12 10 2015

"memlekette genç olmak..."

memlekette genç olmak... |  görsel 1

  Tuna Kiremitçi     ‏@140darbe  :   Türkiye'de gençlik hayatın altın çağı değil maalesef. Kazasız-belasız atlatılması gereken bir badire. Devamı

12 10 2015

“Cenazesini bulabilenin sevindiği ülke”

“Cenazesini bulabilenin sevindiği ülke” |  görsel 1

  “Cenazesini bulabilenin sevindiği ülke” & Gazeteci İlhan Taşcı, saldırıda yaralananlara kan vermek için gittiği hastanede kuzeni Şirin Kılıçalp’in de öldüğünü öğrendi. Taşcı, yaşadıklarını kaleme aldı. & Saldırının olduğu yerde dolaşıyorum yerlere bakmamaya çalışarak. Çevredeki arabaların üzerlerinde insan dokuları, parçaları. Polisiye çok olay izledim, çok ceset gördüm, deprem gördüm orada fark ettim ki, ben hiç savaş meydanı görmemişim. Evet evet orası olay yeri değil kanlı bir savaş meydanı… Sırtımı döndüm meydana Numune Hastanesine doğru yürümeye başladım. Yüz bilemediniz iki yüz metre yürümüştüm ki bir taksici arabasını kenara çekmiş. Mavi bir kovadaki suyla arabasının lastiklerini parlatıyor. Durmadım üstünde. Az sonra karşımdan bir çift geldi selfi çekiyorlardı. Saçları briyantinli oğlan kendince kıza hava atıyordu “Bi de bomba patlıyor gibi çekelim mi?” Yokuşu çıktım. Numunenin önünde kan verme sırasını bekliyorum. Tam orada gördüm eski ahbabım Ömür’ü. Kimin yaptığını, niye yaptığını, kaç evin yangın yerine döndüğünü konuşuyoruz. Ömür “sosyal medyada neler söyleniyor kim bilir” dedi. Merak bu ya ben de cep telefonumdan twitterıma baktım. Gördüğüm ilk mesaj kuzenimin attığı “Halamın kızı Şirin Kılıçalp saldırıda hayatını kaybetti…” oldu. İşte orası zaman durdu dedikleri yerdi. İşte orası yer kürenin ayaklarınızın altından kayıp sizi bir boşluğa bıraktığı zemindi. İşte orası sizin donakaldığınız andı. Önlerinden şaşkın şaşkın defalarca gelip geçtiğim birbirlerine sarıla sarıla ağlaşan, ağıtl... Devamı

08 10 2015

"DNA Tamircisi..."

DNA Tamircisi... |  görsel 1

    Dün 2015 Nobel Kimya Ödülü’nün açıklanması ülkede bir heyecan dalgasına neden oldu. Normal koşullar altında günlük siyasetin kısır tartışmalarından başımızı kaldırıp ilgilenmeyeceğimiz bir ödülün ilgimizi çekmesinin nedeni, Ödüle layık görülenin bir Türk olmasıydı. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi,İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından 2015 Nobel Kimya Ödülünün sahibi olarak isimleri açıklanan üç bilim insanı arasında Prof.Dr.Aziz Sancar ismi de yer alıyordu. Orhan Pamuk’un 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün alması da büyük bir başarıydı ama çorak bilim topraklarını yeşertme umudu adına, bu ödül önemli bir motivasyon. Ayrıca ödül sahibi Prof.Dr.Aziz Sancar’ın, bize çok benzeyen hatta birçoğumuzdan daha zorlu ortamda geçtiği anlaşılan hayat hikayesi, İçinde bulunulan koşullardan azade olarak çalışmak ve azimle uzun yollar kat etmenin mümkün olduğunu vaat ediyor. Mardin Savur’dan,ana babası okuma yazma bilmeyen 8 çocuklu aileden ve ortaöğretimini Savur’da okumuş biri olarak çıkıp, dünyaya kendini bilim adamı olarak kabul ettirmek…Arkasından Nobel ödülü almak,büyük iş,biyografisi okullarda okutulsa keşke. Yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı, Şener Şen ve Meltem Cumbul’un başrollerinde olduğu “Gönül Yarası” filmindeki diyalogu hatırlarsınız. Aynur Doğan’ın söylediği Kürtçe türküye ağlayan Dünya’ya (Meltem Cumbul) Nazım (Şener Şen) sorar: -Kürtçe biliyor musun? +hayır -o zaman niye... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-5...'

romanımızda kurtuluş savaşı-5... |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Anadolu çocuklarının coştuğu gün Cumhuriyet dönemi romancıları kurtuluştan kuruluşa uzanan süreci tüm yanlarıyla irdelemişlerdir.   1920’lerden 1980’lere, romancılığımızın yaklaşık 60 yıllık döneminde ürün veren yazarların yapıtlarına bir biçimde dönemin her bir aşaması konu olarak yansımıştır. Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek (1922) romanını bir başlama noktası olarak alabiliriz. Anılarında dile gelen tanıklığın bir başka boyutudur Türk’ün Ateşle İmtihanı (1928) ile romanına yansıyan... Ardından Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sodom ve Gomore, 1928), Reşat Nuri Güntekin gelmektedir. Bu sürecin tanıklığını yapan romancılar, ağırlıklı olarak işgal, isyan, ayaklanmalar ve kurtuluşa giden yolun serüvenini işlerler. “Erken Cumhuriyet” dönemi romanının kurucularının yaşanan toplumsal olaylara bakışında çağını yansıtmak başat öğedir. Halide Edip, Vurun Kahpeye’de (1926), Reşat Nuri, Yeşil Gece’de (1928), Yakup Kadri, Yaban’da (1932) dönemin çarpıcı gerçeklerini konu edinmektedir. Uyanış düşüncesiyle birlikte; yurt/vatan/ulus, kurtuluş, millî mücadele bilinci, yaşanan sıcak dönemin (1918- 1922) gerçeklerinde kendini bulur; romancıların romanlarının da neredeyse ana konusudur. Cumhuriyet dönemi romancıları kurtuluştan kuruluşa uzanan süreci neredeyse tüm yanlarıyla irdeleyip yansıtmışlardır romanlarına... Tarihsel toplumsal dönemin getirdiği en temel sorunlar, siyasi, ekonomik ve tarihsel olaylar enikonu romanlarının ana konusu olmuştur.   Tahir ve Karakoyunlu Bu bağlamda Kemal Tahir yeni bir bakışla romanlarını kurmaya yönelir. Geliştirdiği tezler ekseninde kurar her birini... İşgal İstanbul’unu... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-4'

romanımızda kurtuluş savaşı-4 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Tarihi sorgulayan roman Ahmet Altan, “Kılıç Yarası Gibi”, “İsyan Günlerinde Aşk”, “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanlarında, tarihsel bir zamanın sorgulamasına yönelir.   oğaldır ki; romancı birçok konuya, temaya ilgi duyar; her birini de romanında şu ya da bu biçimde işler. Eninde sonunda ilgi duyduğu, bildiği veya yansıtmak istediği gerçek/gerçeklikler dizisi, onun, ‘romancı muhayyilesi’ dediğimiz şeyin süzgecinden geçerek biçim alır. Örneğin; Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda İzmir Suikastı Olayı’nı konu edinmişti. Ondan yirmi yıl sonra, aynı konuyu, daha başka bir boyutuyla, Üç Aliler Divanı’nda Yılmaz Karakoyunlu işledi. Hem bakış açıları, hem de anlatım biçemlerinin farklılığı, hem de dünya görüşleri romanda yansıtılan dönemi ve gerçeklikleri farklı bir boyutta ele almalarını sergiliyordu. Denilebilir ki; romancının dünyası hayatın her bir gerçeğini alımlamaya, biçimlendirmeye, yani gerçeği yeni bir şeye dönüştürmeye açıktır. Öyleyse; bir romana, roman gibi bakmak, bunu da romanesk özellikleri içinde değerlendirmek gerekiyor. Romansal hakikat Ahmet Altan, bir üçleme olarak nitelendirebileceğimiz “Kılıç Yarası Gibi”, “İsyan Günlerinde Aşk”, “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanlarında, tarihsel bir zamanın sorgulamasına yönelir. Romanesk bir yapı içerisinde öyküsünü kurarken, anlatıcının bakışı/yorumu/tanıklığıyla Osmanlı’nın çöküşüne ayna tutar. Dahası onun sorgusundaki kurgunun aydınlatıcı yanlarını da buluruz. Romancının (tarih) bilinci/ bakışı, hem yaşanan/geçen tarihe ... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-3'

romanımızda kurtuluş savaşı-3 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı       Roman, tarihi değiştirirse ne olur? Yazar Buket Uzuner’e göre tarihle edebiyat arasında ince bir çizgi var. Uzuner, “Tarihçi kurguya, romancı da tarihe gereğinden fazla girerse tarih kurgu, roman tarih olur ve kurur kalır” diyor.   Anadolu romanından söz ettiğimizde ilkin Karabibik (1890, Nabizade Nazım, 1862-1893) ile Küçük Paşa’yı anar (1910, Ebubekir Hazım Tepeyran, 1864-1947), hemen yanıbaşlarına da Yakup Kadri’nin (1889-1974) Yaban’ını (1932) yerleştiririz. Romancının Anadolu’ya bakışı, bu eksende de Anadolu insanının gerçekliğinin romanda dile getirilişine bir milat olarak kabul edilir bu üç yapıt... Oysa biliriz ki; Refik Halit Karay (1888-1965) Memleket Hikâyeleri’yle (1919) yepyeni bir adım atmıştır. Anadolu’yla yüzleşmesinin tanıklığını getirir bu öykülerinde... Sadri Ertem (1900-1943) Bacayı İndir Bacayı Kaldır’daki öyküleri (1928) ve Çıkrıklar Durunca (1931) romanıyla Anadolu gerçekliğini eleştirel bir bakışla anlatmayı yeğler. Sabahattin Ali (1907-1948) ise Dağlar ve Rüzgâr, Değirmen, Kağnı, Ses (1934-37) öykü kitapları ve Kuyucaklı Yusuf (1937) romanıyla gerçekçilik duygusunun yansılarını içeren bir boyutu yakalar Anadolu insanını anlatmada... Romanı da biçimledi Gelinen bu noktada gözlenen şudur: Osmanlı’nın 19. yüzyılı, çözülmeyle, toprak kaybıyla birlikte; anayurt/yurt/ ulus/dil/milliyetçilik gibi kavramların gündeme geldiği bir dönemdir. “Ulus” inşa etme süreci, romancılığımızın biçimlenmesinde de etkin olmuştur. Ayrıştırdığımız şu dönemlerde: 1922-1928: Kurtuluş’un tanıklığı 1930-1940: Kuruluş’un yansıları ... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-2'

romanımızda kurtuluş savaşı-2 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Roman, tarihe tutuldu Yaklaşık bir buçuk asırdır roman yazılıyor bu topraklarda ama özellikle son dönemde romancılarımız giderek daha çok tarihe, tarihsel olaylara yöneliyor. İyi-kötü, bu ülkede, 1871’den beri roman yazılıyor. Son yıllarda da öncelikli bir yazın türü olarak hep gündemde oldu. Yeni romanlar, yeni romancılar uç verdi. Bu süreçte, pek çoğumuzun ilgisini çekmeyen bir yan vardı: Romancılarımızın giderek tarihe, tarihsele yönelik ilgileri... İşte 1990 sonrası yayımlanan romanlardan bir dizi: Salkım Hanım’ın Taneleri (1990), Üç Aliler Divanı (1991), Güz Sancısı (1992) Yılmaz Karakoyunlu; Ateşi Yakanlar (1992) Faik Baysal; Bir Gün Bile Yaşamak (1992) Orhan İyiler; Yüz Uzun Yıl (1993) Şemsettin Ünlü; Zaman Yeli (1995) Gürsel Korat; Yitik Ülkü (1995) Erol Toy; Puslu Kıtalar Atlası (1995) İhsan Oktay Anar; Yıldızsayan (1996) Haldun Çubukçu; Engereğin Gözündeki Kamaşma (1996) Zülfü Livaneli; Pinhan (1997) Elif Şafak...   Tarihe yoğun ilgi Kuşkusuz bu yönelimin roman tarihimizde daha öncesi de var. Yazınımızda tarih-roman ilişkisinin roman tartışmalarında gündeme gelmesi Kemal Tahir’le, özellikle Devlet Ana’nın 1967’de yayımlanmasıyla başladı diyebiliriz. Kemal Tahir’in bu çıkışında uçlandırdığı “Türk insanının romanını yazma” savı ise birçok yanıyla eleştirilmiştir. Kemal Tahir, tarihe yöneliminin nedenini şöyle dile getirir: “Biliyorsunuz, yeterli tarihsel, sosyal, ekonomik araştırmalar yapılmamıştır bizim memlekette... Yapılmışsa bile kolayca ele geçmez, dağınık yapılmıştır. Bunları toplayıp, bunlard... Devamı

18 09 2015

"romanımızda kurtuluş savaşı-1"

romanımızda kurtuluş savaşı-1 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı   * Yazar gözüyle Milli Mücadele Çöküşün, işgalin, millî mücadelenin, savaşın ve kurtuluştan kuruluşa geçen sürecin gerçekliği, yeni kuşak romancıların da ilgisini çekmekte. Bu dizide öne çıkarmak istediğim dört romancının (Şemsettin Ünlü, Ahmet Altan, Buket Uzuner, Ahmet Ümit) tarihsel romanlarında gözlediklerimiz de budur.   Romancıyı tarihçiden ayıran en temel yan; olguların neden/ niçinlerini araştırmak, doğurduğu sonuçları göstermek değil; tam tersine kurgulayarak yeni bir bakış/yorum getirmektir o dönemsel gerçekliklere... Burada “tarihi” olanla “tarihseli” ayıran ince çizgi şudur: Tarihi roman yazan, kronolojik tarihten beslenir, tarihsel kahramanları olay ve durumları gerçek kılarak; hatta zaman zaman da abartarak anlatır. Oysa tarihsele başvuran romancının çıkış noktasında, kendi yarattığı insan, tarihsel gerçekliklere kendi bakışı/yorumu ve estetik anlayışı egemendir. Bu dizide öne çıkarmak isteğim dört romancının (Şemsettin Ünlü, Ahmet Altan, Buket Uzuner, Ahmet Ümit) tarihsel romanlarında gözlediklerimiz de budur. Tarihi ile tarihsel Tarihten söz eden, tarihi bir fon olarak kullanan ya da tarihsel olaylar/ kişiliklerden yola çıkarak bir roman dünyası yaratmaya çalışan romancıların önemli bir bölümü “dönem romanı” yazmak için yola çıkmıştır. Burada “tarihi” olanla “tarihsel”i karıştıranlar olduğu gibi tamamen ayırıp tarihi bir araç kılan, bunun üzerinden yaşanan güne/zamana göndermelerde bulunan bir bakışı kuşananlar da vardır. Örneğin; Abdullah Ziya Kozanoğlu, Oğuz Özdeş, Bekir B&... Devamı

04 09 2015

"Çığlık!"

Çığlık! |  görsel 1

    Ülkeleri iç savaş çıkmazında yerle bir edilen, Kendilerine yeni bir yurt,çocukları ve ailesi için yaşanacak yeni bir hayat alanı arayan Suriye vatandaşı 16  göçmen,2 Eylül 2015 Çarşamba günü; Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Aspat mevkiinden, Yunanistan’ın İstanköy/Kos adasına gitmek üzere,ellerine düştükleri insan tacirleri tarafından bindirildikleri botla uluslararası sulara açıldılar. İstanköy (Kos),daha uzaklara gitmek için varılacak ilk yerlerden biriydi onlar için.Kaçak gitmekten başka çareleri yoktu. Üzerlerinde tehlike anında onları suyun üzerinde kalmalarını sağlayacak ne bir can simidi ne de başka bir şey vardı. Küçük botta 16 göçmen…İnsanca yaşanacak bir hayat umuduyla açıldılar. Fazla devam edemediler. Bot battı,12 kişinin cesedi sahile vurdu. Dalgalar ölü balıklar gibi sürükledi onları kıyıya. Nilüfer Demir, Doğan Haber Ajansı Bodrum muhabiriydi. haberi  alınca olay yerine gitti. Sahilde, kumların üzerinde, üzerinde küçük bedeninin beline kadar sıyrılmış kırmızı bir tişört,lacivert şort ve ayakkabılarıyla, başını sanki yastığa koymuş gibi… sanki uyurken  başını diğer tarafa çevirmiş gibi… sanki etraftaki jandarma,gasteci falan filan seslerinden rahatsız olup da uyanacakmış gibi yatan.. 2 yaşındaki Aylan Kurdi’nin  dünyayı sarsacak cesedine doğrulttu fotoğraf makinesinin deklanşörünü… Nilüfer Demir anlatıyor: “Aylan’ı gördüğümde kanım dondu. Onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Yapabileceğim tek şey yerde yatan bedeniyle çığlığını duyurabilmekti. Ben de bunu... Devamı

28 08 2015

"İrlandalı Turist..."

İrlandalı Turist... |  görsel 1

    “İrlandalı Turist” olarak tanındı. Sonra,yok İrlandalı değilmiş,Kuveytliymiş falan denildi, en sonunda orta bir yol bulundu:Kuveyt asıllı İrlanda vatandaşı. Resmi uyruğu ne olursa olsun o, “İrlandalı Turist” olarak hafızalara kazındı bir kere. Adı,Mohammed Fadel Dobbous’muş. 1 Ağustos 2015 tarihinde kaydedilen ve önce Show tv haberlerinde yayınlanıp daha sonra Sosyal medyada çığ gibi yuvarlanan görüntülerde; 1.95 boylarında,iri yarı,kavga anı  dışında yüzünde hep siyah güneş gözlüğü takılı olan, hareketlerinden genç sayılabilecek yaşta olduğu tahmin edilen bir adam, üzerine sürü halinde saldıran bir güruhu yumruklarıyla yere deviriyordu. Daha sonra olayın nedenini anlatırken şöyle diyordu:hepsi bir su içindi. Görüntülerde de zaten kavganın buzdolabından almaya çalıştığı suların devrilmesiyle çıktığı anlaşılıyor. Şarküteri sahibi dolaptaki suların devrildiğini görünce elinde sopayla dışarı çıkıyor.Sonrası resmen bir linç girişimi. Sopayla,tabelayla,sandalyeyle saldıran kalabalığa karşı çıplak yumruklarıyla kavga eden bir adam,tek başına herkesi yere seriyordu. Bir ara dinlenmek için oteline gidip,sonra tekrar dışarı çıkıp kalabalığı pataklamaya devam ettiği görülüyor. Gazetede yer alan bilgilere göre, “biraz erkek olsalardı keşke…Ellerini kullansalar daha adaletli olurdu” demiş. Şimdi, Alt tarafı dolaptaki suları devirdi diye bir insan linç edilmeye çalışılır mı?gibi saçma sapan soruları geçelim. Bu soruya medeni ülkelerde “olur mu öyle şey manyak mısın?” falan denir.Burada ise bu işler normal,yadırganmaz. Son zamanlarda esnaf görünümlü adamların ... Devamı

27 08 2015

"koku avcısı..."

