25 01 2016

"Hayat zalimdir;ama sen şefkatli olmayı dene..."

Hayat zalimdir;ama sen şefkatli olmayı dene... |  görsel 1

  Özen YULA’dan  tweet’ler…   * @ozenyula   *   Sabahın huzuru başka olur. Dünya terk edilmiş bir yer sabahları. Erkenden birileri onu devralır ve hikâyemiz başlar. Sağlıkla günaydın. * Öyle bir nokta geliyor ki affetmekle affetmemek arasında bir fark kalmıyor. Anlayın ki o zaman, bitmiş ve kendi yolunuzu çizin. * Adile Naşit'in vaktiyle oynadığı bir filmi izliyorum TV'de. Aslında filmi değil Adile Naşit'i izliyorum. O kapasitede ve sempatide biri yok! * Dünyanın terazisi hep değişir. Bunu unutmamakta fayda var. Yarına bakarak yaşayın bugünü. * Geçecek durumlara öfkelenmeyin. Dünya daha rahat yaşanacak bir yer olabilir. Prensip sahibi veya zeki olmak, suratsız olmak anlamına gelmez. * Bir sussanız duyacaksınız. Susmak sizin sessizliğinizdir. Oysa sessizlik konuşur. Ancak susunca anlarsınız. * Yaşamak bir dut ağacının gölgesine sığınmak gibi. Ama gölgelikte çok kaldığın zaman kirlenmeye başlarsın. Tabiat öyledir. Duranı kirletir. * Sevmenin farklı biçimleri var, ölçüye vurulmaz. O sebepten her birimiz kendimizce severiz. Denenlere kulak asmayın, kalbinizi dinleyin. * Şu an güzel bir şey yapmalı.Örneğin sakince Asaf Hâlet Çelebi'nin"Misafir" ya da "Nûrusiyâh"şiirlerini okumalı Rabih Abou Khalil eşliğinde. * Netameli insanlarla ömür geçmez. İnsan dediğin rahat olmalı;ferahlık vermeli karşısındakine.Bu başarılacak bir şey değil; olması gerekendir. * Bazen de yara sarılmamalı, saklanmamalı ki iyileşsin. Bazı yaralar açıkta iyileşir. * Kalp bazen sahibine rağmen kendini korumaya alır. Onun için sevin, korkmayın. Sevenden korkulmaz. * Ümmü Gülsüm'ü seviniz, Gö... Devamı

20 01 2016

"kimse ayıplamaz..."

kimse ayıplamaz... |  görsel 1

  “Ağla Samsun, ağla kimse ayıplamaz”   * Misket Elif Çongur   *   “Biz çocukken, genç ölmek meseleydi.  Çok büyük meseleydi. Genç ölümlerin öyle hemen üstesinden gelinemezdi. Hayat, öyle hiç bi şey olmamış gibi devam edemezdi. O zamanlar büyükler yas tutmayı da isyan etmeyi de bilirdi.  Biz çocukken, genç ölmek meseleydi. Çok büyük meseleydi. Üstünden atlanıp geçilmezdi. Ağır ağır yürünür;ağrısı, sancısı, acısı efendi gibi yaşanırdı. Öyle gördük. O yüzden çok derindir bizim kuşakta genç ölümlerinin bıraktığı izler.  20 Ocak 1989 günü, babamın yasını ve gözünün yaşını gördüğüm gündü. Ajansı seyrediyordu. Seyretmek olur mu ajansı alıyordu. “Şekerpancarı yüklü kamyon” diyordu ajansta. “Olacak şey değil. Facia bu” dedi babam, dondu kaldı televizyonun karşısında.  Yıkıldı demek daha doğru sanırım. Kimseciklerin ilan etmesine filan gerek yoktu, o kuşak, kendi yasını kendisi ilan ederdi. Annem hiç ellemedi, beni yanından aldı, içeri gittik.  On iki yaşındaydım. On iki yaş, ölümden konuşmak için uygun bir yaş değildi o zamanlar.  On iki yaş, ölmek için uygun bulunuyor hâlbuki bu zamanlalar. Sonradan öğrendim, o sabah Samsunspor kafilesi Malatyaspor maçı için yola çıkmıştı. Aynı sabah, aynı saatlerde, aynı şehrin takımı olan Çarşambaspor’un Diyarbakır deplasmanı için çıktığı gibi. İki takım otobüsü; yolda ara ara karşılaşıyor, otobüsten otobüse eller sallanıyor, selamlar veriliyor, şakalaşılıyordu. Sonra, yol hali, aralarına mesafe gi... Devamı

14 01 2016

"Gerçekten bu kadar çok kitap okuyor muyuz?..."

