18 09 2015

'romanımızda kurtuluş savaşı-2'

romanımızda kurtuluş savaşı-2 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı     Roman, tarihe tutuldu Yaklaşık bir buçuk asırdır roman yazılıyor bu topraklarda ama özellikle son dönemde romancılarımız giderek daha çok tarihe, tarihsel olaylara yöneliyor. İyi-kötü, bu ülkede, 1871’den beri roman yazılıyor. Son yıllarda da öncelikli bir yazın türü olarak hep gündemde oldu. Yeni romanlar, yeni romancılar uç verdi. Bu süreçte, pek çoğumuzun ilgisini çekmeyen bir yan vardı: Romancılarımızın giderek tarihe, tarihsele yönelik ilgileri... İşte 1990 sonrası yayımlanan romanlardan bir dizi: Salkım Hanım’ın Taneleri (1990), Üç Aliler Divanı (1991), Güz Sancısı (1992) Yılmaz Karakoyunlu; