11 09 2014

'toplum buna hazır değil...'

toplum buna hazır değil... |  görsel 1

    ALENGİRLİ ŞİİR     Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan. Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü Biraz Nietzsche biraz Kant falan karışmış belki Parlıamanet’i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı? Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı! Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı.     Ben seni severim aslında da Düzenim bozulur diye korkuyorum Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar Sinemaya gitmeye el ele tutuşmaya falan kalkarız İşin yoksa çiçek al,saç tara,parfüm sık Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı! Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma Hepsi ağzıma sıçtı.     Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil. Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim Ben seni severim sevmesine de İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim.     ALİ LİDAR   * (OT dergisi-Eylül 2014)   *      ... Devamı

19 08 2014

'şehrin kaderi...'

şehrin kaderi... |  görsel 1

@ducane (Dücane Cündioğlu) :       Bir şehrin kaderini sadece yönetenlerin ufku ve kalitesi değil,   yönetilenlerin kültür ve eğitim düzeyi de belirler. Devamı

17 08 2014

'kuralına göre yarışmak...'

'kuralına göre yarışmak...' |  görsel 1

  İsviçre'nin Zürih kentinde yapılan 22.Avrupa Atletizm Şampiyonası erkekler 3000 metre finalinde,ilginç bir olay yaşandı: Yarışın bitimine 150 metre kala Fransız atlet Mahiedine Mekhissi Benabbad,rakipleriyle arasındaki farkı hayli açmış olmasının da verdiği rahatlık ve muazzam disiplinsizlikle birden ve belki de konsantrasyon kaybıyla üzerindeki formayı çıkarıp bir yandan hemen önünde duran finiş çizgisine ulaşmak üzereyken diğer yandan da üzerinden çıkardığı formasını sallayarak zafere ulaştığından emin,sevincini gösteren hareketler yapmaya başladı. Kısa süre sonra ulaştığı finiş çizgisinde kendisini bekleyen sonuçtan habersizdi: Avrupa Atletizm Komitesi,yarış bitmeden formasını çıkaran Benabbad'nın diskalifiye edilmesine karar verdi. Oyunu kuralına göre oynamak,diye güzel bir deyim var. Modern dünyada kurallara uymadan 1.olmanın kıymeti harbiyesi,birkaç saniye sürüyor. Süpermen bile olsanız,belirlenmiş ve önceden açıklanmış kurallara uygun olarak yarışmak zorundasınız. Haaa... Bu ne saçmalık,adam aslanlar gibi koşmuş,n'olmuş formasını çıkardıysa,diyorsanız eğer; bu dünyada yer almak zorunlu değil, başka dünyalar da var. Gider o dünyada sadece kağıt üzerinde yer alan ama güçlü olanın keyfi istemediğinde uymadığı sözde kurallara göre oynayabilirsiniz. Sporda,siyasette,bilimde... Sadece küçük bir sorun yaşarsınız; kim takar? Devamı

16 08 2014

'zaten yenisinde yer yoktu...'

zaten yenisinde yer yoktu... |  görsel 1

Zaten Yeni Türkiye'de Seba'lara yer yoktu *   EZGİ BAŞARAN * Radikal/15/08/2014 * Kibardı. İyi kalpliydi. Eğilip bükülmezdi. Rüzgârın yönü sadece saçlarının yönünü etkileyebilirdi. Doğruydu. Dürüsttü. Aynı anda hem çok kalbim çarpar, hem de “Aman lütfen”, “Aman estağfurullah” sözlerini ağzımda yuvarlayarak, hepsini birbirine karıştırarak tedirginlikle yaklaşıp elini tutmaya çalışırdım. 20’li yaşlarının sonunda bir kadın olarak odaya girdiğimde ayağa kalkan bir beyefendiyle karşılaşmamıştım hiç. Ama o, beni sokağın ucunda gördüğünde müdavimi olduğu Bordo kafedeki iskemlesinden doğrulur, ayağa kalkardı. Merhaba… Hoş geldin… Elbette bana özel değildi bu hoş davranış. Sokağın başında beliren, yanına gelen, ona başıyla ya da gözüyle selam veren tüm kadınların selamını böyle alırdı. Süleyman Seba. Artık gitmiş olan Süleyman Amca. Ölüm haberini alıp hastaneye gittiğim andan beri düşünüyorum, kalbimde açılan bir boşluk var. Onu bir daha göremeyecek olmanın verebileceğinden çok daha tuhaf ve geniş bir boşluk bu. Nedir?  ** Herkesin bir dünya anısı, dostluğu vardır. Benimki öyle değil. Bana göre nasıldı biliyor musunuz Süleyman Seba… Yaşlılığından sıkıntı duymaya başlamıştı çünkü etrafına sıkıntının kırıntısını vermek istemiyordu. Çay bardağını ya da keyfi yerindeyken artık nadiren dolan rakı kadehini tutarken fazlaca titreyen elinin görülmesinden rahatsızlık duyardı. Çok gururluydu. (Siz, mesela, gurur nedir bilir misiniz, Yeni Türkiye’nin önemli görülen insanları?) Yanına, ceketi omuzlarına almış &cc... Devamı

16 08 2014

'dünyanın en büyük sahafı;strand...'

dünyanın en büyük sahafı;strand... |  görsel 1

      “New York’ta ilk fırsatta,dünyanın en büyük sahafı Strand’a (2.5 milyon kitaptan mürekkep) uğradım.Aldıklarım içinde beni en çok heyecanlandıran James Laughlin’in Edouard Roditi’ye ithaf edip, ‘Galassi’ lere diye imzaladığı 1989 ürünü şiir kitabıydı (The Bird Of Endless Time). Edouard Roditi,Balat kökenli bir Musevi yazar,şair,eleştirmen,estet ve çevirmendi.İnce Memed’in çevirmeni ve anıt yazarımız Yaşar Kemal’in ilk eşi Tilda Kemal’in akrabasıydı. Jonathan Galassi,yetkin bir şair ve çevirmendi.O artık A.B.D.’nin en prestijli yayınevlerinden Farrar,Straus and Giroux’nun CEO’sudur.(James Laughlin (1914-1997),oldukça varsıl bir Harvardlıydı ama şair olmak istiyordu.Üniversite ikinci sınıftayken şiirlerine göz gezdiren Ezra Pound ona şairliği bırakıp bir yayınevi açmasını önerdi.O şairlikten iyi ki vazgeçmedi ama Ezra Usta’nın kışkırtmasıyla günümüzün butik yayınevlerinden New Directions’ı kurdu ve yaşattı.)”   * “Yalnızca ıskalanmış kitaplardan mürekkep bir kütüphane!” * “Ruhun o zifiri karanlığında saat daima sabahın üçüdür.” (F.Scott Fitzgerald)   * “Son genel seçimde tek aday olarak katılsam bile ikinci gelebilirdim.” Büyük Britanya eski Başbakanı John Major (Özeleştiriyi okur okumaz sizin de aklınıza CHP gelmedi mi?”   * “Bibliyofil:Kitapçoksever Bibliyoman:Kitap delisi Kipliyoklept:Kitap hırsızı.   Rahip Richadr Hooper’dan 1747 tarihli bir dörtlük (çeviri:Selçuk Altun)   Bu kitabı çalma dürüst arkadaş Yoksa elinin kesilmesidir hakkı... Devamı

08 08 2014

'kokusuna sakladım...'

kokusuna sakladım... |  görsel 1

    DARAĞACI   Seni ne hisli sevdiğimi bir demet kır çiçeğinin kokusuna sakladım   İki dudağının arasına kurduğun darağacında idam edilmeye razıyım   REFİK DURBAŞ       Devamı

08 08 2014

'kendine gel...'

kendine gel... |  görsel 1

    Farkında mısınız bilmem, İşi-gücü-varoluş nedeni,vergi ödeyen yurttaşlarının güvenliğini, huzurunu,refahını ve mutluluğunu sağlamak olan ‘devlet’ organizasyonunun bizatihi kendisi tarafından; elinde silah olmayan örgütlenmeler adam yerine konulmaz,muhatap alınmaz oldu. Hani insanın, N’oluyo laaa?Anarşik mi oldun devlet efendiii,diyesi geliyor. Misal; elinde satır-bıçak beğenmediklerine bilinen yöntemlerle katleden, göçe zorlayan,kan kusturan,rehin alan adamlardan hoşgörü/anlayış esirgenmezken; işverene karşı hakkını aramaya çalışan işçilerin bu hakkı engellenir, öğrencinin,çevrecinin çanına ot tıkanır. Gerçekten titre ve kendine gel. Devamı