Gerçekten bu kadar çok kitap okuyor muyuz?... |  görsel 1

Gerçekten bu kadar çok kitap okuyor muyuz? *   Metin Celal *   “2015 yılında kişi başına 8 kitap düştü” haberi hafta sonu bazı gazetelerde gözünüze çarpmış olabilir. Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) yıllardır Türkiye’deki kitap üretimi verilerini açıklıyor. 2015’in verilerini de TYB ikinci başkanı Fahri Aral Çukurova Kitap Fuarı basın toplantısında açıkladı. Bu yıl toplam 620 milyon 751 bin 618 adet kitap üretilmiş. Geçen yıla göre üretilen kitap adedinde yüzde 10.6 artış olduğu görülüyor. Kişi başına düşen kitap adedi de geçaen yıl 7.3’müş, 8 olmuş. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ISBN Ajansı 2015 verilerini henüz açıklamadığı için bilemiyoruz ama yayımlanan yeni kitap çeşidinin de yüzde 9 oranında arttığı tahmin ediliyor. 2014’te 50 bin 752 çeşit yeni kitap yayımlanmıştı. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin (IPA) 2015 verilerine göre Türkiye dünyanın en büyük 11. yayıncılık sektörü ve üretilen yeni kitap çeşidinde de 11. sırada yer alıyor.  Kendimizi küçümsemeyi severiz. Sevindirici rakamlar söylendiğinde inanmaz, kuşkuyla yaklaşırız. Yayıncılık verileri konusunda bu kuşku dönemini aştığımızı umuyorum. Şimdi kötümserler daha ayrıntılı sorular sormaya başladılar. 620 milyon kitabın 238 milyonunun ders kitabı olduğu, bunların kitaptan sayılıp sayılmayacağı sorgulanıyor örneğin. Tüm dünyada yayıncılık verileri hesaplanırken ders kitapları da dahil ediliyor. Çünkü eğitim yayıncılığı yayıncılık sektörünün temel taşı. Üstelik insanların çoğunun öğrenmek amacıyla kitap okuduğunu söylediği göz ön&uu... Devamı

25 12 2015

"Sezen Aksu yazıyor..."

Sezen Aksu yazıyor... |  görsel 1

    SEZEN AKSU       “Bir yol var: Yaşamak ve yaşatmak..”   İzmir’deyim. Gözümü annemin üzerinden ayırmadan oturuyorum. Dayımın tabiri ile “bağ arası” gözlerini araladığında içim taşarak... Biraz evin havasından, biraz da saksıyı durduramadığımdan pek konuşmak gelmiyor içimden. Bir haber kanalı sürekli açık. Kaygılıyım, acı çekiyorum. Annem için... Memleketim için... İkisi tuhaf bir şekilde birbirine karışıyor. Telefon çalıyor. Ülkenin bu çok zor ve sert gündeminden payını orantısız alan Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun, “Röportaj yapabilir miyiz?” diyor. Durumumu anlatıyorum. Ama mevcut koşullarda kafamı toparlayabilirsem, bir yazı yazabileceğimi söylüyorum. Her zamanki kibarlığı ve anlayışıyla, “Elbette” diye cevap veriyor. Aşağı yukarı neler sormak istediğini soruyorum. Kırık dökük bir ses tonuyla “özetle biz nereye gidiyoruz böyle”yi içeren ve içimi titreten ifadelerle anlatıyor derdini... İnsanlığın köprüden atlayışı Telefonu kapatır kapatmaz, olayın gerçekleştiği günden beri yakamı bırakmayan o kısa not, beni ele geçiriyor yine. Hatırlayanlar, bilenler vardır. Doğu’da ve Güneydoğu’da araştırmalar yapan sosyolog Dicle Koğacıoğlu’nun kendini Boğaziçi Köprüsü’nden atarak intihar ettiğinde bıraktığı not: “Annem, babam, kardeşim. Beni affedin, çok acı var. Dayanamıyorum.” Ne oldu, ne gördü, neye dayanamadı da gencecik bir kadın kendini Boğaziçi Köprüsü’nden atacak hale geldi? Ardından yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla enerjik, coşku dolu bir insanken... Moda tabiriyle sözde değil özde, büyük bir gönül bağı... Devamı

24 12 2015

"Bibliyofilleştirebildiklerimizden misiniz?"

Bibliyofilleştirebildiklerimizden misiniz? |  görsel 1

  Selçuk ALTUN * Kitap İçin * Cumhuriyet Kitap (Eylül 2015) *   Bibliyofilleştirebildiklerimizden misiniz? İstanbul Art News’ın edebiyat ekine yazdığım yazıda (Nisan,2015) “bibliyofil” sayılmak için 15 koşul sıralamışım:   1-Bibliyofil nitelikli bir tutkun okurdur. 2-Bibliyofil için okuduğu kitabın sahibi olmak elzemdir. 3-Her bibliyofilin bir kütüphanesi vardır,gerçek bibliyofil kütüphanesinin niceliği yerine niteliğiyle övünür ama beş binden aşağı kitabı olmamalıdır. 4-Bibliyofil kitap seçmek için dergi,internet ve tüyo dahil bilumum ortam olasılıklarını kullanır;sahaf ziyaretleri önemlidir. 5-Sahafiye dünyasında gizemli kavramlardan biri ,”Serendipity” dir.Farsça kökenli sözcük,bir güzeli ararken diğerine ulaşmak anlamına gelir.Bibliyofil “Serendipity safarileri”ni aksatmaz. 6-Bibliyofil,sahip olmaya karar verdiği kitabın sipariş safhasından eline geçmesine kadar tüm sürecin keyfini çıkarmasını bilir. 7-Bibliyofil,nitelik koşulunu göz ardı etmeksizin;imzası,çıktığı kitaplığın önemi (ex libris),cildi,kapağı,adı,resimleri,fotoğrafları,kitabın açılış cümlesi,yorgunluğu hatta hüzünlü kokusu aşkına kitap alabilir. 8-Bibliyofil,”Bu kitapların hepsini okudun mu?” türünden talihsiz sorulardan çok rahatsız olur.Bibliyofil olmayan bir kişinin bibliyofile kitap armağan etmeye kalkışması skandal sayılır.İnkar edebilir ama bir bibliyofil için en değerli kitap,henüz ele geçiremediğidir. 9-Kütüphanesi,bibliyofilin ailesi gibidir.Oradan bir kitabın,geçici olarak çıkmasını dahi hoş karşılamaz.Gerçek bibliyofil kitaplarını,onları en iyi şekilde koruyacaklara bırakmalıdır... Devamı

23 12 2015

"bir bibliyofilin tedirginliği..."

bir bibliyofilin tedirginliği... |  görsel 1

      “Bir bibliyofillik tedirginliği; Thomas Bernhard’dan daha çok seveceğim bir yazar; Oktay Rifat ve Louise Glück’ten daha çok seveceğim bir şair varsa ve onu henüz bulamamışsam, daha acısı bulamayacaksam…”   * Selçuk Altun * Kitap için * Devamı

15 12 2015

"indir kepenklerini kahvecibaşı..."

indir kepenklerini kahvecibaşı... |  görsel 1

    Salah BİRSEL’in “SALAH BEY TARİHİ” ismiyle yayımlanan ve beş kitaptan oluşan denemelerini,biliyorsunuzdur;   *Kahveler Kitabı *Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu *Boğaziçi Şıngır Mıngır *Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi *İstanbul-Paris   Şair,yazar Onur Caymaz twitter hesabından,Salah Birsel’in Samim Kocagöz’e yazdığı ve “Kahveler” kitabına isim bulma sürecini anlattığı mektubunu paylaşmış:   @OnurCaymaz :   “Bak Salâh Birsel bir isim bulmak için ne çok uğraşmış, ne seçmiş sonunda.”   &         Ankara,6 Eylül 1973     Samim (Kocagöz) Merhaba, Ören’de edebiyat kahveleri üzerine yazdığım kitabın kabasını aldım. Şimdi eksikleri bütünlüyorum.Bir de yazılanları yeniden elden geçirmek gerek. Kitaba ne ad koyacağımı bilemiyorum.Her gün yeni bir ad buluyorum. Ertesi gün de onu beğenmiyor yenisine yöneliyorum. Bugünkü ad:Ah Kahve Vah Kahve. Bugün için gönlüm buna pek yattı.Yarın ne olur bilemem. Dün:Hoşça Kalsın Kahveler. diyordum. Evvelsi gün:Sıcaktır Kanı Kahvenin. Daha evvelsi gün:Şiir Astım Kahveme. Daha daha evvelsi gün:Kahveciye Hampir. Daha daha daha evvelsi gün:Korkunç Kahveler Korkunç Ozanlar. Geçen haftanın adları ise şöyle: İstanbul Kahve Kahve, 1001 Kahve Öyküleri, Daracık Daracık Kahveler, Kahveleme, Yeni Zaman Ozanları Eski Zaman Kahveleri, Kahveler Şiir Yazar, Kahve Kahve Kahvece, Kahve Ozan Yanyana, İndir Kepenklerini Kahvecibaşı, Güle Güle Geldim Kahvenize. Geçen ayın adları ise şöyle: Cezve Ç... Devamı

07 12 2015

"rahatlık hissedersin..."

rahatlık hissedersin... |  görsel 1

Çalışkanlara bir ‘duvar yazısı İşadamı Erol Tabanca, İzzet Çapa’ya anlatmış: “İsveç’te bir duvar yazısında görmüştüm. “Bu işyerinde iş kotarmak, siyah pantolon giyerken altına işemeye benzer. Durumu kimse fark etmez ama sen işeyince büyük bir rahatlık hissedersin.” & 7 Aralık 2015 Cumhuriyet Duvar Yazıları & Devamı

02 12 2015

"bi huzur verin..."

bi huzur verin... |  görsel 1

      Hava yine kurşun gibi ağır. Can Dündar ve Erdem Gül’ün takas köprüsü olmayan “casusluk” iddiasıyla 26 Kasım 2015 tarihinde tutuklanmasının ardından, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi de 28 kasım 2015 tarihinde tetiği tetiğini kimin çektiği belli olmayan bir tabanca ve çekirdeği bulunamayan bir mermi ile öldürüldü. Rusya’ya ait savaş uçağının düşürülmesi ile başlayan gerilimin nerede duracağı belli değil. Analistler yazıp çizecektir olan biteni, Payımıza düşen,anlamaya çalışmak ve huzursuz bacak sendromlu hayatımıza devam etmek.           Devamı

11 11 2015

"efradını cami ağyarını mani..."

efradını cami ağyarını mani... |  görsel 1

    Selçuk Altun’un Kitap İçin yazılarından birinde rastladım; Samsunlu şair,çevirmen Tozan Alkan’ın “Çeviri Dedikleri” isimli kitabına. Mu yayınlarından çıkmış.Biraz da duygusal sebeplerle aldım hemen. 120 sayfalık,çeviriyle ilgili düşündüren kısa kısa görüşler. Yazarın kendi ifadesiyle: “Çevirmenlerin ve çeviriye kafa yoranların çeviri hakkında ne düşündüklerini merak ettim araştırdım. Çeviriyle ilgili ne demişler,çeviriyi nasıl tanımlamışlar vb…” Küçük Prens kitabı üzerindeki telif kalkınca,ortada farklı yayınevlerinin elinden çıkmış yeni baskıları dolaşmaya başladı. Elbette güzel bir şey. Ama yayınlanan kitapların ne kadar aslını yansıttığı konusunda rivayet mevcut. Bu da çevirmenin sadakati ve yetkinliğinden sanırım. Böyle olunca çeviri kitaplarda,çevirmen adına da dikkat edilmeye başlandı. Sonuçta çevirmenin değil,yazarın düşüncelerine ulaşmak için okunuyor kitaplar. Kitap önsözden itibaren merak uyandırarak başlıyor: * “Tanımın tanımını,”efradını cami,ağyarını mani” olarak yaparlar. Efrat fert’in çoğulu. Ağyar ise “başkaları,yabancılar” demek. Sözün anlamı şu: Tanıdıkları içeren,yabancıları dışlayan. … Çeviri sözcüğünü ilk Nurullah Ataç kullandı.Dilci Ataç bile emin değildi bu sözcüğün tutup tutmayacağına. Şöyle diyordu tercümeye ilişkin: “Tercüme yerine çeviri,çevirim gibi bir sözcük bulsak,nasıl diyorlar?...Uydursak daha iyi olacak ya,kızarlar gene.”Anlamıyoruz” diye tuttururlar, benim de sinirlerim bozulu... Devamı

26 10 2015

"vay be,ne adammış..."

vay be,ne adammış... |  görsel 1

      “İçerden kuşatılan kurumlaşmalar…”   * Ahmet CEMAL * 26 Ekim 2015 * Cumhuriyet * Sabahattin Eyuboğlu yaklaşık 60 yıl önce bir denemesinde özetle şöyle yazmıştı: “Ülkemizdeki kurumlaşma girişimlerinde en sık rastlanan hastalıklardan biri de ne yazık ki ‘benlik davası’ gütme tutkusudur. Olumlu bir amaç, bir imece için beş altı kişi bir araya gelmeye görsün, günün birinde aralarından benlik davası güden biri çıkar ve her şeyi bozmaya, yıkmaya koyulur…” Aradan geçen yıllar içersinde bu hastalık ülkemizde, azalmak bir yana, iyice yaygınlaştı. Neredeyse aydınlarımız(!) çoğaldıkça, daha bir “kurumlaşamaz” olduk. Bütün bunları, geçenlerde benimle dertleşmeye gelen bir genç dostumun anlattıklarını duyunca, bir kez daha düşünmeden edemedim.  Gerçek bir aydın olduğuna kesinlikle inandığım bu genç dost, 3-4 yıl önce İstanbul’da inandığı yol arkadaşları ile birlikte düşüncede yoğunlaşmayı, düşünce eğitimini, sanatın her alanında eleştirel düşünmenin önemini, her alanda özgürlüğü ve her şeyden önemlisi, “Aydınlanma” ilkesini mesele edinen bir atölye, bir imece odağı kurmuştu. Ama şimdi, bir zamanlar gözbebeği olan bu kurumla arasına artık bir “mesafe” koymuştu. Çünkü yaklaşık iki yıllık çok verimli bir imece atmosferinin ardından, Sabahattin Eyuboğlu’nun bir zamanlarki uyarısı bir kehanete dönüşmüş, bir iki benlik davası heveslisi o kurumda da ortaya çıkarak kendi “Ben”lerini, ne pahasına olursa olsun “bir şey olma” heveslerini atöl... Devamı

22 10 2015

"bir tılsımı vardır hayatın..."

bir tılsımı vardır hayatın... |  görsel 1

  Bir tılsımı vardır hayatın   *   Çetin ALTAN * 05.09.2012 * Milliyet   *   Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında: - Önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti... O sırdaşlık. O iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları... Hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü, saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka türlüdür. * * * Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken, efkârlı içtikleri ilk paket... Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır. Gerçi kız da seviyordur kendilerini. Ama... Hayatın bir tılsımı vardır o “ama”da... Yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... Öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakamayacaklardır. * * * Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. Gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri... * * * Ya erkekler... Kaybetmeye görsünler o tılsımı. Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... Kumar bir tılsım dopingidir. Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara... * * * Bir tarihte Monte Carlo’daydım. Pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar, sarkık gerdanlarıyla hayatlarının son tılsımını arıyorlardı yeşil çuhalarda... Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zapt edilme... Devamı

22 10 2015

"enseyi karartmayın..."

enseyi karartmayın... |  görsel 1

Çetin Altan hayatını kaybetti. 88 yaşındaymış. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmış olmasına rağmen, Çetin Altan Milliyet’le anılan bir yazardı ve cümlelerinin kalitesi,standartların üzerinde, her köşe yazısı birer deneme niteliğindeydi. “Yazı”yı ve “yazı adamlığı” nı önemsediği,savsaklamadığı o kadar belliydi ki. Büyük Gözaltı ve Viski en çok bahsedilen kitapları olacak belki ama, kaybedip sonra yenisini bulamadığım “Nar Çekirdekleri” favorimdi. Son büyük yazardı belki de. Hürriyet Gazetesi,Çetin Altan’ın hayata bakışını yansıtan sözlerini derlemiş. Nur içinde yatsın. *   Başarı yalan söylemek zorunda kalmadan yaşayabilmektir. İnsanlar değerli olmayı unuttular, önemli olmaya çalışıyorlar. Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra, ya da hayallerdeki ümittir. Hüsranı ise bir tek yerde kabul ediyorum. Yaşamak mümkünken yaşamamış olmakta. Politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir. İyi yaşamak zamanı olanaklar çerçevesinde en unutulmaz bir tat içinde.  Mutluluk sevdiğinle zamanı unutmaktır. Neyi merak ediyorsan, o önemlidir hayatta. Merak etmediğin şey görünmez sana. Yazı dediğin, 100 sene sonra birileri baktığı zaman sana ‘dangalak’ demesinler diye özenle yazılmalıdır. Uydurunuz. Uydurdukça dünya ile belki daha kolay anlaşırsınız. Nasıl olsan onun için de ‘yalan dünya’ diyorlar. Ama unutmayın ki, uydurma gereği duymayanlar için de ‘adam’ diyorlar. İnsan gerçekleşmeyecek şeyi düşünemez. Kristof Kolomb mutlu olsa denizlere açılır mıydı... Devamı