20 09 2016

"uyuduktan sonra öpermiş..."

uyuduktan sonra öpermiş... |  görsel 1

  Selçuk ALTUN * Kitap İçin * “Üsküdar’da yaşadığımız Site’nin saygıdeğer büyüğü ve Cumhuriyet okuru Ayfer Neyzi Hanımefendi,rahmetli eşi Nezih Neyzi’nin anı kitabı “Kızıltoprak Anıları”nın yeni baskısını yollamış.Nezih Neyzi  (1923-1999),ülkenin öncü akademisyen,araştırmacı ve üst düzey bürokratlarındandı.Robert Kolej’den Bülent Ecevit’in sınıf arkadaşı ve dostuydu. Kitabı okurken zaman tünelinde,18.yüzyıl’dan 20.yüzyıl’a ibret dolu bir safariye çıkmıştım.Neyzi’lerin ataları içinde bakan,paşa,vali ve belediye reislerinin yanı sıra ünlü Osmanlı kadın şair ve müzisyenlerinden Leyla Saz da (1852-1936) var. … “Kızıltoprak Anıları”ndan-Nezih Neyzi,İş Kültür: “Babam hep seyahatte olurdu,sonra Osmanlı terbiyesi ve göreneği sebebiyle babayla fazla konuşulmazdı.Soru sorulmaz,yalnız itaat edilirdi.Duyduğumuz hikayeler de öyle idi.Sırrı Paşa şımarmasınlar diye çocuklarını ancak uyuduktan sonra öpermiş.Dedem de Kızıltoprak’ta korkulan ve kaçılan bir insandı.Babam çok şakacı ve cana yakındı ama o da gene Osmanlı terbiyesiyle büyümüş,bizim de aynı şekilde yetişmemizi isterdi.Büyükler odaya girince ayağa kalkılırdı.Herkesin bir oturma yeri vardı.Dedemin köşesi,anneannemin yeri,Leyla Hanım’ın oturacağı yer hepsi belli idi.Masada çocuklar konuşmazdı ancak soru sorulursa cevap verirlerdi.Hatta hizmetçilere bile çocuklar emir veremezdi ancak en küçük evlatlıktan bir şey getirmesi veya yapması istenebilirdi.Bütün bunlar her nasılsa bilinirdi,herhalde derece derece görenek ve dadımızın öğütleri ile öğrenilirdi.Kimin elinin öpüleceği,kime nasıl selam verileceği,nasıl mua... Devamı

19 08 2016

"intihar tohumları..."

intihar tohumları... |  görsel 1

    “İntihar Tohumları   Bitkiler yaklaşık üç yüz altmış milyon yıldan beri,daha sonra yeni bitkiler ve yeni tohumlar verecek olan doğurgan tohumlar üretiyorlar ve bize yaptıkları bu iyiliğin karşılığında bizden asla tek kuruş istemediler. Ama 1998’de,her ekim döneminde yeni tohum satın almaya mecbur bırakan kısır tohumların üretim ve satışını takdis eden patent  Delta and Pine şirketine verildi.2006 yılı Ağustos ayının ortalarında,kutsal çağrışımlı *bir isme sahip Monsanto şirketi şirketi Delta and Pine’ı satın alınca patentin de sahibi oldu. Morsanto böylece evrensel gücüne güç kattı:İntihar tohumları ya da terminatör tohumlar diye de adlandırılan bu kısır tohumlar, kendileriyle birlikte herbisit,pestisit ve transgenik eczacılığın diğer zehirlerini de satın almak zorunda bırakan çok kazançlı bir sektörün parçasını olışturuyorlar. 2010 Paskalyasında,depremden birkaç ay sonra,Haiti Monsanto’dan büyük bir hediye aldı:kimya endüstrisi tarafından üretilmiş altmış bin torba tohum. Köylüler bağışı almak için bir araya toplandılar ve torbaları kocaman bir ateşte yaktılar.”   * Eduardo Galeano (ve günler yürümeye başladı-çeviren:süleyman doğru-sel yayınları) * Şirketinin isminde geçen “santo” sözcüğü İspanyolca aziz anlamına gelir. *         Devamı

06 04 2016

"Kameraya baktın Castro Abi..."

Kameraya baktın Castro Abi... |  görsel 1

Rıfat,günleri işe yarar bir biçimde biriktirebilmek için bir hikayeye ihtiyacı olduğuna karar verdi. * “Efendim?” diyor telefonun diğer ucundaki ses,”Kimsiniz?” diye soruyor.Cevap alamıyor ama hemen anlıyor arayanın beylik yıldızlarıyla kadifeden yastığında yatmaktansa gölün sularına dökülen gece olduğunu,çünkü edebiyat eleştirmenlerinin hep belirttiği gibi,hiçbir şey söylemeye çalışmaktan doğuyor şiir. * Fısıltılar yavaş yavaş denetimsiz seslere dönüşürken Rıfat,”Askerlikten ayrılan İkinci Yeni bir şair bulmamız lazım,” dedi.”O bize beylik tabancasını verir.”Bir sessizlik oldu.Sonra orada,karanlığın ve kitapların ortasında,asıl yapmaları gerekenin İkinci Yeni’yi yeniden kurmak olduğuna karar verdiler.Dağılmadılar. * Oysa Tanpınar diyor ki:”Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkanını vermiyor.” * Babası sözünü kesti:”İçimdeki canavarı oyalamak için onunla her gün pingpong maçı yapıyorum.” “Pingpong maçı mı?” diye sorabildi Rıfat. “Bazen top kayboluyor,maç duruyor,”diye devam etti babası kendi kendine konuşur gibi. “Top kaybolduğu zamanlar oğlumsun.” * “Gerçek şu ki,ahlaktan önce sevgiyi bulmalı insan.Yoksa ikisi de yok olup gidiyor.”Rıfat Albert Camus’nun bu sözünü okuduktan sonra gidip sebzeleri susuz pişiren bir tencere,yüksek emiş gücüne sahip bir elektrikli süpürge,güneş lekelerine iyi geldiği söylenen bir krem,penye eşofman takımı…” * Barış BIÇAKÇI * Seyrek Yağmur * İletişim Yayınları * 100 sayfa  ... Devamı

01 03 2016

"rastlarsa birine biri,çavdarlar arasında..."

rastlarsa birine biri,çavdarlar arasında... |  görsel 1

Önyargıyla okumaya başladığım (biraz da isminin etkisiyle sanıyorum.neyse buna da şükür,ya ‘Gönülçelen’ olarak kalsaydı)J.D.Salinger’ın “Çavdar Tarlasında Çocuklar” romanını sevmekle kalmadım,etkilendim de.Bir ergenin maceralarından öte bir şey. Neyse,onu anlatırım bir ara.Okuyanlar bilir,romanda bol şarkı-şarkıcı,film,kitap-yazar,tiyatro oyunu ismi geçiyor. İnternette dolaşırken,hayırsever bir okurun kitaptaki şarkıların listesini yaptığını gördüm. Ben de romandaki kitap-filmlerle ilgili bir deneme yaptım; aşağıda. & *Afrika’nın Dışında (galiba bu takma adıymış ve asıl adı Karen Blixen’mış;üstelik Benim Afrikam filminin senaryosu da bu kitaptanmış)> Isak Dinesen   *Yuvaya Dönüş> Thomas Hardy (Thomas Hardy’nin Yuvaya Dönüş’ündeki bizim Eustacia Vye gibi…)   *Hayat Hüzünleri>Somerset Maugham   *Romeo ve Juliet>William Shakespeare   *Beowulf (destan)   *Grendel (destan)   *Lord Randal benim Oğlum (balad)   *Hamlet>William Shakespeare   *Oliver Twist>Charles Dickens   *Rupert Brooke   *Emily Dickinson   *Muhteşem Gatsby>F. Scott Fitzgerald   *Silahlara Veda> Ernest Hemingway   *Ring Lardner   *Robert Burns> >”o şarkıyı biliyor musun,hani,yakalarsa birini biri,çavdar tarlasında,diye?ben işte…” >”o öyle değil,rastlarsa birine biri,çavdarlar arasında,olacak!şiir bu,Robert Burns’ün.” >”Robert Burns’ün şiir olduğunu ben de biliyorum.” >Doğru söylüyordu.Doğrusu,”rastlarsa birine biri,çavdarlar arasında,olacaktı.demek ki bilmiyormuşum.”... Devamı

25 02 2016

"madde kaybolunca geride söz kalır..."

madde kaybolunca geride söz kalır... |  görsel 1

“Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık’ın kahramanlarına gönderme olan, aşk, tutku ve sevdanın simgesi “sarı güller” ve “kelebekler”le uğurlanmıştı...  Eco’ya da “beyaz güller” ve kır çiçekleriyle veda edildi.  Dünyanın en büyük “best seller”larından olan “Gülün Adı”nın yazarı için en sofistike jest, bir okurun yazarın evinin önüne bıraktığı bir “gül” oldu.  Okur, gülün yanındaki karta, Eco’nun ünlü romanının, ünlü bitiş cümlesini yazmıştı:  “Stat rosa pristina nomine, nomina nuda tenemus/adıyla var bir zamanlar gül olan, salt adlar kalır elimizde...”  Bu cümleyle tam ne kastettiğini Eco son verdiği söyleşilerden birinde şöyle açıyor.  “Meramım şu” diyor İtalya’nın bilge yazarı: “Madde kaybolunca geride sadece ‘söz’kalır. Benim yaptığım bu (Latince) alıntıya, Shakespeare’in (‘Adın ne değeri var? Gülün adı gül değil, başka bir şey olsaydı aynı güzellikte kokmaz mıydı?’) yorumunu getirenler, yanılır. Shakespeare sözün anlamı yoktur, ‘gül’ başka bir adla da anılsa..., gene ‘gül’dür diyerek benim söylediğimin tersini söyler...” Özetle Eco’nun lafı “Her şeyin ölçüsü ‘insan’dır!”a bağladığını anlıyoruz.  “Söz”ün sahibi de neticede insan.  Geride “gülün adı” makamından kalan insanın şeylere kendi atfettiği değerler ve ölçüler oluyor.  … Eco için en etkileyici sözleri “... Devamı

29 04 2015

"prens küçük,mevzu büyük..."

prens küçük,mevzu büyük... |  görsel 1

    Son zamanlarda kitapçı raflarında yer alan, çeşitli yayınevleri tarafından basılmış,farklı çevirmenler tarafından çevrilmiş “Küçük Prens”  enflasyonunun bir hikmeti varmış:  Sahibinin ölümünün üzerinden 70 yıl geçen eserlere telif ödenmek zorunluluğunun olmaması. Daha doğrusu, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 27.maddesinde bu konu; “Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve Ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur.” şeklinde düzenlenmiş. Elbette Küçük Prens gibi çok güzel bir hikaye, keşke ülkenin en ücra yerindeki evine kadar girse. Yeter ki yazarının, Antoine de Saint Exupery’nin yazdığı kelimelerin anlamını yansıtıyor olsun. Cumhuriyet gazetesinin her pazar biraz daha dolu yeni eki SOKAK’ın, 26 Nisan tarihli sayısının bir sayfası bu konuya ayrılmıştı. İlke GÜRSOY imzalı. Yazının başlığı da manidar: “Prens küçük ama mevzu büyük.” Yazıya vesile olan şey,ortamlarda yürütülen bir polemik: Mesele dergisinin  nisan sayısında, Agora Kitaplığı editörü Osman Akınhay bir yazı kaleme alır. Yazısında Agora Kitaplığı’nın yayımladığı Küçük Prens’in çevirmeni Erhan Kayaalp’in cümlelerine yer verir: Şöyle demiş çevirmen Erhan Kayaalp: “Bir eseri çeviriden okuyorsa insan,eserin yazarından çok çevirmenini okumak zorunda kalıyor kimi zaman. Sizlere bu kitapta,kısa bir süre için çevirmenliğe soyunmuş Erhan ... Devamı

16 01 2015

"anatomi..."

anatomi... |  görsel 1

Şimdi konuşup ahkam kesmek kolay… Her yeri nasıl ele geçirdiklerini;devletin en kozmik odalarına bir bahaneyle girip,sırları nasıl edindiklerini… Ya da…yağmur altında beraber yürürken ıslanıp,sonra kurulanamadıklarını…falan. Her şey kabak gibi (tabak gibi de olabilir) ortaya döküldükten sonra…Atış serbest. Ancak…Çatışmanın ayak seslerini 2010’larda görüp…Üstelik risk alarak çalıştığı gazetedeki köşesinde yazmak,sıkardı biraz. Riskliydi. Ama  Orhan Bursalı yazdı; Taa 2010 yılında. Örneğin, 6 Haziran 2010 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde şöyle diyordu:   “Gülen,AKP ile giderek yol ayrımına gelecektir. Kaderleri farklıdır ve Herkes kendi kaderini çizmektedir… … Neden şaşırıyorsunuz?”   Nasıl bildi,müneccim falan mıydı? Hayır,ama bir hatırlatma yapmakta fayda var; Gazetedeki Köşesinin adı, “Bilim ve Siyaset”.   Kitabının önsözünde değiniyor: “Cemaat ile RTE/İktidar arasındaki bu çatışmanın,bir taraf galip gelinceye kadar süreceği açık seçikti. Cumhuriyet gazetesinde “Bilim ve Siyaset” köşesinde Kasım 2011’den itibaren bu büyük çatılmayı haber veren ve peş peşe yayınladığım analizlerimi,hayat doğrulamaya başlamıştı. Ben de oturup 2012 ilkbaharında iktidar çatışmasının öyküsünü yazmaya başladım. … Dört yıllık adeta özel siyasi tarih.”   Kitabı okurken. Cemaat ve İktidar arasındaki en ürkütücü kavganın, Koltuk,arazi,ikbal kavgası olmadığını düşündüm. En korkuncu, Adamların kendilerine göre kurdukları eğitim sistemiyle, Başkalarının ... Devamı

11 04 2014

'otorite önyargısı...'

otorite önyargısı... |  görsel 1

‘Otoritelere karşı neden saygısız davranmalısınız?   İncil’in ilk kitabı büyük otoriteye itaat etmediğinde neler olduğunu açıkça ortaya koyar:İnsan cennetten kovulur. Küçük otoriteler de bizi bunlara inandırmaya çalışır; Siyaset uzmanları,bilimciler,doktorlar,CEO’lar,ekonomistler,hükümet başkanları, spor yorumcuları,şirket danışmanları ve borsa guruları. Otoritelerin ortaya çıkardığı iki sorun var. Birincisi,genellikle soğuk duş etkisi yapan kar zarar bilançosu.Bu gezegende yaklaşık bir milyon eğitimli ekonomist var. …tek biri bile finans krizinin tam zamanlamasını önceden bire bir tahmin edemedi. … Ama daha önemli olan bir gerçek var,otoritenin yanında kendi başımıza düşünmeyi bir basamak aşağı çekiyoruz. Ayrıca mantıken ve ahlaken hiçbir anlamı anlamı olmayan yerlerde bile otoritelere bile boyun eğiyoruz. Buna otorite önyargısı adı verilir. … Ne zaman bir uzmanla karşılaşsam,ona meydan okumaya çalışırım. Siz de yapın. Otoritelere karşı ne kadar eleştirel durursanız,o kadar özgür olursunuz. Ve kendinize  o kadar güvenirsiniz.’ * Rolf DOBELLI (hatasız düşünme sanatı-NTV yayınları) * Devamı

06 04 2014

'simitti,gazozdu derken geçti çocukluk...'

'simitti,gazozdu derken geçti çocukluk...' |  görsel 1

(fotoğraf:Caner Cangül)   * ‘JaneAusten Emma adlı romanında başkahramanını şöyle betimler: Emma Woodhouse,yakışıklı,akıllı ve varlıklı birkızdı. Romanın daha ilk satırında ‘yakışıklı’ sözcüğünü kullanarak erkeksi bir nitelik kazandırır kahramanına. İngilizce  ‘handsome’ aynı Türkçe karşılığında olduğu gibi sadece erkekler için kullanılan bir sıfattır. … Yazar karakterin portresini,yakışıklı,akıllı ve varlıklı sözcükleriyle anlatırken onun Erkeksi özelliklerini vurgulamak istemiştir.   Şebnem Şenyerer’in kadın kahramanlarını ‘yakışıklı’ olarak betimlemesi elbette hemen akla Emma’yı getiriyor.’   (Asuman Kafaoğlu Büke) * ‘Nihayet Adam Yayınları Kuşku Çağı’nı yayımladı: 1980’lerdeydi galiba.Kuşku Çağı,Sarraute’un kurumsal sayılabilecek manifestosudur: Beylik romanın sona erdiğini,hatta klasik yapıtların bile kuşkuyla karşılanmasını belirtir. Artık kuşku çağı başlamıştır. … Şöyle bir hesapladım: Lise çağımdan beri Nathalie Sarraute okuyorum. (Selim İleri) * ‘Simitti,gazozdu,kırtasiyeydi,hayaldi derken geçti çocukluk… On beş kişiydiler;şairler vardı aralarında,romancılar,hikayeciler… Altın Ülke:Çocukluk’ta,Gürsel Korat’tan Yekta Kopan’a,Nursel Duruel’den Semra Topal’a 15 yazar çocukluğunu anlatıyor. … Çocukluk,altın ülke. Çoğunluğun kendini göçebe olarak görme yanılgısına düştüğü, kalıcı olmak isteyenlerinse ‘çocukluk etmekle’ suçlanmasına yol açan bir ülke. Oysa  asla büyümemek mümkün ya da büyürken ‘o &c... Devamı

09 02 2014

'a yelloz!'

a yelloz! |  görsel 1

"...   Kuşlar hep bir ağızdan ötüşüyorlar,"Evet!Evet!" diyorlar,"Unut artık!"   Çocukken bilhassa hanımların yanımda bağıra çağıra konuştukları kuş dilini bir türlü öğrenememiştim ama,şimdi hakiki kuşların şimdi hakiki kuşların söylediklerini açık seçik tercüme edebiliyorum. Mesudum.   Asabım bozuk kalktım.Zira yelloz,cesaretimi kırmak için "Bu 'büyük ümitler',Charles Dickens'ın Büyük Umutlar'ını çağrıştırıyor" diyecek.Adım gibi biliyorum.Memleketimizde kelimeler,taa Reji idaresinden beri,yabancının tekelindedir.   ...   Yellozlar ve et kafalı oğlanlar yazdıklarımı boyuna gözetliyorlar.Yayınevleri onlara teslim edilmiş.Alnımın kara yazısı. Yelloz,tek kaşı kalkık soracak:Nedir bu yazdıklarınız?! Hayatımdan hakiki hayat sahneleri. Kara cahillere Reji İdaresi'ni anlatmak,açıklamak gerekecek. Dickens (1812-1870),para ve şöhret hırsıyla,ikinci sınıf okurların taleplerini göz ardı etmez;kapısına yapışıp kalmış matbaacılardan talepleri tek tek öğrenmeye çalışır,bu talepler çervesinde orta malı şeyler yazardı.Zannım odur ki,bugünün çok satan muharrileri de aynı metodu uyguluyorlar.   A yelloz!A et kafalı oğlan!Peşinen yanlış tercüme etmişsiniz:Umutla bekleyiş aynı şey değildir.Umutla bekleyiş,beklenti vardır ama,her bekleyiş umutlu değildir.Esasen bütün bekleyişlerim ümütsizdi.   İçim kapkaranlık. Vaktiyle bu yellozlardan biri bana "Hayatın güler yüzünü yazınız" demişti.Bugünün okuru karanlık,karmaşık metinlerden hoşlanmıyormuş.   Bizde vaftiz ve aforozun olmayışına oldum bittim üzülürüm."   * "Bir de şunu ekleye... Devamı

27 01 2014

'can-baz,cam-baz,zengin-fakir...'

can-baz,cam-baz,zengin-fakir... |  görsel 1

RUM Rum tabiri esasen İtalya’daki Roma kentinin şark dillerinde geçen adı. * ÇAKIRKEYİF Çakırkeyifteki çakır,alaca mavi renk anlamındaki çakır değil,şarabın asıl Türkçe olan adı çakır. * ZENCİ Zencinin orijinali zangi Farsçadır.Arapçası zanci olur. * MENKUL Türkçedeki esas kullanımı Menkul Kıymetler Borsası’ndaki gibi ‘taşınır’ –yani cebine koyup götüreceğin gibi bir şey. * ŞİDDET 1960’ların sonu veya 70’lerin başı olmalı,TRT’de şiddet eylemleri diye bir tabir türedi. * DEYYUS Deyyus kelimesinin Yunanca Zeus’la bir alakası olup olmadığını sormuş bir okurum.Elcevap:Yoktur. Arapçada ‘karısını kıskanmayan adam’ anlamlarında kullanılmış. * ÜSTADE Hamil’den hamile (taşıyan kadın) olur,valid’den valide (doğuran kadın) olur.Ama mesela darp’tan darbe başka bir hadisedir. * JİLET Markadan türetilen isimlerin en ünlüsü tabii jilet.Rahmetli King Camp Gillette… Türk malı blucin kumaşı imal eden Kot fabrikasını 1950’li yıllarda Muhteşem Kot adlı bir işadamı kurmuş. * PARAGRAF Paragraf kelime anlamı itibariyle ‘kenar yazı’ demek.Ne alaka? * KARAKÖY Refik Halit’in soyadı oradan değil herhalde.Keskin esprili bir zatmış,soyadı kanunu ile dalga geçmek için,tersinden okunsun diye seçmiş diye anlatılır. * YEMİN Yemin etmek,esasen sağ elini kaldırıp göstermek demek. * KAKOFONİ Kakofoni ise uyumsuz seslerden çıkan kula tırmalayıcı gürültü. * ALEVİ Alevinin alevle filan alakası yok.’Ali’ye mensup,Ali’ci demek. * HALLETMEK hal (durum) başka,hall (çözüm) başka kelime.bir de hülle var... ... Devamı