05 05 2014

'roman adlarından roman...'

roman adlarından roman... |  görsel 1

Selçuk ALTUN

 

*

 

‘Tek heceden mürekkep

sözcüklerle yaşamak’

*

“Özalp Birol için”

 

*

 

3301- Mart başında piyasaya

çıkan yedinci romanım,

bölüm sonlarındaki sayfalar

boş bırakılmasına rağmen 104 sayfa

sürdü. Daha doğrusu, roman oldu

kısa roman (novella). Ona u-z-u-n

ama şiirsel ad bularak sanki bir denge

kuracaktım: “Sol Omzuna Güneşi

Asmadan Gelme.”

 

Pera Müzesi’nin konuşlandığı tarihi binanın

giriş katına ilk adımımı attığım zaman,

burada ne güzel parti verilir diye iç geçirmiştim.

(Kısmet kendi kitabımaymış) Ün,

ödül veya para için yazmam! 04.03.2014

tarihinde verdiğim kokteyl ile asıl amacım,

önemli yazar, şair, eleştirmen, editör, sanatçı,

kitapçı, sahaf, gazeteci ve bibliyofil

dostlarımı bir araya getirmekti.

 

Bir arp ve flüt ikilisi partiyi varsıllaştırdı.

Hürriyet’in Kültür ve Sanat Şefi İhsan Yılmaz

sona doğru bir nüansa dikkatimi çekti.

Arpist Burcu Aygider’in “sol omzunda bir

güneş” dövmesi vardı.

Serendipity, ahhh!

 

*

3302- “Sol Omzuna Güneşi Asmadan

Gelme”yi minik torunum, bibliyofil adayı

Ali’ye ithaf ettim. Kapak desenindeki fotoğrafta,

onun sekiz aylıkken bir kitaba

odaklanmış pozu var.

 

Ali 19 aylık ve bizi

tek heceden mürekkep sözcüklerle bal gibi

yönetiyor.

 

“Yaşamı tek heceden mürekkep sözcüklerle

sürdürmek”; Elias Canetti’lik bir aforizma

olmadı mı bu?

 

*

3303- Museviler XV. yüzyılda İspanya’dan

kovulunca, “Kanetti klanı” önce Edirne’ye

yerleşti. Kanettiler soyadlarını, La Mancha

otonom bölgesindeki Canete beldesinden

ödün(ç) almışlar. Canete’nin 2012 itibarıyla

nüfusu 933; La Mancha’lı bir diğer ünlü

(kahr)amansa Don Kişot!

 

(Bir tepeye konuşlanmış olan gizemli

Canete’den bir fotoğrafın fotokopisini, gözde

yazarlarımdan Vivet Kanetti’ye verdim.)

 

*

3304- Şubat ayında film afişleri düellosu:

RECEP İVEDİK: 4 - EYVAH EYVAH: 3

 

*

3305- Artık bu ülkede duyduğum hiçbir

haber beni şaşırtamaz diyorum ve ertesi

sabah duyduğuma yine şaşırıyorum!

“Türkiye’nin en büyük kuruluşu Koç

Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa

Koç’a, Başbakan Recep T. Erdoğan ile

görüşebilmek için Kuzey Irak Bölgesel Kürt

lideri Mesud Barzani’nin aracılık yaptığını

duyunca aklıma ilk gelen.”

 

*

3306- Hınzır özdeyişler :

-Bazıları korkunç bir kişi olduğumu düşünür.

Oysa bende bir çocuk kalbi bulunur…ama masamdaki kavanozun içinde.Stephen King

-ABD başkanı olarak iki avantajım var:

maaşım dolgun ve işime yürüyerek gidip

gelebiliyorum. John F. Kennedy

 

 

-Günümüzde televizyon kavga, vahşet

ve küfür demektir – ve bunlar daha uzaktan

kumanda aletinin kimde kalacağı safhasında

karşılaştıklarınız. Donna Gephart

 

-İyi kızlar günlük tutar, kötü kızların zamanı

yoktur. Tallulah Bankhead

 

*

 

3307- Öncü film yönetmeni Federico

Fellini’nin (1920-1993) gerçekleştiremediği

bir proje, durağan fotoğraflardan mürekkep

bir film yapmaktı.

 

(Benim daha zor ama şiirsel bir projem

var: Roman adlarından mürekkep bir kısa

roman.)

 

*

3308- Küresel kültürazzi:

 

Anatole France’a kütüphanesindeki

tüm kitapları okuyup okumadığı sorulursa,

“Peki, siz mutfak dolabınızdaki nadide

tabakları her gün kullanıyor musunuz?”

dermiş. /

 

Mark Twain Amerika’yı ziyaret

etmekte olan Maxim Gorki’yi yemeğe çağırır;

onun yanındaki kadının karısı olmadığını

öğrenince daveti derhal iptal eder. /

 

 

Aziz Jerome’un Aziz Augustine’e yazdığı bir

mektup, ikincisinin eline dokuz yıl sonra

geçer. /

 

Camille Pisarro ve Alfred Sisley

nam ünlü ressamlar sefalet içinde öldüler. /

 

 

Charles Dickens ilham gelsin diye u-z-u-n

yürüyüşler yaparmış; bir keresinde yirmi

beş mil gittiği iddia edilir. /

 

 

Gustave Mahler

karısı Alma’nın Bauhaus’un kurucusu, mimar

Walter Gropius ile ilişkisi olduğunu öğrenince

konuyu irdelemek üzere derhal Sigmund

Freud’a gider. Görüşmeleri bir gün

sürer. /

 

Pers Kralı Kserkses (M.Ö. 519-465)

Çanakkale yöresinde yaptırdığı bir köprü

çökünce önce köprünün ayaklarına 300 kamçı vurulmasını ister. Derken vazgeçer,

ilgili mühendisbaşlarının kellelerini uçurtur./

 

“Hiçbir eleştirmenin heykelinin dikildiğini

gördünüz mü?” derdi Sibelius. /

 

 

Yazarların

hocası Wallace Stegner’in (1909-1983) oğlu

da yazar ve edebiyat profesörü oldu. Adı

mı? Page (sayfa). /

 

 

“Yazarları entelektüel

olmayan tek ülke ABD’dir” derdi Albert

Camus…

 

*

3309- Yoksa ben artık “küresel kültürazzi”

bulamaz duruma düşünce mi KİTAP

İÇİN’lere son noktayı (k)oyacağım?

 

*

 

3310- 06.02.2014! Bibliyofil Pelin Batu’yu

kokteylime davet etmek için telefonla aramıştım.

Geçen hafta Londra’daymış. Çıktığı

sahaf safarilerinden (Charing Cross Road,

Cecil Court…) iştahla bahsetti.

 

O sırada masamda, Cecil Court’taki sahafımdan

henüz gelmiş 1916 ürünü “The

Emigrant” (yazarı Fyodor Dostoyevski’nin

kızı Liubov F. Dostoyeskiya) duruyordu.

Bundan bahsedersem sanki inanmayacaktı.

Ben de okurumla paylaşırım dedim.

 

*

3311- Abdülbaki Gölpınarlı’ya (1900-

1982) göre Mevlâna Celâleddin’in “25618

beyitlik ‘Mesnevi’sinden başka 25000 beyte

yaklaşan büyük bir divanı vardır… Mevlâna,

divandaki şiirleri de ‘Mesnevi’ gibi

irticalen ve çoğunu bir münasebetle

söylemiştir.”

 

 

Elli bini aşkın beyit de yazsa

Mevlâna deyince aklımıza o eşsiz

hoşgörü rubaisi gelmez mi?

 

(Gene

gel, gene / Ne olursan ol / İster

kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta /

İster yüz kere tövbe etmiş ol / İster

yüz kere bozmuş ol tövbeni …

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı;

nasılsan öyle gel.)

