06 05 2013

'kaç yunus görmüş,kaç deniz gezmiş...'

  Devrim   Temiz kalan tek yerdir devrim bütün bir yıl kirlenen duvarda ama görebilmek icin asıldığı çividen indirilmelidir yapraklari biten takvim Zorbalara direnmektir devrim bir çocuğun annesinin çantasından aldığı paraları altına gizlediğini söylememiştir dövülen hiçbir hali İçinde yaşamaktır devrim dikiş kutusunun ve toplu iğneler gibi bir arada olmayı gerektirir karşı koyabilmek icin zulmüne makas denilen patronun Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim ateş böceklerini yakalamak isteyen çocukların peşine takılır gün gelir yanıp sönen mavi ışıkları polis arabalarının Kağıt bir gemidir devrim bütün gemiler hurdaya çıksa da sonunda taşıdığı özgürlük şiiriyle batmadan yüzer nicedir dünya sularında Kim bilir kaç yunus görmüş kaç DENİZ GEZMİŞ...   Sunay Akın    Devamı

29 04 2013

'galiba yaşayacak...'

"... Sibirya’nın köylerinden birinde bir cenaze, mezarlığa götürülüyormuş. Derenin kenarından geçerken tabut, köylülerin ellerinden düşüvermiş; tabutun içindeki ceset de dereye yuvarlanmış. Derenin akıntısı da, cesedi, dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar “Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük” endişesine kapılarak, cesedi askeri kışlanın dikenli tellerine bırakmışlar. Nöbetçiler, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek, cesedi yaylım ateşine tutmuşlar. Hemen ambülans çağrılmış. Delik teşik olan ceset, hastaneye kaldırılmış. Operasyon 6 saat sürmüş. 6 saatin sonunda doktor, ameliyattan çıkmış. Alnından akan terleri silerken: - Çok zor oldu ama, galiba yaşayacak, diyormuş.” * (Çetin Altan-Milliyet) *    Devamı

03 04 2013

'sapanın gergin lastikleri...'

    Hasan Ali TOPTAŞ,5 Nisan'da İletişim Yayınları'ndan çıkacak olan yeni romanı 'HEBA' nın yazılış öyküsünü Hürriyet'ten İhsan Yılmaz'a anlatırken, Çocuğun sapanla kuşa nişan aldığı bir sayfayı yazmakta neden zorlandığını şöyle anlatıyor:   "Çocuğun sapanla kuşa nişan aldığı yeri bir hayli zor yazdım.Haziran ayıydı,çocuk sapanın lastiklerini germişti.ama bir türlü meşini bırakamadı. Öylece kaldı.Ben de bir sonraki yılın sonuna kadar,tam tamına bir yıl boyunca aynı sayfayı yazdım durdum.Neden takılıp kaldığımı bilmiyorum. Şimdi bile bilmiyorum. Kuşa mı acıdım bilmem ki."        Devamı

01 04 2013

'mutluluk mu dedin...'

mutluluk mu dedin... |  görsel 1

  MUTLULUK Mutluluk mu ? – dedi bana görevli. Bugün kabul günü yok mutluluğun. Mutluluk mu? – dedi tüccarın biri. Vitrinliktir ancak görevi onun, çekebilmek için müşterileri. Mutluluk mu? – dedi bildik eskici. Senin için şurada bir tanecik var. Belki işe yarar, paslanmış gerçi. Mutluluk mu? – dedi bir sivil ajan. Artık o da yakalandı, efendim. İçerde ifade veriyor şu an. * İvan METODİYEV (Çeviren: Ahmet Emin Atasoy) * [Ivan Metodiyev (1946-2003) Sofya’da doğdu. Sofya Üniversitesi’nin Bulgar Filolojisi Bölümü’nü bitirdi (1970).  Toprakbilim Enstitüsü’ nde (1973-1982) ve Bılgarski hudojnik (Bulgar Ressam) yayınevinde (1982-1983) çalıştı. 1983’ten 1991 yılına değin Septemvri (Eylül) dergisinin “Şiir” şubesinde redaktörlük yaptı. Genç kuşaktan bir hayli yetenekli şairi bulup tanıtmada çok büyük hizmetleri oldu. 1990’da iki sanatçı arkadaşıyla birlikte Nava adlı bir radyo yayınının yöneticiliğini yaptı. Aynı adla, minyatür şiir biçimlerine yönelik, hem yayımcısı, hem redaktörü, hem de ideoloğu olarak çalıştığı bir de edebiyat galerisi açtı (1994).  Sofya’da öldü. İlk şiirlerini 1973 yılında yayımlayan İvan Metodiyev, yapıtlarında düşünceyi öncelikli unsur olarak yeğledi. İnsanla insan, insanla doğa, insanla evren vb. eksenler üzerine konumlandırdığı şiirinde, bir yandan tüm varlığı bir bütün olarak varoluşçuluk felsefesi açısından derinliğine irdelemeye çalışırken öte yandan kişisel beklenti ve kaygılarına da önemli ölçüde yer verdi. Söylemde kısalığı ve doğrudan etkilemeyi ama&cced... Devamı

21 03 2013

'hayalgücü çağının sonu...'

hayalgücü çağının sonu... |  görsel 1

“ Ülkemiz tarihinin dünya madencilik literatürüne de giren,en çok can kaybına neden olan iş kazası,3 Mart 1992’de Zonguldak,Kozlu’da meydana geldi. Saat 20.00 sularında ,deniz seviyesinin 300,425 ve 480 metre altındaki galerilerden hangisinde olduğu hala bilinmeyen bir metan gazı (grizu) patlaması oldu.Yer altında bulunan 792 işçiden 529’u ilk anda sağ olarak kurtarıldı.5 Mart’a kadar süren çalışmalarda,116 işçinin cansız bedenine ulaşıldı. Kurulan kriz komitesi,hiçbir canlının yaşama ihtimalinin kalmadığı gerekçesiyle ocakları kapattı.Hava girişlerinin kil barajlarıyla kapatıldığı sırada 147 işçiden henüz haber alınamamıştı.20 gün sonra açılan ocaklara yangın hala sürdüğü için milyonlarca ton su basıldı.Ocaklar 29 Temmuz 1992’de tekrar açıldı ve ardından arama-kurtarma çalışmaları beş yıl sürdü.Son iki işçinin cansız bedeni 1997’de ailelerine teslim edilebildi.Toplam 263 işçi öldü.Kazanın yargılamasında bilirkişilerin verdiği ‘kaçınılmaz kaza’ raporu nedeniyle hiçbir yetkili ceza almadı.Yalnızca ölenlerin ailelerine tazminat ödendi…” * “Seyit Ahmet Sılay,Çanakkale’de savaşan askerlere ait orijinal belgelerin de izini sürüyor.Bunları ortaya çıkarmakla kalmıyor,içlerindeki insan hikayelerinin de peşine düşerek, tarihçilerin pek de ciddiye almadığı bu alanda da çalışıyor.Çoğu tarihçinin anlamadığı,anlamlı bulmadığı bir noktanın farkında Sılay:ancak insan teklerinin peşine düşerek tarihte yaşananlara yaklaşılabilir,ancak gerçek hikayelerden yola çıkarak geçmişi doğru tahlil edebilir,bunlar aracılığıyla bugüne ve yarına kalıcı eserler bırakabiliriz. Her fırsatta,her 1... Devamı

14 03 2013

'özen...'

özen... |  görsel 1

  Galatasaray futbol takımı, Schalke 04 ile oynadığı ve çeyrek finale yükseldiği maçtan önce UEFA'ya başvurarak Almanya'nın Backnang kentinde yaşadıkları evde çıkan yangında hayatını kaybeden 1 anne ve 7 çoçuğundan oluşan 8 Türk'ün anısına sahaya kollarında siyah bantla çıkmak istediğini bildirmiş, bu talep UEFA tarafından kabul edilmişti. Bu saygıdeğer davranışa Schalkeli futbocular da katıldı. Ancak maçı izleyenlerin dikkatini çekmiştir: Galatasaraylı futbolcuların kollarındaki,koli bandından kesilmiş siyah bantlar ilk yarının sonuna kadar bile dayanmazken, Schalkeli futbolcuların kumaştan yapılan lastikli bantları maç sonuna kadar kollarında kaldı. Futbol takımı yöneticileri iyi niyetli davranışlarına biraz özen katarlarsa, her şey daha anlamlı ve amaca uygun olur.    Devamı

14 03 2013

'tek anormal taraf...'

tek anormal taraf... |  görsel 1

  "...onun beynini iki yüz kırk parçaya bölüp dehasına bir açıklama getirmeye çalışan kendi meslektaşları,yani bilim adamlarıydı. Hiçbir şey bulamadılar. Zaten Einstein daha önceden uyarmıştı:   -Bendeki tek anormal taraf merakımdır." * eduardo galeano*(ve günler yürümeye başladı) *      Devamı

14 03 2013

'hiç giyilmemiş...'

hiç giyilmemiş... |  görsel 1

  Efsane o ki, bir gün Hemingway, çok kısa bir hikaye yazacağı ve herkesi ağlatacağı konusunda iddiaya girmiş, sonra da bunu yazmış. Gerçekte bu kısacık hikayeyi Hemingway'in yazıp yazmadığı bilinmiyor ama olsun, efsane de 'öykü' de güzel...   ''for sale: baby shoes, never worn.'' (satılık bebek patikleri; hiç giyilmemiş)  http://ismetberkan.blogspot.com/2012/11/hemingwayin-6-kelimelik-ksa-hikayesi.html      Devamı

08 03 2013

'oku,zihnin açılır...'

oku,zihnin açılır... |  görsel 1

‘Roman genelde hetoroseksüel, şiirse tamamen...’ * “Küresel iktisatçı, örnek eğitmen değerli hocam Prof.Dr. OKTAY YENAL’ın anısına” * Eskiler, “Oku, zihnin açılır” derlerdi. Bence haklıydılar. Okudukça iç dünyam varsıllaştı, özgüvenim arttı. İş dünyasında bu yüzden daha başarılı oldum. Kitaplar yüzünden sanatı, klasik müziği sevdim. Koleksiyoner oldum, gezgin oldum. Biraz antisosyal oldum. Kitaplara daha fazla zaman ayırayım, daha fazla yazayım diye 54’ümde emekli oldum. Üslubumdan zaman zaman bir kibir dokusu sızıyorsa, kitaplar yüzündendir! * Roberto Bolano’nun yarım kalmış romanına göre (Woes Of The True Policeman), tüm edebiyat hetero, homo veya biseksüel olmak üzere üçe ayrılır. Romanlar genelde hetero, şiirse tamamen homoseksüeldir. Walt Whitman, William Blake, Pablo Neruda, Octavio Paz, Jorge Borges, Ruben Dario, Luis Cernuda, Nicolas Guillen, Vincente Alexiandre, Rafael Alberti, Blas de Otero, Gil de Biedma, Carlos Edmondo de Ory, Leopoldo Maria Panero, Pere Gimferrer, Giacomo Leopardi, Gioseppe Ungaretti, Eugenio Montale, Salvatore Quasimodo, P.P.Pasolini, Edoardo Sanguinetti, Cesare Pavese, Velimir Hlebnikov, Cesar Vallejo, Martin Adan, vs. vs. vs. homoseksüeldiler. (Barack Obama, başkan seçilmesiyle ilgili açılış töreni için gay ve Latino şair Richard Blanco’yu davet edince aklıma gelenlerden.) * “Büyük şairler için büyük okur kitlesi gereklidir.” Walt Whitman * Sanda marka kocaman bir radyomuz ve onun sağ üst köşesinde, cennet yeşili bir gözü vardı. Pazar sabahları usulca yanına sokulurdum. Güya eğlence programı olurdu. Bir kadın spiker ta-ne ta-ne konuşur derken talimat veriyormuşçasına diklenerek susa... Devamı

08 03 2013

've günler...'

ve günler... |  görsel 1

Ocak 4   Çağıran toprak   1643'te bugün Isaac Nwton doğdu. Newton'un bilindiği kadarıyla,asla kadın ya da erkek sevgilisi olmadı. Kimse tarafından dokunulmadan,bulaşıcı hastalık tehdidinden ve hayaletlerden ödü koparak bakir öldü. Ancak bu korkak beyefendi birçok şeyi araştırma ve ortaya çıkarma cesaretini gösterdi: yıldızların hareketi, ışığın yapısı, sesin hızı, ısının iletimi, ve yerçekimi kanunu;bizi çağıran ve çağırırken de bize kökenimizi ve kaderimizi hatırlatan toprağın karşı konulmaz çekim gücü.   *   Ocak 6   Bekleyen toprak   Türkiye 2009 yılında,daha önce vatandaşlıktan çıkarılmış olan Nazım Hikmet'i vatandaşlığa geri aldı ve hem en sevilen hem de en nefret edilen şairinin Türk olduğunu kabul etti. O bu güzel haberi öğrenemedi:yarım yüzyıl önce ömrünün büyük kısmını geçirdiği sürgünde ölmüştü. Toprağı onu bekliyordu,ama kitapları yasaktı ve kendisi de. Sürgündeki dönmek istiyordu:   Giderayak işlerim var bitirilecek. ... Oldum yıldızlarla haşır neşir ama sayısı bir tamam sayılamadı. Kuyudan çektim suyu ama bardaklara konulamadı.   Asla dönmedi.   *   Ocak 15   Ayakkabı   1919'da devrimci Rosa Luxemburg Berlin'de katledildi. Katiller onu dipçik darbeleriyle öldürüp bir kanalın sularına attılar. O esnada ayakkabısının teki düşmüştü. Bir el ayakkabıyı çamurun içinden aldı. Rosa ne özgürlük adına adaletin,ne de adalet adına özgürlüğün feda edildiği bir dünya istiyordu. Bir el her gü... Devamı

08 03 2013

'geldiler,çok az kaldılar,gittiler...'

Üç Şair “Onlar ki üç arkadaştılar Çocuk denecek yaşta ölümü gördüler Zaman 40’lı yıllar, yer Zonguldak Dışarda savaş, içerde savaşın rüzgârı Bir kıtlık ve yoksulluk ki o kadar olur Bir ince hastalık ki ölümün öteki adı Onlar ki üç arkadaştılar.” Üç arkadaş, üçü de Zonguldaklı; Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser. “Geldiler çok az kaldılar, gittiler...” Yılmaz Erdoğan’ın yapıtı olan film onların acılı serüvenini anlatıyor. Ne iyi bir çalışma yapmış, izlediniz mi ya da olanak olursa izleyecek misiniz? TV’ler verir mi, yirmi yaşında çekip gitmiş, genç bir şairin adını anar mı? Neyse bu işi İrfan Yalçın çok başarılı, “İlkyaz Ölümleri”yle gerçekleştirmiş... “Hem ölmekten hem yaşamaktan korktular Ve önce karanlığın içinden Yaşamın şiirini bulup bulup çıkardılar Ve nasıl ölürse bir kelebek sessiz Birbiri ardına öyle öldüler Onlar ki üç arkadaştılar Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Kemal Uluser Geldiler çok az kaldılar, gittiler.” Genç yaşta yaşama veda edenlerin şairleri nedense erkenden çekip gitmişler. Rüştü ile Muzaffer gençliklerini bitiremeden, daha nice şiirler yazacakken yaşamdan koptular. Yeri boş mu kaldı? Şiir çok, ama bu sözcüğün gerçek anlamını duyuran pek az... “Önce öksürüverdim Öksürüverdim hafiften Derken ağzımdan kan geldi Bir ikindi durup dururken Meseleyi o saat anladım Anladım ama iş işten geçmiş ola Şöyle bir etrafıma baktım Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ.” Bizler çekip gideriz, arda ne ... Devamı

20 02 2013

'buzağının yazılımı...'

buzağının yazılımı... |  görsel 1

“ Paul Jobs bir yaz Steve’i ailesinin Wisconsin’deki çiftliğine götürdü.Steve köy hayatını sevmese de bir görüntü aklında kaldı. Bir buzağının doğuşunu gördü ve o küçük hayvanın birkaç dakika uğraştıktan sonra yürümeye başlamasına çok şaşırdı.”Bunu sonradan öğrenmemişti,bu bilgi donanımına önceden yüklenmişti,” diye anımsıyordu.”Bir insan yavrusu bunu yapamazdı.Başkaları umursamasa da bana ilginç geldi.” Donanım-yazılım mantığıyla düşünüyordu.Sanki hayvan vücudundaki bir şeyler ve beyni,öğretilmek yerine anında birlikte çalışmaya başlayacak şekilde tasarlanmıştı.” * Walter ISAACSON (Steve Jobs-domingo yayınları) *  Devamı

18 02 2013

'zambak ve siklamen...'

zambak ve siklamen... |  görsel 1

bahçıvan artık yapamıyorum, dedi istifasını verdi bahçıvan siklamenlerin de yetişmesine izin verseydiniz en azından kalabilirdim o zaman öfkelendi ev sahibi:sadece zambakları severim bunun için sana para veriyorum ben bahçıvan: “yapamam”diye yineledi zambaklar mutsuz olacak siklamenler olmadan böyle işsiz güçsüz nereye gideceksin zavallı! diyerek aşağıladı ev sahibi bahçıvan: “kırlara...’’dedi * Enes KİŞEVİÇ * Çeviren: Nihan IŞIKER * [1947 yılında Bosanska Krupa’da dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini Kljucu’da tamamlamlayan Enes Kişeviç, 1971 yılında Zagreb Tiyatro ve Film Akademisi’nden mezun olmuştur. Oyunculuk kariyerine Banja Luka Devlet Tiyatrosu’nda başlayan Kişeviç, birçok ünlü rejisörün oyununda rol almıştır. Şu ana kadar on iki şiir kitabı yayımlanmış olan şairin ilk şiir kitabı 1974 yılında okuyucuyla buluşmuştur. 1980 yılında yayımlanan ‘‘Hiçbir Yerin Ağrımıyor Gibi’’ adlı kitabıyla okurların, eleştirmenlerin yoğun ilgi ve beğenisiyle kendine özgü bir yer edinmiştir. Şiirleri İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Slovence, İtalyanca, Macarca ve Türkçeye çevrilmiştir. 2003 yılında ‘‘Benim Aşkım’’ adlı şiiri, ünlü şair-eleştirmen Zvonimir Golob anısına her yıl verilmekte olan ‘‘En güzel Hırvat aşk şiiri’’ ödülüne layık görülmüştür. Hırvatistan Boşnakları Kültür Derneği Yönetim Kurulu üyesi olan Enes Kişeviç,aynı zamanda “Behar’’ adlı bir edebiyat dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Halen Zagreb’de yaşamakta, tiyatro sanatçısı olarak çalışmaları... Devamı