koku avcısı... |  görsel 1

    “Canı ava çıkmak istiyordu.Dünyanın en büyük av yatağı açılmıştı önüne:Paris şehri. … gerek sokakta gerek rutubetli kanallardaki hava kıpırtısız duruyor,kokulardan geçilmiyordu. İnsan kokuları, Hayvan kokuları, Yemek, Hastalık, Su ve taş, Kül ve deri, Sabun ve Taze pişmiş ekmek ve sirkede haşlanan yumurta, Makarna ve yeni ovulup parlatılmış pirinç, Adaçayı ve bira ve gözyaşı, Yağ,taş ve kuru ot buğuları Birbirine karışıyordu. … Çoğu zaman bir evin duvarına yaslanıp ya da bir köşeye büzülüp gözleri kapalı,ağzı yarı açık,burun kanatları şişmiş,sessizce duruyordu büyük,karanlık,yavaş yavaş akan bir suda duran yırtıcı bir balık gibi. … Ütülenmiş ipeğin kokusu, Yaban kekiği çayının kokusu, Gümüş işlemeli bir parça brokarın kokusu, Ender bir şarabın şişesinden çıkan mantarın kokusu, Bir bağa tarağın kokusu. Böyle henüz tanımadığı kokuların peşindeydi Grenouille… … Deniz,içinde suyu,tuzu ve soğuk bir güneşi zapt etmiş,şişkin bir yelken gibi kokuyordu…Denizin kokusu öyle hoşuna gitti ki,onu günün birinde saf ve katışıksız olarak ve içinde boğulabileceği kadar çok ele geçirmeyi diledi. … Araba girişlerinin demir parmaklıklarından araba derisinin, Hizmetkarların perukalarındaki pudranın kokusu geliyor, Yüksek duvarların üzerinden bahçelerdeki katırtırnaklarını, Gülleri, Yeni budanmış kına ağaçlarını kokluyordu. Grenouille’un asıl anlamıyla parfüm kokusunu ilk alışı da buralarda oldu: Çiçek yağı, Teber, Jonoguille nergisi, Yasemin ya da tarçın yağıyla karışık misk ruhu kokuları. ... Devamı

21 07 2015

"Suruç'ta bir Bordo-Mavi yumruk..."

Suruçta bir Bordo-Mavi yumruk... |  görsel 1

    20 Temmuz 2015 Pazartesi günü… Samsun,Trabzon,Giresun,Adana,Eskişehir,Antakya,Muş,Sivas,Ankara,Ağrı,Yüksekova,Tunceli,İstanbul,Ankara’dan gelen… İdealist,genç ,temiz yüzlü insanlar… Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde… Tam da,orada neden bulunduklarını ve sıkıntılarını anlatmak için basın toplantısı düzenledikleri esnada… Açık havada… Alçak ötesi bir tuzakla… Korkunç bir patlamayla… Savruldular… 32 insan… İçlerinden Trabzon’un Of ilçesinden… Bordo-Mavi bilekliğiyle, Elinde Trabzonspor bayrağıyla  hatırlanan Koray ÇAPOĞLU’nun hikayesini Radikal’de Barış Avşar yazmış. İyi de yapmış. * “Hrant Dink’i Trabzonspor bayrağı dalgalandırarak anmak… Gezi’de diğer renklerle birlikte bordo-mavi’yi dalgalandırmak… 1 Mayıs’ta Kazım Koyuncu’nun ‘Fırtına’ formalı fotoğrafıyla yürümek… İstiklal Caddesi’nde ‘Yeryüzü Sofrası’na bordo-mavi kaşkolla oturmak… Koray Çapoğlu, ülkedeki her olayla büyüdüğü söylenen o meşhur ‘kutuplaşma’nın aslında ne kadar bize ait olmadığını, ‘ezberlerle’ yaşamanın insanı nasıl ıssızlaştırdığını göstermek için sallıyordu o bayrağı hep! Memleketine özgü ama insanlığa dair bir inatla! …  Ve bu ‘Laz inadı’ kurtaracak insanlığımızı biraz da…”   * http://www.radikal.com.tr/turkiye/korayin_bordo_mavi_yumrugu_nereyi_gosteriyor-1400774?utm_source=sm_tw&utm_medium=free&utm_term=post&utm_content=korayin_bordo_mavi_yumrugu_nereyi_gosteriyor-1400774&utm_campaign=turkiye      ... Devamı