02 08 2014

'hayal edilmeyen dehşet yaratılamaz...'

hayal edilmeyen dehşet yaratılamaz... |  görsel 1

Mine G. KIRIKKANAT’ın Cumhuriyet’teki köşesini takip edenler,yazılarının sonundaki ‘G Noktası’nı ve genellikle A.Kadri Ergin’e ait şiirlerin ardından gelen güzel alıntıları da hatırlayacaktır.İşte onlardan bir demet…   *     “Anlaşmak için benzeşmek, sevmek için biraz ayrışmak gerekir.” PAUL GERALDY    *   “Bir gazeteci, gazetesi hakkında gizlice düşündüğünü açıkça yazıp gazetesinde yayımlayabildiği gün, basın özgürlüğüne inanacağım.” GUY BEDOS    *   “Haksızlık duygusu, haksızlığı yenmeye yetmez.” FRANÇOIS MITTERAND   *   Kin, korkağın intikamıdır.’ GEORGE BERNARD SHAW   *   “Hayal edilmeyen dehşet yaratılamaz.” ARTHUR CONAN DOYLE   *   “Kötüye göz yumarsanız, kötü sizi cezalandırır.” LEONARDO DA VINCI   *   “Aşırı sayıda insan dünyaya geliyor. Devlet kavramı bunların arasındaki gereksizler için icat edildi.” FRIEDRICH NIETZSCHE   *   “Zevk, zekâdan çok algı sorunudur.” ROCHEFOUCAULD    * “Hayranlık, cehaletin kızıdır.” CHEVALIER DE MERE   *   “Özgürlük, çok pahalı bir kazanımdır. Ya onsuz yaşamaya boyun eğmek ya da bedelini ödemek gerekir.”  JOSE MARTİ   * “Şeytana tartışmak için taviz verirsen, seni diyalektik mantıkla yenip razı edeceğine emin olabilirsin.” LUCIAN BLAGA   *    “Herkes kendi açısından haklı olabilir ama herkesin yanılması da imkânsız de... Devamı

02 08 2014

'insanlıktan çıkmak...'

insanlıktan çıkmak... |  görsel 1

    "1994 başında neredeyse bir ay kaldığım o ilk İsrail röportajı sırasında, Amos Oz ve David Grossman gibi İsrail’in önde gelen büyük yazarlarını tanımış; onlarla konuşmuştum.   ...   Grossman’la tanıdığım en ilginç İsrailli entelektüellerden biri olan Oz da, İsrail-Filistin trajedisini bana “Shakespeare-Çehov” göndermesiyle anlatmıştı. Bunu “İki tür trajedi vardır” diye açan Oz; “İlkinde, yani Shakespeare trajedilerinde, perde kapanırken sahne kan gölüne döner. Diğerinde herkes hayatta kalır ama fatura çok ağır olur” demişti. Şimdi korkunç bir kan gölüne dönüşen Gazze’den gelen haberlere baktıkça, Oz’un o sözlerini düşünüyorum. Filistinliler feci ötesi bir Shakespeare trajedisi yaşıyor… İsrail’in kaybı ise Filistin halkının uğradığı devasa zulmün yanında “hiç” gibi görünse de; “insanlıktan çıkmak” gibi müthiş ağır bir faturaya mal oluyor."   *   NİLGÜN CERRAHOĞLU   (Cumhuriyet)   *       Devamı

02 08 2014

'izan,idrak,beğeni...'

izan,idrak,beğeni... |  görsel 1

    Dücane Cündioğlu'nun twitter'da yazdığı;   "Bu ülkenin izan,idrak beğeni sahibi her yurttaşını Süheyl Bey Camii'ne yapılan şu suikastı kınamaya davet ediyorum'   mesajını okudum.   Tweet'in altında caminin restore edilmeden ve edildikten sonraki durumlarını gösteren iki fotoğraf da yer alıyordu.   Merak edenler internetten falan baksın;500 küsür yıllık güzelim caminin ne hale getirildiğine.   Bu camiyi,dünyanın sayılı metropollerinden cartcurt diyenü,sözüm ona kentli adamlar bu hale getirmiş.   Öte yandan Samsun'un Kavak İlçesine bağlı Bekdemir Köyü'nde yer alan 190 yıllık tahta camiyi gezme olanağı buldum,bayramda.   Yukarıda çektiğim fotoğrafı var.   Son tahlilde,   Kentli olmak,sadece kentte yaşamak değildir.   Köylülerden biraz estetik,izan,idrak beğeni öğrenmeye ihtiyaç var artık.   * (fotoğraf:cemedib)   *       Devamı

19 07 2014

'ilkler...?'

ilkler...? |  görsel 1

  Metin CELAL   *     İlk Türk Filmini Kim Çekti?   *     Türk sinemasının ilk filmi olarak Fuat Uzkınay’ın “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” kabul edildiğini hatırlatan Sungu Çapan “‘İlk Türk filmi’ hiç çekilmedi mi” diye soruyordu cuma günkü yazısında (Cumhuriyet, 11.07.14). Sinemamızın başlangıcı sayıp bu yıl yüzüncü yılını kutladığımız 14 Kasım 1914’te çekildiği söylenen filmin günümüze ulaşmadığını belirtip Uzkınay’ın bu filmi çekememiş olabileceğini de yazıyordu. Bu önemli iddia. Sinema tarihçileri de çoktandır tartışıyor.   Uzkınay’ı “resmen” ilk sinemacımız olarak kabul ediyoruz. Hemen tüm kaynaklarda böyle geçiyor. Bir alanda resmen “ilk” olmak için önemli bir kıstas var, “Müslüman olmak”. Örneğin ilk matbaayı İbrahim Müteferrika’nın kurduğunu kabul ediyoruz ve matbaacılık ülkemize 234 yıl gecikmeyle geldi diye yakınıp, bu inanış üzerinden kültür teorileri üretiyor, matbaanın gecikmesini cahilliğimizin temel kanıtı olarak gösteriyoruz. Oysa Gutenberg’in 1450’de Almanya’nın Mainz şehrinde metal harflerle basım tekniğini bulup ve matbaaya uygulamasından sadece 43 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk matbaa çalışmaya başlamış. Yahudi kökenli Osmanlı vatandaşlarının matbaasının İstanbul’da kuruluş tarihi 1493. 1567’de Ermeniler, 1627 yılında ise Rumlar ilk matbaalarını İstanbul’da açmışlar. Müteferrika 1728’de matbaa açtığında şehirde çalışan birçok matbaa var. Ama onların sahipleri Müslüman olmadıkları için ilk olma şerefi Müteferrika&rsquo... Devamı

09 07 2014

'Seni sevmeyen ölsün be!'

Seni sevmeyen ölsün be! |  görsel 1

    Nazım Alpman, İZ TV'de yayınlanacak olan Vedat Türkali Belgeseli'nin hazırlıkları için,Türkali ile birlikte İstanbul turuna çıkmışlar; BirGün'deki köşesinde anlatmış.   Tur esnasında Vedat Türkali'nin ilginç bilgilerle süslediği sohbeti de,güzelmiş hani:   *   -Bu Fındıklı Camii inşaatında Don Kişot’un yazarı Cervantes köle olarak çalışmıştır!   * -İşte bu Orhanlı Kışlası,  burada üç yıl hapis yattım!   *   -Bu Köprüye her girişimde içimden hep şunu geçiririm; acaba bir daha geri dönebilir miyim?   * Köprünün ortasında başını sağa çeviriyor yüzseksen derecelik İstanbul manzarasına bakarak kendi kendine mırıldanıyor:   -Seni sevmeyen ölsün be!   *   Kuzguncuk’un içinden geçerken iskelenin yanındaki küçük kahveyi kaçırmıyor Vedat Ağbi:   -Bak bu bizim Can’ın (Yücel) kahvesi!   *   -Bu Kızkulesi İstanbul’un önemli simgelerinden biridir. Ama şu ilerideki Şemsi Paşa Cami daha önemlidir. Çünkü Sinan başka ustalarla girdiği iddia üzerine bu camii plan çizmeden el ayarı göz kararı geleneği ile inşa ediyor. Çok güzel bir camidir.   * -Merih çok iyi yüzerdi. Kızkulesine kadar gider, dönerdi. Ben iskelenin direklerine tutunur, onu beklerdim. Birlikte yüzmeye korkardım.   * -Doktor Hikmet (Kıvılcımlı) birara Salacak’da oturuyordu. Hergün yüzerdi. Soğuk suyu severdi. Hapishanede de her gün sırtından aşağı tas tas soğuk sular dökerdi.   *   Yeni romanı 20. yüzyılın finali olacak: ... Devamı

03 07 2014

'Kim göndermiş bana bu çakmağı ha?!'

Kim göndermiş bana bu çakmağı ha?! |  görsel 1

  SELÇUK ALTUN   * ‘Çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları   * “Sibel Bayramoğlu’nun anısına”   *   3326- Bir İngiliz gazetesinin sanat ve kültür ekinde okuduğumu anımsıyorum. St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde mevcut beher objenin karşısında bir dakika dursanız, orada 29 yıl kalmanız gerekirmiş. Objelerin 3 milyonu izlemeye açık ve bu mega müzenin kurucusu Çariçe II. Katerina’dır (1729-1796).   O “uyanık” bir lider ve tarihin en büyük koleksiyoneriydi. 1771’de Amsterdam’daki bir müzayededen onun talimatıyla, içinde Rembrandt ve Rubens’in resimleri de olmak üzere sayısız tablo ve heykel alındı. Ancak sanat eserlerini getiren gemi Finlandiya açıklarında battı.   1999’da Finlandiyalı dalgıçlar geminin battığı noktayı saptadılar. Derken Rusya ile Finlandiya arasında bir aidiyet sürtüşmesi başladı. 243 yıllık bataktan geriye ne kalmış olabilirdi ki? Ah, evet serendipity.   * 3327- Kayser, çar, çariçe gibi unvanlar Sezar’dan türetilmiştir. Sezaryan da, Kayseri de adını Sezar’a borçludur. Niksar ise Neocaesarea (Yeni Kayseri) demektir.   AKP’nin kalelerinden Konya’nın adı ise Iconium’dan devşirmedir. O gizemli sözcük İkon ülkesi demek değil midir? Bu nedenle kentin adının eskiden Selçukya’ya değiştirilmesi önerilmemiş miydi?   * 3328- Futbol liglerimizdeki en kışkırtıcı adı sorarsanız Kayserisporlu BISESWAR derim.   * 3329- Leylâ Erbil’in evine iki kez gidebildim. Son gidişimde (2012), onun yaşadığı E... Devamı

02 07 2014

'2Temmuz'93'

2Temmuz93 |  görsel 1

“Yalnız onları değil bu tutuşturan ateş aynı yoldan geçip geliyorsak bizi de”   (Kemal Özer)   Devamı

30 06 2014

'kış uykusu...'

'kış uykusu...' |  görsel 1

  Bugün bir çok yerde ‘Kış Uykusu’ yla ilgili değerlendirme yapan yazılara  rastladım Cumhuriyet’te Nilgün Cerrahoğlu’nun yazısı,sinemada tesadüfen yanyana koltuklara düşüğü Füruzan’ın da katkısıyla,edebiyat referanslarını göstermesi açısından  İlgi çekiciydi.Ayrıca Nilgün Cehharoğlu’nun sanat,edebiyat değerlendirmelerinin asıl alanı olan politik yazıları kadar zevkle okunduğunu, bilen bilir: “Kış Uykusu, kuşkusuz ki çok güçlü, sıra dışı ve iyi bir film.  Üç saat, 16 dakika boyunca hiç sıkılmadan, ilgi ve beğeniyle izledim. Ancak “Bir Zamanlar Anadolu’da”ki gibi beynimden ve yüreğimden vurulmadım... ‘Edebiyata güzelleme!’ Filmi, sinemada tesadüfen yan yana düştüğümüz Sevgili Füruzan’la izledik.  O benim aksime “Edebiyata harikûlade bir güzelleme” olarak gördüğü “Kış Uykusu”ndan çok etkilendiğini söyledi. Çehov, Shakespeare, Dostoyevski üzerinden katman katman soyularak izlenebilen filmden, Füruzan gibi bir edebiyatçının aldığı tat farklıydı.  Hapisten henüz çıkan, Nejat İşler’in oynadığı işsiz İsmail karakterinin örneğin; “hayırsever” Nihal’in bağışladığı paraları ateşe vermesi…  Firuzan, bu sahnenin hemen Dostoyevski’nin Budala’sındaki Nastassya Filippovna’nın kendisine verilmiş olan paraları ateşe atmasına yapılan bir gönderme olduğunu söyledi.  Örnekleri böyle çoğaltmak mümkün…  Bu bağlamda “Kış Uykusu”nu, “edebiyatı”, ... Devamı