22 10 2015

"bir tılsımı vardır hayatın..."

bir tılsımı vardır hayatın... |  görsel 1

  Bir tılsımı vardır hayatın   *   Çetin ALTAN * 05.09.2012 * Milliyet   *   Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında: - Önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti... O sırdaşlık. O iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları... Hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü, saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka türlüdür. * * * Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken, efkârlı içtikleri ilk paket... Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır. Gerçi kız da seviyordur kendilerini. Ama... Hayatın bir tılsımı vardır o “ama”da... Yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... Öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakamayacaklardır. * * * Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. Gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri... * * * Ya erkekler... Kaybetmeye görsünler o tılsımı. Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... Kumar bir tılsım dopingidir. Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara... * * * Bir tarihte Monte Carlo’daydım. Pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar, sarkık gerdanlarıyla hayatlarının son tılsımını arıyorlardı yeşil çuhalarda... Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zapt edilme... Devamı

22 10 2015

"enseyi karartmayın..."

enseyi karartmayın... |  görsel 1

Çetin Altan hayatını kaybetti. 88 yaşındaymış. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmış olmasına rağmen, Çetin Altan Milliyet’le anılan bir yazardı ve cümlelerinin kalitesi,standartların üzerinde, her köşe yazısı birer deneme niteliğindeydi. “Yazı”yı ve “yazı adamlığı” nı önemsediği,savsaklamadığı o kadar belliydi ki. Büyük Gözaltı ve Viski en çok bahsedilen kitapları olacak belki ama, kaybedip sonra yenisini bulamadığım “Nar Çekirdekleri” favorimdi. Son büyük yazardı belki de. Hürriyet Gazetesi,Çetin Altan’ın hayata bakışını yansıtan sözlerini derlemiş. Nur içinde yatsın. *   Başarı yalan söylemek zorunda kalmadan yaşayabilmektir. İnsanlar değerli olmayı unuttular, önemli olmaya çalışıyorlar. Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra, ya da hayallerdeki ümittir. Hüsranı ise bir tek yerde kabul ediyorum. Yaşamak mümkünken yaşamamış olmakta. Politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir. İyi yaşamak zamanı olanaklar çerçevesinde en unutulmaz bir tat içinde.  Mutluluk sevdiğinle zamanı unutmaktır. Neyi merak ediyorsan, o önemlidir hayatta. Merak etmediğin şey görünmez sana. Yazı dediğin, 100 sene sonra birileri baktığı zaman sana ‘dangalak’ demesinler diye özenle yazılmalıdır. Uydurunuz. Uydurdukça dünya ile belki daha kolay anlaşırsınız. Nasıl olsan onun için de ‘yalan dünya’ diyorlar. Ama unutmayın ki, uydurma gereği duymayanlar için de ‘adam’ diyorlar. İnsan gerçekleşmeyecek şeyi düşünemez. Kristof Kolomb mutlu olsa denizlere açılır mıydı... Devamı

12 10 2015

"memlekette genç olmak..."

memlekette genç olmak... |  görsel 1

  Tuna Kiremitçi     ‏@140darbe  :   Türkiye'de gençlik hayatın altın çağı değil maalesef. Kazasız-belasız atlatılması gereken bir badire. Devamı

12 10 2015

“Cenazesini bulabilenin sevindiği ülke”

“Cenazesini bulabilenin sevindiği ülke” |  görsel 1

  “Cenazesini bulabilenin sevindiği ülke” & Gazeteci İlhan Taşcı, saldırıda yaralananlara kan vermek için gittiği hastanede kuzeni Şirin Kılıçalp’in de öldüğünü öğrendi. Taşcı, yaşadıklarını kaleme aldı. & Saldırının olduğu yerde dolaşıyorum yerlere bakmamaya çalışarak. Çevredeki arabaların üzerlerinde insan dokuları, parçaları. Polisiye çok olay izledim, çok ceset gördüm, deprem gördüm orada fark ettim ki, ben hiç savaş meydanı görmemişim. Evet evet orası olay yeri değil kanlı bir savaş meydanı… Sırtımı döndüm meydana Numune Hastanesine doğru yürümeye başladım. Yüz bilemediniz iki yüz metre yürümüştüm ki bir taksici arabasını kenara çekmiş. Mavi bir kovadaki suyla arabasının lastiklerini parlatıyor. Durmadım üstünde. Az sonra karşımdan bir çift geldi selfi çekiyorlardı. Saçları briyantinli oğlan kendince kıza hava atıyordu “Bi de bomba patlıyor gibi çekelim mi?” Yokuşu çıktım. Numunenin önünde kan verme sırasını bekliyorum. Tam orada gördüm eski ahbabım Ömür’ü. Kimin yaptığını, niye yaptığını, kaç evin yangın yerine döndüğünü konuşuyoruz. Ömür “sosyal medyada neler söyleniyor kim bilir” dedi. Merak bu ya ben de cep telefonumdan twitterıma baktım. Gördüğüm ilk mesaj kuzenimin attığı “Halamın kızı Şirin Kılıçalp saldırıda hayatını kaybetti…” oldu. İşte orası zaman durdu dedikleri yerdi. İşte orası yer kürenin ayaklarınızın altından kayıp sizi bir boşluğa bıraktığı zemindi. İşte orası sizin donakaldığınız andı. Önlerinden şaşkın şaşkın defalarca gelip geçtiğim birbirlerine sarıla sarıla ağlaşan, ağıtl... Devamı

08 10 2015

"DNA Tamircisi..."

DNA Tamircisi... |  görsel 1

    Dün 2015 Nobel Kimya Ödülü’nün açıklanması ülkede bir heyecan dalgasına neden oldu. Normal koşullar altında günlük siyasetin kısır tartışmalarından başımızı kaldırıp ilgilenmeyeceğimiz bir ödülün ilgimizi çekmesinin nedeni, Ödüle layık görülenin bir Türk olmasıydı. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi,İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından 2015 Nobel Kimya Ödülünün sahibi olarak isimleri açıklanan üç bilim insanı arasında Prof.Dr.Aziz Sancar ismi de yer alıyordu. Orhan Pamuk’un 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün alması da büyük bir başarıydı ama çorak bilim topraklarını yeşertme umudu adına, bu ödül önemli bir motivasyon. Ayrıca ödül sahibi Prof.Dr.Aziz Sancar’ın, bize çok benzeyen hatta birçoğumuzdan daha zorlu ortamda geçtiği anlaşılan hayat hikayesi, İçinde bulunulan koşullardan azade olarak çalışmak ve azimle uzun yollar kat etmenin mümkün olduğunu vaat ediyor. Mardin Savur’dan,ana babası okuma yazma bilmeyen 8 çocuklu aileden ve ortaöğretimini Savur’da okumuş biri olarak çıkıp, dünyaya kendini bilim adamı olarak kabul ettirmek…Arkasından Nobel ödülü almak,büyük iş,biyografisi okullarda okutulsa keşke. Yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı, Şener Şen ve Meltem Cumbul’un başrollerinde olduğu “Gönül Yarası” filmindeki diyalogu hatırlarsınız. Aynur Doğan’ın söylediği Kürtçe türküye ağlayan Dünya’ya (Meltem Cumbul) Nazım (Şener Şen) sorar: -Kürtçe biliyor musun? +hayır -o zaman niye... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-5...'

romanımızda kurtuluş savaşı-5... |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Anadolu çocuklarının coştuğu gün Cumhuriyet dönemi romancıları kurtuluştan kuruluşa uzanan süreci tüm yanlarıyla irdelemişlerdir.   1920’lerden 1980’lere, romancılığımızın yaklaşık 60 yıllık döneminde ürün veren yazarların yapıtlarına bir biçimde dönemin her bir aşaması konu olarak yansımıştır. Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek (1922) romanını bir başlama noktası olarak alabiliriz. Anılarında dile gelen tanıklığın bir başka boyutudur Türk’ün Ateşle İmtihanı (1928) ile romanına yansıyan... Ardından Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sodom ve Gomore, 1928), Reşat Nuri Güntekin gelmektedir. Bu sürecin tanıklığını yapan romancılar, ağırlıklı olarak işgal, isyan, ayaklanmalar ve kurtuluşa giden yolun serüvenini işlerler. “Erken Cumhuriyet” dönemi romanının kurucularının yaşanan toplumsal olaylara bakışında çağını yansıtmak başat öğedir. Halide Edip, Vurun Kahpeye’de (1926), Reşat Nuri, Yeşil Gece’de (1928), Yakup Kadri, Yaban’da (1932) dönemin çarpıcı gerçeklerini konu edinmektedir. Uyanış düşüncesiyle birlikte; yurt/vatan/ulus, kurtuluş, millî mücadele bilinci, yaşanan sıcak dönemin (1918- 1922) gerçeklerinde kendini bulur; romancıların romanlarının da neredeyse ana konusudur. Cumhuriyet dönemi romancıları kurtuluştan kuruluşa uzanan süreci neredeyse tüm yanlarıyla irdeleyip yansıtmışlardır romanlarına... Tarihsel toplumsal dönemin getirdiği en temel sorunlar, siyasi, ekonomik ve tarihsel olaylar enikonu romanlarının ana konusu olmuştur.   Tahir ve Karakoyunlu Bu bağlamda Kemal Tahir yeni bir bakışla romanlarını kurmaya yönelir. Geliştirdiği tezler ekseninde kurar her birini... İşgal İstanbul’unu... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-4'

romanımızda kurtuluş savaşı-4 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Tarihi sorgulayan roman Ahmet Altan, “Kılıç Yarası Gibi”, “İsyan Günlerinde Aşk”, “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanlarında, tarihsel bir zamanın sorgulamasına yönelir.   oğaldır ki; romancı birçok konuya, temaya ilgi duyar; her birini de romanında şu ya da bu biçimde işler. Eninde sonunda ilgi duyduğu, bildiği veya yansıtmak istediği gerçek/gerçeklikler dizisi, onun, ‘romancı muhayyilesi’ dediğimiz şeyin süzgecinden geçerek biçim alır. Örneğin; Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda İzmir Suikastı Olayı’nı konu edinmişti. Ondan yirmi yıl sonra, aynı konuyu, daha başka bir boyutuyla, Üç Aliler Divanı’nda Yılmaz Karakoyunlu işledi. Hem bakış açıları, hem de anlatım biçemlerinin farklılığı, hem de dünya görüşleri romanda yansıtılan dönemi ve gerçeklikleri farklı bir boyutta ele almalarını sergiliyordu. Denilebilir ki; romancının dünyası hayatın her bir gerçeğini alımlamaya, biçimlendirmeye, yani gerçeği yeni bir şeye dönüştürmeye açıktır. Öyleyse; bir romana, roman gibi bakmak, bunu da romanesk özellikleri içinde değerlendirmek gerekiyor. Romansal hakikat Ahmet Altan, bir üçleme olarak nitelendirebileceğimiz “Kılıç Yarası Gibi”, “İsyan Günlerinde Aşk”, “Ölmek Kolaydır Sevmekten” romanlarında, tarihsel bir zamanın sorgulamasına yönelir. Romanesk bir yapı içerisinde öyküsünü kurarken, anlatıcının bakışı/yorumu/tanıklığıyla Osmanlı’nın çöküşüne ayna tutar. Dahası onun sorgusundaki kurgunun aydınlatıcı yanlarını da buluruz. Romancının (tarih) bilinci/ bakışı, hem yaşanan/geçen tarihe ... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-3'

romanımızda kurtuluş savaşı-3 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı       Roman, tarihi değiştirirse ne olur? Yazar Buket Uzuner’e göre tarihle edebiyat arasında ince bir çizgi var. Uzuner, “Tarihçi kurguya, romancı da tarihe gereğinden fazla girerse tarih kurgu, roman tarih olur ve kurur kalır” diyor.   Anadolu romanından söz ettiğimizde ilkin Karabibik (1890, Nabizade Nazım, 1862-1893) ile Küçük Paşa’yı anar (1910, Ebubekir Hazım Tepeyran, 1864-1947), hemen yanıbaşlarına da Yakup Kadri’nin (1889-1974) Yaban’ını (1932) yerleştiririz. Romancının Anadolu’ya bakışı, bu eksende de Anadolu insanının gerçekliğinin romanda dile getirilişine bir milat olarak kabul edilir bu üç yapıt... Oysa biliriz ki; Refik Halit Karay (1888-1965) Memleket Hikâyeleri’yle (1919) yepyeni bir adım atmıştır. Anadolu’yla yüzleşmesinin tanıklığını getirir bu öykülerinde... Sadri Ertem (1900-1943) Bacayı İndir Bacayı Kaldır’daki öyküleri (1928) ve Çıkrıklar Durunca (1931) romanıyla Anadolu gerçekliğini eleştirel bir bakışla anlatmayı yeğler. Sabahattin Ali (1907-1948) ise Dağlar ve Rüzgâr, Değirmen, Kağnı, Ses (1934-37) öykü kitapları ve Kuyucaklı Yusuf (1937) romanıyla gerçekçilik duygusunun yansılarını içeren bir boyutu yakalar Anadolu insanını anlatmada... Romanı da biçimledi Gelinen bu noktada gözlenen şudur: Osmanlı’nın 19. yüzyılı, çözülmeyle, toprak kaybıyla birlikte; anayurt/yurt/ ulus/dil/milliyetçilik gibi kavramların gündeme geldiği bir dönemdir. “Ulus” inşa etme süreci, romancılığımızın biçimlenmesinde de etkin olmuştur. Ayrıştırdığımız şu dönemlerde: 1922-1928: Kurtuluş’un tanıklığı 1930-1940: Kuruluş’un yansıları ... Devamı

18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-2'

romanımızda kurtuluş savaşı-2 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Roman, tarihe tutuldu Yaklaşık bir buçuk asırdır roman yazılıyor bu topraklarda ama özellikle son dönemde romancılarımız giderek daha çok tarihe, tarihsel olaylara yöneliyor. İyi-kötü, bu ülkede, 1871’den beri roman yazılıyor. Son yıllarda da öncelikli bir yazın türü olarak hep gündemde oldu. Yeni romanlar, yeni romancılar uç verdi. Bu süreçte, pek çoğumuzun ilgisini çekmeyen bir yan vardı: Romancılarımızın giderek tarihe, tarihsele yönelik ilgileri... İşte 1990 sonrası yayımlanan romanlardan bir dizi: Salkım Hanım’ın Taneleri (1990), Üç Aliler Divanı (1991), Güz Sancısı (1992) Yılmaz Karakoyunlu; Ateşi Yakanlar (1992) Faik Baysal; Bir Gün Bile Yaşamak (1992) Orhan İyiler; Yüz Uzun Yıl (1993) Şemsettin Ünlü; Zaman Yeli (1995) Gürsel Korat; Yitik Ülkü (1995) Erol Toy; Puslu Kıtalar Atlası (1995) İhsan Oktay Anar; Yıldızsayan (1996) Haldun Çubukçu; Engereğin Gözündeki Kamaşma (1996) Zülfü Livaneli; Pinhan (1997) Elif Şafak...   Tarihe yoğun ilgi Kuşkusuz bu yönelimin roman tarihimizde daha öncesi de var. Yazınımızda tarih-roman ilişkisinin roman tartışmalarında gündeme gelmesi Kemal Tahir’le, özellikle Devlet Ana’nın 1967’de yayımlanmasıyla başladı diyebiliriz. Kemal Tahir’in bu çıkışında uçlandırdığı “Türk insanının romanını yazma” savı ise birçok yanıyla eleştirilmiştir. Kemal Tahir, tarihe yöneliminin nedenini şöyle dile getirir: “Biliyorsunuz, yeterli tarihsel, sosyal, ekonomik araştırmalar yapılmamıştır bizim memlekette... Yapılmışsa bile kolayca ele geçmez, dağınık yapılmıştır. Bunları toplayıp, bunlard... Devamı

18 09 2015

"romanımızda kurtuluş savaşı-1"

romanımızda kurtuluş savaşı-1 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı   * Yazar gözüyle Milli Mücadele Çöküşün, işgalin, millî mücadelenin, savaşın ve kurtuluştan kuruluşa geçen sürecin gerçekliği, yeni kuşak romancıların da ilgisini çekmekte. Bu dizide öne çıkarmak istediğim dört romancının (Şemsettin Ünlü, Ahmet Altan, Buket Uzuner, Ahmet Ümit) tarihsel romanlarında gözlediklerimiz de budur.   Romancıyı tarihçiden ayıran en temel yan; olguların neden/ niçinlerini araştırmak, doğurduğu sonuçları göstermek değil; tam tersine kurgulayarak yeni bir bakış/yorum getirmektir o dönemsel gerçekliklere... Burada “tarihi” olanla “tarihseli” ayıran ince çizgi şudur: Tarihi roman yazan, kronolojik tarihten beslenir, tarihsel kahramanları olay ve durumları gerçek kılarak; hatta zaman zaman da abartarak anlatır. Oysa tarihsele başvuran romancının çıkış noktasında, kendi yarattığı insan, tarihsel gerçekliklere kendi bakışı/yorumu ve estetik anlayışı egemendir. Bu dizide öne çıkarmak isteğim dört romancının (Şemsettin Ünlü, Ahmet Altan, Buket Uzuner, Ahmet Ümit) tarihsel romanlarında gözlediklerimiz de budur. Tarihi ile tarihsel Tarihten söz eden, tarihi bir fon olarak kullanan ya da tarihsel olaylar/ kişiliklerden yola çıkarak bir roman dünyası yaratmaya çalışan romancıların önemli bir bölümü “dönem romanı” yazmak için yola çıkmıştır. Burada “tarihi” olanla “tarihsel”i karıştıranlar olduğu gibi tamamen ayırıp tarihi bir araç kılan, bunun üzerinden yaşanan güne/zamana göndermelerde bulunan bir bakışı kuşananlar da vardır. Örneğin; Abdullah Ziya Kozanoğlu, Oğuz Özdeş, Bekir B&... Devamı

04 09 2015

"Çığlık!"

Çığlık! |  görsel 1

    Ülkeleri iç savaş çıkmazında yerle bir edilen, Kendilerine yeni bir yurt,çocukları ve ailesi için yaşanacak yeni bir hayat alanı arayan Suriye vatandaşı 16  göçmen,2 Eylül 2015 Çarşamba günü; Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Aspat mevkiinden, Yunanistan’ın İstanköy/Kos adasına gitmek üzere,ellerine düştükleri insan tacirleri tarafından bindirildikleri botla uluslararası sulara açıldılar. İstanköy (Kos),daha uzaklara gitmek için varılacak ilk yerlerden biriydi onlar için.Kaçak gitmekten başka çareleri yoktu. Üzerlerinde tehlike anında onları suyun üzerinde kalmalarını sağlayacak ne bir can simidi ne de başka bir şey vardı. Küçük botta 16 göçmen…İnsanca yaşanacak bir hayat umuduyla açıldılar. Fazla devam edemediler. Bot battı,12 kişinin cesedi sahile vurdu. Dalgalar ölü balıklar gibi sürükledi onları kıyıya. Nilüfer Demir, Doğan Haber Ajansı Bodrum muhabiriydi. haberi  alınca olay yerine gitti. Sahilde, kumların üzerinde, üzerinde küçük bedeninin beline kadar sıyrılmış kırmızı bir tişört,lacivert şort ve ayakkabılarıyla, başını sanki yastığa koymuş gibi… sanki uyurken  başını diğer tarafa çevirmiş gibi… sanki etraftaki jandarma,gasteci falan filan seslerinden rahatsız olup da uyanacakmış gibi yatan.. 2 yaşındaki Aylan Kurdi’nin  dünyayı sarsacak cesedine doğrulttu fotoğraf makinesinin deklanşörünü… Nilüfer Demir anlatıyor: “Aylan’ı gördüğümde kanım dondu. Onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Yapabileceğim tek şey yerde yatan bedeniyle çığlığını duyurabilmekti. Ben de bunu... Devamı