06 02 2015

"o ada senin,bu ada benim..."

o ada senin,bu ada benim... |  görsel 1

(fotoğraf:cemedib)

 

Bilmiyordum,öğrendim:

Bozcaada’ya gitmek üzere  New York,Bakırköy,Bostancı ve Üsküdar’dan yola çıkan dört kişinin

 en uygun buluşma yeri,Kazlıçeşme imiş.

Neden?Çünkü Marmaray var.

Dikkatimi çekti,

hem eleştirip hem de bizim yaptığımız Marmaray’a binenler yüzünden vagonlarda sıkışıklık yaşanıyor,ayakta kalıyoruz.

Bunlar bir de oturarak seyahat ediyor!!!

Neyse,ocak sonu olmasına rağmen güneşli,güzel bir hava var.

Yola çıkıyoruz bir an önce,

Daha gidilecek Tekirdağlı ünlü köftehor yani köfteci Özcanlar var.

*

Doktor,günlüğü 70 liraya 2014 model bir kırmızı BMW kiralamış,pek konforluydu.

Saat 11 falandı,Özcanlar’a ulaştık.Köfte için vakit uygunsuz olduğundan,

kahvaltıyı kolesterolün dibine vuracak şekilde sipariş ederek telafi ettik.

Menzilde Gelibolu Yarımadası vardı.

Eceabat’a bağlı Kilitbahir’deki küçük iskeleden feribotla Çanakkale’ye geçmek istiyoruz.

Zehir gibi bilgilerle donanmışız:

>İstanbul Kilitbahir arası y341 kilometre,yaklaşık 4 saat 40 dakika,

>Tekirdağ Kilitbahir arası  ise 201 kilometre,yaklaşık 2 saat 30 dakika.

“Günlüğü 70 lira olan,2014 model kırmızı BMW uçuyorJ”

Doktor New York’ta araç  kullanmış,haliyle İstanbul trafiğinde bocaladı ama,şehirlerarasında iyi.

Mustafa Abi önde…Derin tecrübesi,mükemmel mühendisliği ile adeta;

“otomobile sen kullanıyorsun ama kontrol bende” der gibiyken,

Muzaffer abi arkada,cool:

“hayatı fazla da ciddiye almayacaksın be doktor” diyecekmiş gibi.

J

*

Eceabat’a geldik,5 km sonra da Klilitbahir’e.

Feribot için fazla beklemedik.

Vikipedi’den arakladığım bilgiye göre;

>Kilit-ül-bahr denizin kilidi anlamına geliyor,

Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan yonca biçiminde büyük bir kaleye sahip.

Her yerde İdo görme alışkanlığından,Gestaş’ın  biraz değişik geldi.

 

*

Kıyıdan uzaklaştığımızda,dağa kazınmış Anıt birden ortaya çıkıyor,

Necmettin Halil Onan’ın şiiri:

“Dur yolcu!
Bilmeden gelip bastığın, 
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.”

 

*

Ufak tefek şeyler dışında,feribotta temizliğe dikkat edildiği belli oluyordu.

Çanakkale’den sonra durmaksızın Geyikli yoluna…

Giderken tabelalara bakmak aklıma gelmedi hiç,

sonradan öğrendim,49 kilometreymiş.

Geyikli’de 2 saate yakın feribotun gelmesini beklememiz gerekti.

Bu arada,Geyikli’de geyik muhabbeti falan yapılmıyor.O işi unutun.

Dağ taş Eyvah Eyvah.

“Eyhan Eyvah” şapkası geldi bile yazıyordu;

kırmızı yağlı boyayla,tahta bir tabelanın üzerinde.

Daha ne olsun.

Sahilde,bahçesinin önündeki tabelada “Geyikli Seyahat Dinlenme Tesisi” yazan,ancak bunun yerine,sanki,

“Aile Çay Bahçesi” yazsa daha iyi olacakmış gibi duran kahvehane-bakkaldan meşrebinize göre içeceğinizi alıp,

Güneşin batışı eşliğinde,çok da uzak olmayan bir mesafeden Bozcaada’yı izlemek mümkün.

Fakat dostum, bu günbatımı bir harika.

*

Feribot geldi,atlayıp gidelim ‘Ada’ ya.

Geyikli-Bozcaada arası 4 milmiş (mil bizi bozar,yaklaşık 7.5 kilometre).

40 dakika falan sürüyor.

Hava karardı,ama güzel.Yağmur,soğuk yok.

Fazla yolcu da yok.

Ekstradan bir Pakize var.Tam bir mecnun görünümünde.Sıkıldığında,Bozcaada-Geyikli arasında gidip gelirmiş.

Yiyecek ya da barınma sorunu yokmuş.Beklediği tek şey sevgiymiş.

Ba ba ba!

*

2012 yılında Milliyet’teki köşesinde Güngör Uras’ın yazısına bile konu olmuş, Pakize:

 

“Bozcaada’da Belediye Başkanı Mustafa Mutay ile çay içiyoruz. Saat 19.00’da Geyikli’den kalkan son feribot Bozcaada İskelesi’ne yanaştı.
Yolcular inmeye başladı... Başkan, “Pakize, Geyikli’den döndü. Bize doğru geliyor. Sizi tanıştırayım” dedi.


Ben birdenbire “Sarışın, anlı şanlı ve adalı bir Pakize hanım” bekleyişine girdim... Meğerse Pakize, Bozcaada’nın ünlü köpeği imiş.


Salına salına geldi. O kadar insan arasında yabancı olduğumdan olsa gerek beni seçti. Ayaklarımın dibine kıvrıldı. Gözleri kapalı, kulakları bizde uyur numarası yapmaya başladı.
Başkan’ın anlattıklarına inanamadım... Başkan ”Pakize sabah 10.00 feribotu ile karşıya geçer. Geyikli’den kalkan son feribotla Bozcaada’ya döner” dedi.


Ertesi sabah 10.00 feribotu için aracımızı iskelede sıraya koyduk. Feribot iskeleye yanaştı. Yolcu ve araçlar karaya çıkıyor. Sıradaki yolcular ve araçlar da feribota girmeye hazırlanıyor.

Aaaa... O da nesi? Yolcu girişi sırasının en başında bizim Pakize. Feribota ilk binen o oldu.
Biz de aracımızı feribota yerleştirdik. Alt katta araçların arasında Pakize’yi arıyoruz.
Pakize yok. Merdivenlerle üst katta yolcu bölümüne çıktık. Pakize yolcu bölümünde iki kapı arasında kendine bir yer seçmiş. Güneşin keyfini çıkarıyor. Kendisine gösterilen ilgiden mutlu mu mutlu.


Feribot Geyikli’ye yanaştı. Baktık ki Pakize gene yaya yolcu çıkış sırasının en başında. Feribotun ön kapağı açıldı. Karaya ilk o çıktı.
Biz Geyikli iskelesinden ayrılırken, yaya kaldırımından etrafına bakmadan uygun adımlarla bir yere gidiyordu.


İskele çıkışındaki görevli, “Geyikli’de bir sevgilisi olmalı herhalde onunla buluşmaya geliyor. Günü geçiriyor. Gece Bozcaada’ya dönüyor” dedi.
(Dokümanter için konu arayanlara: Bundan güzel “Gerçek hayat hikâyesi” olamaz!)”

*

Zamanımız olduğundan sağı solu teftiş etmeye de fırsatımız oldu.

Mustafa Abi,bir eksikliği yerinde ve bizzat tespit etti(!).Bildirmek için Kaptan’ın yanına çıktık.

Bozcaada’nın genç Kaymakamı da bizimle birlikte yolculuk yapıyormuş;kayıtsız kalmadılar.

 

*

Fakat ey okur,lütfen buraya dikkat!

New York’tan kalkıp  satın aldığı evindeki çalışmaları görmeye gelen;

Bu vesileyle 3 kişiyi daha evine davet eden doktorun aklına,adadan birini aramak geldi veee…

Ne öğrendik?

Evde elektrik olmadığını,dolayısıyla ısınma olanağının da bulunmadığını…

Kısaca,evde kalmanın mümkün olmadığını!!!

Allahtan Mustafa Abim var…Ve onun da Ada’da,elektriği olan,sobası yanan bir evi var!

 

*

Bozcaada’yla ilgili Şevket Çorbacıoğlu’nun blogunda çok güzel bir gezi yazısına rastladım.

Epey emek harcamış,adada gördüğüm/görmediğim her şeyin hikayesini yazmış neredeyse.

Bizimki biraz tadilat/tamirat gezisiydi,bir dahaki sefere daha farklı gözle gezilecektir elbet.

(http://blog.milliyet.com.tr/bozcaada-ve-heredot/Blog/?BlogNo=458656)

Biraz alıntılayayım:

>"Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Bozcaada’yı yaratmış(Herodot)”

İşte oraya gidiyoruz, uzun ömrü yakalamak için.

>Gemiyle Bozcaada’ya yaklaşmaya başladığınız noktada karşınızda, devasa bir kalenin gölgesi beliriyor. Yaklaştığınızda, gerçekten, Türkiye’de var olan kıyı kalelerini en muhteşemi; adeta büyüledi bizleri.

>Kale 1100 yılında ‘Tenes’in öldürüldüğü anıt üzerine’  Cenevizliler tarafından yapılmış. 1820 yılında  II.Mamut tarafından ‘yeni eklemelerle’ daha da büyütülmüş. Kale duvarları, Horosan Harcı ile örülmüş. Horasan harcı; 7 yıl bekletilmiş sönmüş kireç, yumurta akı, tuğla tozu ve volkanik kül karışımından oluşuyor.

>Bozcaada Çanakkale Savaşı’nda İngiliz ve Fransız kuvvetleri tarafından   işgal edildi ve lojistik destek için kullanıldı. Bu dönemde müttefik kuvvetler Ayazma Tepesi'nde, Habbele Ovası'nda ve Habbele Tepesi'nde savaş uçakları için üç pist yaptı. Savaş sırasında müttefik askerleri, Bozcaada'da tedavi oldu ve dinlendi. 1912-1923  yılları arasında Yunanistan tarafından işgal edildi.

> Domates reçeli yanında, Adada yetişen gelincik  çiçeklerinden az miktarda üretilen şerbet ve reçeller gelen turistlere satılmaktadır.

>Bozcaada, şaraplık üzümleri ve şaraplarıyla ünlüdür. Adanın büyük kısmı bağlarla kaplıdır. Az miktarda tahıl, baklagiller ve meyve yetiştirilir.

>Bozcada özel günleriyle hayli varsıl. Örneğin, Şarap Tadım günleri, Yelken Yarışları, Uçurtma Festivali, Bağ Bozumu Festivali, Dağ Bisikleti Maratonu, Ayazma Panayırı, Ozanın Günü, Bozcaada Festivali.

>En önemlisi 26 Temmuz’daki ‘Ayazma Panayırı’ imiş. O gün; Bozcaada’ya, salt çevre adadaki  Rumlar değil, dünyanın dört bir yanından Rumlar gelirmiş. Yenir, içilir, Rumca şarkılar söylenir dans edilirmiş.

>Bozcaadalar, Gökçeadalar, evrensel sevgi ve saygını, kardeşliğin zorla da olsa yaşatılmaya çalışıldığı evrensel son barış istasyonlardır benim için.

>Önemli etkinliklerden biri de adalı Haluk Şahin’in 2001’den beri  Bozcaada’da ‘Ozanın Günü’ ve ‘Homeros Okuması’ adını verdiği kültür etkinliğidir. Haluk Şahin’in dediğine göre;  dünyada eşi ve benzeri bulunmayan bir şiir etkinliği.

 

Teşekkürler Şevket Çorbacıoğlu.

 

*

Gittik-gördük-yendik.

Bozcaada Belediyesi’nin nazik memurları,sorunu çözecek,

Herkes mutlu sona ulaşacak.

Bir dahaki sefere bahçesinde üzüm bağları,içinde elektriği ve çalışan klimaları olan

Bir evimiz olacak.

:)

 

*

Bir Boruzan restoran hikayesi var ki…

Sonra.

*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz