entrikalar bulmakta yetenekli olmadığını herkes üzüntüyle mırıldanıyor.Bu yüzyılın öteki yüzyıllara bir üstünlüğü varsa,bunun entrikalar konusundaki üstünlük olduğunu kanıtlamayı hiç kimse göze alamıyor.Stevenson Chesterton’dan daha heyecanlı,daha değişik,daha açık,hatta belki de bizim mutlak dostluğumuza daha layıktır;ama kurduğu entrikalar hiç de başarılı değil.De Quincey,ayrıntılı dehşet gecelerinde derin labirentler yaratmasını bildi,ama unutterable and self-repeating infinities (eşsiz ve kendini tekrar eden sonsuzluklar) duygusunu,Kafka’nınkilerle karşılaştırılabilecek kurmacalarında somutlaştıramadı.Ortega y Gasset,haklı olarak,Balzac’ın “psikolojisi” nin bizi hiç tatmin edemediğini gözlemliyor;entrikaları için de aynı şeyler söylenebilir.Shakespeare’in de Cervantes’in de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeden kendini erkek gibi tanıtmayı başaran bir genç kız olduğu fikrinden,bu çatışkılı fikirden hoşlanıyorlar.Bu hareket noktası bizde bir etki yaratmıyor.Her türlü modernlik tutkusundan bağımsız olduğuma inanıyorum,dünün bugünden büyük ölçüde değişik olduğu ya da yarından başka olacağı konusunda hiç hayale kapılmıyorum;ama bir başka dönemin,Yürek Burgusu,Dava,Yeryüzünde Bir Yolcu kadar hayranlık uyandıran konulu romanlara,ya da Buenos Aires’te Adolfo Bipy Casares’in bu romanla yakaladığı başarıya sahip olmadığını düşünüyorum.

Polisiye kurgulu romanlar –konu yaratmayan bu yüzyılın tipik bir başka türü- akla uygun bir olayın önce doğruladığı ve sonra ünlü kıldığı gizemli olaylar anlatır!Bundan sonraki sayfalarda,Adolfo Bioy Casares, belki de daha zor bir sorunu mutluluk verici bir biçimde çözüyor.Simgeden ve sanrıdan başka bir anahtar kabul etmez gibi görünen Odysseus mucizesini kullanır,sonra bunları fantastik ama doğaüstü olmayan bir tek ön gerçeğe (postulat) dayanarak tamamıyla açıklar.Sınırlı ve henüz erken olabilecek açıklamalarda bulunma korkusu,konuyu ve uygulamadaki sayısız ve bilgece incelikleri araştırmamı yasaklıyor bana.Aziz Augustiunus’un ve Origenes’in çürüttüğü,Louis August Blanqui’nin çözümlediği ve Dante Gabriel Rossetti’nin ünlü bir müzükte dile getirdiği bir kavramı Bioy’un tamamen yenilediğini belirtmek yeter bana.

 

I have been here before

But when or how I cannot tell:

I know the grass beyond the door,

The sweet keen smeel,

The singhing song,the light around the shore…

 

Daha önce gelmiştim buraya

Bilmem nasıl,ne vakit

Kapının ardındaki çayırı tanıyorum

O hoş buram buram kokuyu

İç geçirişleri,kıyıyı çevreleyen ışıkları

 

İspanyolcada,eni konu düşünülmüş imgelem yapıtları pek sık görülmez,hatta çok enderdir.Klasik yazarlarımız istiareyi,yerginin abartılarını ya da bazen sadece sözsel tutarsızlığı uygulamışlardır;yeni yapıtlar arasında haksız bir unutulmaya bırakılmış Santiago Dabove’nin Garip Güçleri’nden ya da böyle bir öyküsünden başka bir yapıt göremiyorum.Morel’in Buluşu (ki bu başlık,başka bir adalı bulucu olan Moreau’yu anıştırmaktadır) topraklarımız üzerinde ve dilimizde yeni bir türü yerleştirmektedir.

Entrikanın ayrıntılarını yazarıyla tartıştım,onu yeniden okudum;onu kusursuz olarak nitelemenin bir yanlışlık ya da abartma olacağını sanmıyorum.”

 

Jorge Louis Borges

Buenos Aires,2 Kasım 1940

*

Morel’in Buluşu

(Adolfo Bioy Casares)

(helikopter yayınları-Çeviren:Nevzat Yılmaz)

*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

18
0
0
Yorum Yaz