26 11 2017

'sizi ayıplamıyorum...'

Çimen Günay-ERKOL   *   “Ne!Titriyor musunuz?Korkuyor musunuz hepiniz? Sizi ayıplamıyorum; Ölümlüsünüz çünkü!” (Richard lll,1-2)   “… Bilinen ilk oyunu olan Yanlışlıklar Komedyası’ndan (1590) Fırtına’ya (1623) kadar delilik,kötülük,kin,iktidar arzusu ve aşk gibi tehlikeli duygu ve durumların etrafında dolaşan,Rönesans İngiltere’sinin din ve devlet stratejilerini ince bir gülmeceyle süsleyen Shakespeare, döneminin sınıflı toplum yapısını da asiller üzerinden yürüttüğü tartışmalarla ele almıştır. Onun yapıtlarında,insan karmaşasını gösterecek şekilde,alt sınıftan zanaatkarla,hizmetçiler,tiyatro oyuncuları,askerler vb. de,çift cinsiyetli doğaüstü yaratıklar da bulunur. Soylu kişilerin dalkavukluğu ve çıkar düşkünlüğü,Shakespeare tiyatrosunun önde gelen gülmece unsurlarındandır. Shakespeare tiyatrosu,çok boyutlu bir yapıtlar bütününden söz etmeyi gerektirir.Yine de yazarın ilk dönem yapıtlarını son dönem yapıtlarına bağlayan bir unsur var.Bu unsur,Shakespeare’in gücün yitimine duyduğu ilgidir. Oyunlarında insanların acımasızlığını Rönesans hümanizmasının yanına yerleştirir ve seyircileri,dünyadaki varoluşlarını tüm ahlaki değerleri parçalayan bir kin ve nefretin farkında olarak ve affedebilme meziyetinin ışığı altında yeniden düşünmeye davet eder. Oyunun başında bir düzen vardır.Bu düzen bozulur ve seyirciler,oyun boyunca,düzenin yeniden kuruluşunun yarattığı acıları seyreder. Shakespeare’in pek çok oyununda tahttan indirilme ve intikam veya taht ile direkt bağlantısı olmayan bir şekilde gücü yitirme ve geri kazanma çabası gör&u... Devamı

07 09 2017

"aynaya bakış..."

  Jale Özata‏ @nehirmavisi:       “Bakınız efenim. İyi okuyunuz. Böyle iyi aynaya bakış tarifi okudunuz mu hiç? Sibel Irzık hoca.” * “Hiç kimseye aynada kendimize göründüğümüz gibi görünemeyiz çünkü aynadaki imge bir başkasına bakmayan,bir başkasının bakışını öngörmek ve yanıtlamak durumunda olmayan bir insanın imgesidir.Dışarıdan nasıl göründüğünü anlamaya çalışırken dışarıyı dışlamış birinin görüntüsü…” * @KveKurt : Sosyolojide “looking glass self” diye bi şey var.biraz benziyor sanki. @KveKurt : Aynaya başka insanların bizi nasıl gördüğünü anlamak için bakarız fakat nihayette baktığımız “bize göre” başka insanların bizi nasıl gördüğüdür. * Jale Özata‏ @nehirmavisi:     Tam da bu. *     Devamı

26 10 2015

"vay be,ne adammış..."

vay be,ne adammış... |  görsel 1

      “İçerden kuşatılan kurumlaşmalar…”   * Ahmet CEMAL * 26 Ekim 2015 * Cumhuriyet * Sabahattin Eyuboğlu yaklaşık 60 yıl önce bir denemesinde özetle şöyle yazmıştı: “Ülkemizdeki kurumlaşma girişimlerinde en sık rastlanan hastalıklardan biri de ne yazık ki ‘benlik davası’ gütme tutkusudur. Olumlu bir amaç, bir imece için beş altı kişi bir araya gelmeye görsün, günün birinde aralarından benlik davası güden biri çıkar ve her şeyi bozmaya, yıkmaya koyulur…” Aradan geçen yıllar içersinde bu hastalık ülkemizde, azalmak bir yana, iyice yaygınlaştı. Neredeyse aydınlarımız(!) çoğaldıkça, daha bir “kurumlaşamaz” olduk. Bütün bunları, geçenlerde benimle dertleşmeye gelen bir genç dostumun anlattıklarını duyunca, bir kez daha düşünmeden edemedim.  Gerçek bir aydın olduğuna kesinlikle inandığım bu genç dost, 3-4 yıl önce İstanbul’da inandığı yol arkadaşları ile birlikte düşüncede yoğunlaşmayı, düşünce eğitimini, sanatın her alanında eleştirel düşünmenin önemini, her alanda özgürlüğü ve her şeyden önemlisi, “Aydınlanma” ilkesini mesele edinen bir atölye, bir imece odağı kurmuştu. Ama şimdi, bir zamanlar gözbebeği olan bu kurumla arasına artık bir “mesafe” koymuştu. Çünkü yaklaşık iki yıllık çok verimli bir imece atmosferinin ardından, Sabahattin Eyuboğlu’nun bir zamanlarki uyarısı bir kehanete dönüşmüş, bir iki benlik davası heveslisi o kurumda da ortaya çıkarak kendi “Ben”lerini, ne pahasına olursa olsun “bir şey olma” heveslerini atöl... Devamı

22 10 2015

"bir tılsımı vardır hayatın..."

bir tılsımı vardır hayatın... |  görsel 1

  Bir tılsımı vardır hayatın   *   Çetin ALTAN * 05.09.2012 * Milliyet   *   Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında: - Önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti... O sırdaşlık. O iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları... Hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü, saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka türlüdür. * * * Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken, efkârlı içtikleri ilk paket... Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır. Gerçi kız da seviyordur kendilerini. Ama... Hayatın bir tılsımı vardır o “ama”da... Yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... Öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakamayacaklardır. * * * Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. Gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri... * * * Ya erkekler... Kaybetmeye görsünler o tılsımı. Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... Kumar bir tılsım dopingidir. Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara... * * * Bir tarihte Monte Carlo’daydım. Pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar, sarkık gerdanlarıyla hayatlarının son tılsımını arıyorlardı yeşil çuhalarda... Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zapt edilme... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-5...'

romanımızda kurtuluş savaşı-5... |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Anadolu çocuklarının coştuğu gün Cumhuriyet dönemi romancıları kurtuluştan kuruluşa uzanan süreci tüm yanlarıyla irdelemişlerdir.   1920’lerden 1980’lere, romancılığımızın yaklaşık 60 yıllık döneminde ürün veren yazarların yapıtlarına bir biçimde dönemin her bir aşaması konu olarak yansımıştır. Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek (1922) romanını bir başlama noktası olarak alabiliriz. Anılarında dile gelen tanıklığın bir başka boyutudur Türk’ün Ateşle İmtihanı (1928) ile romanına yansıyan... Ardından Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sodom ve Gomore, 1928), Reşat Nuri Güntekin gelmektedir. Bu sürecin tanıklığını yapan romancılar, ağırlıklı olarak işgal, isyan, ayaklanmalar ve kurtuluşa giden yolun serüvenini işlerler. “Erken Cumhuriyet” dönemi romanının kurucularının yaşanan toplumsal olaylara bakışında çağını yansıtmak başat öğedir. Halide Edip, Vurun Kahpeye’de (1926), Reşat Nuri, Yeşil Gece’de (1928), Yakup Kadri, Yaban’da (1932) dönemin çarpıcı gerçeklerini konu edinmektedir. Uyanış düşüncesiyle birlikte; yurt/vatan/ulus, kurtuluş, millî mücadele bilinci, yaşanan sıcak dönemin (1918- 1922) gerçeklerinde kendini bulur; romancıların romanlarının da neredeyse ana konusudur. Cumhuriyet dönemi romancıları kurtuluştan kuruluşa uzanan süreci neredeyse tüm yanlarıyla irdeleyip yansıtmışlardır romanlarına... Tarihsel toplumsal dönemin getirdiği en temel sorunlar, siyasi, ekonomik ve tarihsel olaylar enikonu romanlarının ana konusu olmuştur.   Tahir ve Karakoyunlu Bu bağlamda Kemal Tahir yeni bir bakışla romanlarını kurmaya yönelir. Geliştirdiği tezler ekseninde kurar her birini... İşgal İstanbul’unu... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-4'

romanımızda kurtuluş savaşı-4 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Tarihi sorgulayan roman Ahmet Altan, “Kılıç Yarası Gibi”, “İsyan Günlerinde Aşk”, “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanlarında, tarihsel bir zamanın sorgulamasına yönelir.   oğaldır ki; romancı birçok konuya, temaya ilgi duyar; her birini de romanında şu ya da bu biçimde işler. Eninde sonunda ilgi duyduğu, bildiği veya yansıtmak istediği gerçek/gerçeklikler dizisi, onun, ‘romancı muhayyilesi’ dediğimiz şeyin süzgecinden geçerek biçim alır. Örneğin; Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda İzmir Suikastı Olayı’nı konu edinmişti. Ondan yirmi yıl sonra, aynı konuyu, daha başka bir boyutuyla, Üç Aliler Divanı’nda Yılmaz Karakoyunlu işledi. Hem bakış açıları, hem de anlatım biçemlerinin farklılığı, hem de dünya görüşleri romanda yansıtılan dönemi ve gerçeklikleri farklı bir boyutta ele almalarını sergiliyordu. Denilebilir ki; romancının dünyası hayatın her bir gerçeğini alımlamaya, biçimlendirmeye, yani gerçeği yeni bir şeye dönüştürmeye açıktır. Öyleyse; bir romana, roman gibi bakmak, bunu da romanesk özellikleri içinde değerlendirmek gerekiyor. Romansal hakikat Ahmet Altan, bir üçleme olarak nitelendirebileceğimiz “Kılıç Yarası Gibi”, “İsyan Günlerinde Aşk”, “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanlarında, tarihsel bir zamanın sorgulamasına yönelir. Romanesk bir yapı içerisinde öyküsünü kurarken, anlatıcının bakışı/yorumu/tanıklığıyla Osmanlı’nın çöküşüne ayna tutar. Dahası onun sorgusundaki kurgunun aydınlatıcı yanlarını da buluruz. Romancının (tarih) bilinci/ bakışı, hem yaşanan/geçen tarihe ... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-3'

romanımızda kurtuluş savaşı-3 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı       Roman, tarihi değiştirirse ne olur? Yazar Buket Uzuner’e göre tarihle edebiyat arasında ince bir çizgi var. Uzuner, “Tarihçi kurguya, romancı da tarihe gereğinden fazla girerse tarih kurgu, roman tarih olur ve kurur kalır” diyor.   Anadolu romanından söz ettiğimizde ilkin Karabibik (1890, Nabizade Nazım, 1862-1893) ile Küçük Paşa’yı anar (1910, Ebubekir Hazım Tepeyran, 1864-1947), hemen yanıbaşlarına da Yakup Kadri’nin (1889-1974) Yaban’ını (1932) yerleştiririz. Romancının Anadolu’ya bakışı, bu eksende de Anadolu insanının gerçekliğinin romanda dile getirilişine bir milat olarak kabul edilir bu üç yapıt... Oysa biliriz ki; Refik Halit Karay (1888-1965) Memleket Hikâyeleri’yle (1919) yepyeni bir adım atmıştır. Anadolu’yla yüzleşmesinin tanıklığını getirir bu öykülerinde... Sadri Ertem (1900-1943) Bacayı İndir Bacayı Kaldır’daki öyküleri (1928) ve Çıkrıklar Durunca (1931) romanıyla Anadolu gerçekliğini eleştirel bir bakışla anlatmayı yeğler. Sabahattin Ali (1907-1948) ise Dağlar ve Rüzgâr, Değirmen, Kağnı, Ses (1934-37) öykü kitapları ve Kuyucaklı Yusuf (1937) romanıyla gerçekçilik duygusunun yansılarını içeren bir boyutu yakalar Anadolu insanını anlatmada... Romanı da biçimledi Gelinen bu noktada gözlenen şudur: Osmanlı’nın 19. yüzyılı, çözülmeyle, toprak kaybıyla birlikte; anayurt/yurt/ ulus/dil/milliyetçilik gibi kavramların gündeme geldiği bir dönemdir. “Ulus” inşa etme süreci, romancılığımızın biçimlenmesinde de etkin olmuştur. Ayrıştırdığımız şu dönemlerde: 1922-1928: Kurtuluş’un tanıklığı 1930-1940: Kuruluş’un yansıları ... Devamı

06 03 2014

'edebiyat yanbakanı...'

edebiyat yanbakanı... |  görsel 1

‘Cenneti hep bir tür kütüphane olarak düşlemişimdir’   * “Bedia Dalokay Hanımefendi’nin anısına”   * SELÇUK ALTUN   *   3251- Milyarder işadamı ve filantropist   Michael R. Bloomberg (doğ.1942) üç dönem New York belediye başkanlığı yaptı. Önce 2.7 milyon dolar olan yıllık maaş ve lojmandan vazgeçti. On iki yıl süren “bağımsız” başkanlık döneminde kent ve belediye çalışanları için cebinden 650 milyon dolar harcadı. Tasarrufa inanan, insana ve çevreye saygı duyan bir başkan oldu.   Adı, valilik ve başkanlık için gündeme geldi ama o umursamadı. New York’un 108. belediye başkanıydı, nöbeti bitince metroyla evine döndü…   (Oysa Sığlıkistan’da nice belediye başkanının çulsuz gelip, milyoner gittiğini duymaz mıyız?)   * 3252- New York’un yeni belediye başkanı Bill de Blasio’nun da (doğ.1961) başarılı olacağına inanıyorum. Bunun için karısı Chirlane McCray’i özetlemek yeterli olabilir. O bir zenci, “emekli” lezbiyen, şair ve “eylemci.” Yirmi yıldır böyle çok yönlü bir kadınla birlikte olabilen bir kişi, New York’un da üstünden gelmez mi?   *   3253- Cumhuriyet’in köşe yazarlarından Nilgün Cerrahoğlu’nun 04.01.2014 tarihli ve “Ertuğrul Günay’ın Pişmanlığı” başlıklı yazısının finalidir: “Türk siyaseti ve medya dünyası, gazozuna ilaç konularak kandırılan aydınlarla dolu… Ertuğrul Günay, Hasan Cemal, Ahmet Altan diye başlayıp giden önümüzde upuzun ... Devamı

21 02 2014

'anlarsın...'

anlarsın... |  görsel 1

"Son vapura yetişemeyince, beklenen gol gelmeyince ve “o “ insanı bir daha hiç göremeyecek olduğumuzun farkındayken zaman dişlerini sivriltir ve tüm sinir bozuculuğu ile karşımıza çöreklenir. O zaman anlarız zamanın nasıl geçtiğini, O’nun herkese ayrı muamele eden pragmatik bir öğretmen olduğunu."   *   Ali Servet ETKİN (Zamanın rakibi olmak-T24)   *   Devamı

21 02 2014

'resimdeki koku...'

resimdeki koku... |  görsel 1

'İlk kez,Akyavaş'ın resimlerinden taş ve toprak kokusu devşirdiğimi söylemek istiyorum. Onlar,yapılalı beri oradaydılar da,ben yeni eriştim.   Nereden geliyor olabilir kokular? Besbelli renklerden. Her renk bir alaşımdır sonuçta,boyaların arkasında zaten taş vardır,toprak vardır.   Ve ağaç.Unutmamalı:Erol Akyavaş kağıdı ölesiye severdi. Hindistan'dan hem kağıt toplamıştı hem renk. Zamanla bir koku ötekini artırmış olabilir. ...'   *   (Enis BATUR-Akyavaş'ta Koku)   *   Devamı

08 02 2014

'acı veren güzellik...'

acı veren güzellik... |  görsel 1

"1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf,Vistoria Çağı'nın tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı.Annesi de babası da daha önce başkalarıyla evlenmişler,dul kalınca da bir araya gelmişlerdi.Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı.   Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi ünlü romancı Thackeray'ın kızıydı.Thackeray'ın eşi akıl hastası olduğundan Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura,anneannesine çekmiş,yirmi dışında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı.   ...   Çağın çoğu aileleri gibi çok çucuklu olan Stephen'lar,özellikle varlıklı sayılmamakla birlikte yüksek orta sınıftandı.(Bilindiği gibi,İngiltere'de orta sınıf,yüksek orta sınıf ve aşağı orta sınıfa bölünür;bunlar arasında dağlar kadar fark vardır.)   ...   Gelgelelim Virginia doğduğu sırada elli yaşında olan Sir Leslie Stephen,çocukları gibi biizm yüzyılımızın insanı değil,Victoria Çağı'nınn insanıydı.Gerçi o dönemin çoğu babalarından farklı olarak,kızının,evlerinin her yanını dolduran binlerce kitap arasında istediğini okumasına izin veriyordu;ama Thomas Hardy'nin güzel romanı The Return of Native'i  (Yerlinin Geri Dönüşü) "fazlasıyla tutkulu" buluyor,yönettiği dergide tefrika etmeye yanaşmıyordu.   Çocuklarına hiç de baskı yapmamakla birlikte,herkeste fazla saygı uyandıran bu baba,hiç farkına varmadan,salt kişiliğinin ağırlığıyla kızını eziyordu.Babasına duyduğu garezin,Virginia'nın feminizminin başlıca nedenlerinden biri olduğu hiç kuşku götürmez.Virginia Woolf,1904'te kendisi yirmi iki yaşındayken ölen babasından,insanı üzen bir kinle söz eder.   Annesi kalabalık ailesine bakmak için fazla did... Devamı

06 02 2014

'karpuzlu natürmort...'

karpuzlu natürmort... |  görsel 1

Selçuk ALTUN *   ‘Yaşamak mı okumak mı derseniz, okumayı seçerim’   * “Kitabistan’ın ‘dinamosu’Nermin Mollaoğlu için”   *   3226-Tüccar-yazar, iletişim ve pazarlamada sınır tanımaz Elif Şafak o “acemi gazeteci üslubuyla”kotardığı son romanında güya Mimar Sinan’ı irdeliyor.   Aklıma 2681. maddemdeki alıntı geldi. Ahmet Hakan en fazla “gıcık kaptığı”on kişi arasında, beşinci sırada yer alan Elif Şafak için demişti ki:   “O, derinlikten söz ettikçe ben yüzeyselleşmek istiyorum. O, ağlar gibi baktıkça ben gülmek istiyorum. O, eski solcuların ‘Nâzım’demesi gibi ‘Şems’dedikçe ben Konya’dan uzaklaşmak istiyorum. O, mana dedikçe ben anlamsızlaşmak istiyorum. O, hep aynı cümlelerle aynı röportajları verdikçe ben sayfaları atlamak istiyorum. O, çok sattıkça ben almak istemiyorum.” Bir ekleme yapabilirsem: “O, Mimar Sinan dedikçe utancımdan ben Usta’nın camilerine bakamıyorum.”   * 3227- Ayşe Arman’ın Barbaros Altuğ ile söyleşisinden (02.02.2013):   A.A.: Elif Şafak’la alıp veremediğin ne? B.A.: Dünya çapında bir yazarsan, bazı şeylere tenezzül etmemelisin diyorum. A.A.: Ederse etsin sana ne! B.A.: Beni ilgilendiriyor… A.A.: Neden? B.A.: Çünküokuruna vaat ettiği dünyayla yaptığı şey zıt. Shop and Miles reklamına çıkarsan, “Ben Mevlevi’yim”dememelisin! Dersen de aldığın parayı Mevlana Dergâhı’na bağışlamalısın. Çünkünetice olarak sen bir yazarsın, şarkıcı ... Devamı

03 01 2014

'kendi endişeni kendin seç...'

kendi endişeni kendin seç... |  görsel 1

Prof. Dr. Özer Seliçi’nin anısına, say­gıyla” * SELÇUK ALTUN *   3201- 27.09.2013 ak­şamı! Diana’yı izliyorum. Filmde sevimli Prenses’in boşanmasından, ölümüne dek ge­çen süre irdeleniyor. Medyanın aşırı ilgisi ile Kraliyet ailesinin soğuklu­ğundan bunalan Diana, Pakistanlı doktor sevgilisi Hasnat Han ile ev­lenip ülke dışına çıkmak arzusundadır. Bu nedenle, bir davette, ilk kalp naklini ger­çekleştiren Prof.Dr. Christian Barnard’dan yardım ister. Sevgilisine ABD veya Kanada’da iş arıyordur. Referans olarak da onun Prof. Dr. Yacoub’un yanında ye­tiştiğini söyleyecektir. (İşte bu cümle beni birden altı yıl öncesine götürdü.)   * 2007! Annemin Öğretmediği Şarkılar’ı kendi olanaklarımla İngilizceye çevirtmiş ve Prof. Dr. Saliha Paker ile Mel Kenne vasıtasıyla Moris Farhi’ye (Musa Abi’miz) yönlendirilmişim. O sıralarda Musa Abi’nin karısı ağır hasta, beni eski editörü Jana Gough’a yolluyor. Şansa bakın ki Jana’nın bir huzurevinde kalan yaşlı annesi de o dönemde kişisel desteğe muhtaç. Buna rağmen bana zaman ayırıyor, editör bu­luyor ve İngiltere yayın dünyası hakkında elzem bilgiler veriyor. İş tamamlanıp ben ona bir ödeme yapmak isteyince şaşırıyor. Israr edince de gönlümden ne koparsa onu Chain Of Hope Vakfı’na bağışlamamı öneriyor. Chain Of Hope’un kurucusu ünlü kalp cerrahı Sir Prof. Magdi Yacoub’tur. Mısır asıllı kardiyolog, gelişmekte veya savaş halinde bulunan ülke çocuklarını ücret almaksızın ameliyat ediyor, diğer mas­raflarını ise kurucu başkanı olduğu vakıf karşılıyor. Jana’ya bir ödeme yapıyor ancak iki katını da Chain Of Hope’a yolluyorum. Chain Of Hope’tan gelen 17... Devamı

21 12 2013

'kafamda replikler...'

kafamda replikler... |  görsel 1

“Kabataş-Kadıköy vapurunda neredeyse karşımda oturmuş genç adam,hararetle burnunu karıştıryor. Yolculuk boyunca birkaç dakikalık molalarla kesintiye uğrasa da, süreklilik arz edenbir faaliyet. Önce kültürel donanımlı,dolayısıyla manasız replikler dolaşıyor kafamın merkezinde: -Demek siz de Tristram Shandy hayranısınız; -Cyrano de Bergerac'ın ünlü Sabri Esat çevirisinin yeni basımının yapıldığından haberiniz var mı? -Haddim olmayarak size Erasmus okumanızı öneriyorum... Sonra dilimin ucuna manalı replikler geliyor: (İşaret parmağımı göstererek) Biraz da bunu denemek istemez miydiniz?  -Vapurdan inince Kadıköy çarşısına uğrayın,bir tirbuşon alın,bakarsınız... Neden sonra iskeleye yanaşıyor vapur. Eli burnunda kalkıp gidiyor genç adam. Kafamdaki replikler sahipsiz kalmasın.”   *  Enis BATUR * Devamı