 

*

3312- Soğuk Yazgı’dan – Kadir

Aydemir, Yitik Ülke:

Beklemek

Sürülmüş tarlalar, yılan delikleri

Dingin gölgesi bir çamın

Zamanın ısırdığı taş köprü

O ölü serçe

Boynundan bağlı bir kayık gerildiğinde

Bir çekirge cırlıyor uzak otlarda

Güneş, üzerine basıyor aç dikenlerin…

 

*

3313- Yeryüzü Korkusu’ndan – Oktay Akbal

 

4.9.1965

 

Edebiyatsızlık

 

Edebiyatı seven kalmayacak bu gidişle.

Bir şiir kitabıyla, bir öyküyle baş başa saatlerini

geçirenler parmakla sayılıyor. Yayıncılar

basmıyorlar edebiyat yapıtlarını. Nerde

on beş yıl öncesinin öyküleri, şiirleri! O

öyküleri, şiirleri yazanlar! «Ama nerde bıldır

yağan kar şimdi?» demiş Villon.

Nerde! Bir tek sözcük bazen ne çok anlamlı

oluyor.

 

 

6.8.1966

 

Sait Faik de bıkardı öykü yazmaktan

bazı zamanlar. Aylarca gezerdi boş. Bir

daha yazmayacağım derdi, kendi kendine

küserdi. İlgisizliğe, kayıtsızlığa. Sonra bir iç

deprenişi, bir başkaldırış, bir yürekleniş ya

da büsbütün kırılışla sarı bir defter, küçük

bir kurşunkalem alırdı ilk tütüncüden. O eşsiz

öyküler öyle yazıldı çoğu kez. Sait Faik

öykü yazarken önemli bir işti öykü yazmak,

öykü yayımlamak. Öyle gelirdi bana. Bugün

yok öyle biri.

 

 

22.5.1968

 

Bir şiiri şairine anlattırmayacaksın, yorumlattırmayacaksın.

O yorumu sen yapacaksın.

Ne varsa, güzellikler, duyarlıklar,

anlamlar şiirle senin arandadır. Şair çıkıp

gider şiirini bir kez yazınca. Kimse giremez

şiirle okur arasına. Nasıl inanmış kişiyle

Tanrı’sı arasına kimse giremezse, öyle. Şairi

bile giremez o şiirle senin arana…

 

 

23.6.1968

 

İşte yazarın eleştirmeciye karşı zaferi!

Sherwood Anderson diyor ki: «Öykülerimin

bir şeye benzemediğini söyleyen Mencken

on beş yıl sonra bunların güçlülüğünü ve

güzelliğini daha ilk gördüğü anda sezmiş

olduğunu yazdı.»

 

*

3314- ABD’nin bazı eyaletlerinde marijuana

satışı serbest bırakıldı. Ancak bankalar

etik(?) nedenlerle, bu tür işyerlerinin

işlemlerini kabul etmiyorlar. Daha nice alt

yapı sorunları zamanla aşılacaktır. Da, New

Jersey’deki bir dev ilan tahtasında hınzır bir

mesaj var: “Marihuana, alkol ve futboldan

daha tehlikesiz.”

 

*

3315- “İnsan alelekser (çoğu kez) başkasına

sürmek istediği çamura bulaşır.”

Cenap Şahâbettin (1870-1934)

 

*

3316- Nisan yazımda Kitabistan’ın renkli

kişilerinden Mustafa Kemal Ağaoğlu’ndan

(1939-1999) bahsetmiştim. O, YAZKO ve

BİLSAK’ın kurucularındandı. BİLSAK’ta müdürlük

yaparken telefona da bakar, açarsa

“Buyurun ben Mustafa Kemal” dermiş.

Onun görev başında olduğunu bilen muzip

arkadaşları telefon eder, “Ben Mustafa Kemal”

yanıtı alınca da, “yine Anıtkabir düştü,

pardon” deyip kapatırlarmış.

 

*

 

3317- 1960’lardan üç melodiyle yaşam

sevinci tazelemeye ne dersiniz? (Eğer açıksa)

Youtube’tan: “Daydream Believer” –

Monkees / “A Little Bit of Soul” – Music

Explosions / “96 Tears” – The Mysterians…

 

*

 

3318- “Her Güzelliğe Âşık” – İzzet Melih,

1938:

 

“Geçenlerde Kral tarafından kont unvanı

verilen Stanley Baldwin, başvekilken halka

hitaben söylediği bir nutukta demiştir ki:

‘Bize şair yetiştiriniz; zira şair cemiyete

lâzımdır; belki fen adamlarından ziyade

lâzımdır. Şeytan fen adamlarını beşeriyetin

mahvına memur etmiş gibidir; herhalde

şairler bu kötülüğü yapamazlar’.”

 

*

3319- İzzet Melih Devrim (1887-1966):

Şair, yazar ve çevirmendi. Ressam Fahrelnisa

Zeid’in eski kocası, ressam Nejat

Melih Devrim ile tiyatro sanatçısı Şirin

Devrim’in babasıydı.

 

Bon vivant, estet

ve çapkındı. Genç yaşta Fransız Reji

İdaresi’nde üst düzey yöneticiliğe yükselmişti.

 

 

Mustafa Kemal, işini terk edip

Kurtuluş Savaşı’na katılmadığı için onu

affetmedi. Soyadı Kanunu çıkınca, “Devrim”

soyadını alması bile kâr etmeyecekti.

Şirin Devrim’in anı kitabında (Şakir Paşa

Ailesi) okumuştum. Aliye Berger bir gün

kocasından kaçıp iki gözü iki çeşme ablası

Fahrelnisa’nın evine sığınır. Fahrelnisa

Hanım ertesi gün, kocasıyla kız kardeşini

bir gardırobun içinde sevişirken yakalayacaktır.

Fahrelnisa ile Aliye, Halikarnas

Balıkçısı’nın (Cevat Şakir) kardeşleriydi.

Cevat Şakir ise ilk karısını babasıyla basınca,

babasını öldürmüştü denir.

 

*

 

3320- 13.02.2014! Bibliyofil, koleksiyoner

ve usta tiyatro sanatçısı Ali Poyrazoğlu’nun

davetlisi olarak Nur’la, Juan Mayorga’dan

“Kaplumbağa”yı izlemeye Trump Towers’a

gittik. Yıldız Kenter, Göksel Kortay, İzzet

Günay ve Ahmet Cemal ile aynı sıradaydık.

Zaman tünelinde emperyalizm, faşizm

ve komünizm irdelenirken, inanoğlunun

engel tanımaz bencilliği taşlanıyordu. Ali

Poyrazoğlu’nu ilgiyle, saygıyla izledik.

 

Oyunun sonunda o, hocası Yıldız Kenter’in

(doğ. 1928) elini öperken dakikalarca

alkışlandı(lar). Kulise de davetliydim ama

ne haddime!

 

*

3321- Kitap önerileri :

 

Türkçenin Dudaklarısın Sen – Enver

Ercan, Varlık /

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Günlüğü – Haz. Ertan Mısırlı, Kaynak /

 

91 Söz – Kemal Sümer, Y Yayıncılık /

 

Kaç Yıl

Oldu? 2014 – Fırat Budacı, Mürekkep /

 

İntihar

– Edouard Leve ( Çev. Orçun Türkay),

SEL /

 

Bir Yazarın Günlüğü – Virginia Woolf

(Çev. Oya Dalgıç), İş Kültür /

 

 

Elmalar Diyarı

– John Cheever (Çev. Roza Hakmen),

Everest…

 

*

3322- “Kaç Yıl Oldu? 2014”ten – Fırat

Budacı:

 

-STV haber spikeri Asım Yıldırım,

Balıkesir’de grizu patlaması sonucu

13 madencinin hayatını kaybetmesini

Ergenekon’a bağlayalı 4 yıl,

 

-Yazar Burak Ballı, “Sustum” adlı kitabının

tanıtımı için takım elbiseyle daldığı bir

akvaryumda masaya oturarak kendi kitabını

okuyalı 2 yıl,

 

 

-Konserlerinde kadınlarla karşılıklı oynamayı

çok seven Serdar Ortaç, parmaklarını

şıklata şıklata oynarken sahneden düşeli

5 yıl,

 

 

-Erdoğan Bayraktar, “Bak samimi söylüyorum,

ama inanın bize Allah gönderiyor

parayı” sözleriyle kentsel dönüşüm için parasal kaynağı açıklayalı 4 yıl olmuş…

*

3323- Fikret Hakan (gerçek adı Bumin

Gaffar Çıtanak) 1997 ürünü, öykü kitabı

“Hamal’ın Uşakları”nı Fethi Naci’ye; “Baylan

Pastanesi’ni vurdular; bizleri artık bu

yaban kentinde, kendi hapishanelerimizde

tutmak için… Sevgiyle! Bir şeye sakin

sakin kızıp, küfretmeni özledim” diyerek

imzalamış.

 

23.04.2014, usta aktörün 80. yaşgünüydü.

 

*

3324- Prof. Dr. Halet Çambel (1916-

2014) küresel bir arkeologdu. Olimpiyatlara

katılan ilk kadın sporcularımızdandı. Katıldığı

turnuva (eskrim) sırasında Adolf Hitler’in

davetini, hükümetinin izni olmadan görüşemeyeceğini

öne sürerek reddetmişti.

 

 

Gazeteci, şair ve restoratör Nail Çakırhan’ın

(1910-2008) eşiydi. 1960 askeri darbesinden

sonra üniversiteden ihraç edildi.

 

 

Arif Keskiner onu tanırdı, “Sevgi

dolu, onurlu ve azimliydi” demişti. Arnavutköy’deki

ünlü yalısını Boğaziçi

Üniversitesi’ne bağışlamıştı. Müstesna

büyüğümüze, Boğaziçi Üniversitesi Vakfı

Mütevelli Heyeti Üyesi olarak da saygılarımı

sunuyorum.

 

*

3325- Prof. Dr. Hikmet Birant (1904-

1972), Türkiye’de bitki sosyolojisi bilim

dalının kurucusudur. Bibliyofildi, hiç evlenmemişti.

Tüm mirasını botanik dalında

eğitim görenlere bırakmıştı. Edebiyatseverler

onu yalın ama içten denemeleriyle

tanımıştı. “Alıç Ağacı ile Sohbetler” (1968)

ve “Anadolu Manzaraları” (1972) türünün

klasikleri sayılır. Üstadı zaman zaman Kİ-

TAP İÇİN’lerde anmıştım, kayınvalidemin

dayısı olurdu.

 

05.03.2014 günü Milli Eğitim Bakanımız

Prof. Dr. Nabi Avcı aradı. Onun bir bibliyofil

ve KİTAP İÇİN okuru olduğunu da vurgulamıştım.

Bir müjdesi vardı; Eskişehir’de,

43 bin metrekarelik bir alanda kurulan ve

bünyesinde 73 bin bitki bulunan botanik

bahçesinde bir kapıya Hikmet Birant’ın

adını verdirmişti. Kendisine KİTAP İÇİN

satırlarından da teşekkür ederiz.

 

 

1957 ürünü “Anadolu Manzaraları”ndaki,

Keltepe Ormanlarında Bir Gün” başlıklı

denemenin finalidir: “Artık iniyor, alçalıyor,

indikçe de karanlığa dalıyorduk. Açık bir

dönemeçte durduk, bakıyoruz: Her yer

orman; her şey o yeşil sessizlik içinde. Birbiri

ardına sıralanan, önden arkaya doğru

benizleri yağızlaşan ve ufukta akşam bulutlarıyla

bir olan tepeler hep orman. Hepsi

güzel bir akşam kokusu içinde yüzüyor,

hepsi mor bir buğunun içine gömülüyordu.

Güzel günlerin habercisi olan bu buğu

içinde gün ve orman yavaş yavaş erimiş,

akşam olmuştu…”

*

SELÇUK ALTUN

*

Kitap İçin

*

(2 Mayıs 2014-cumhuriyet kitap)

*

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz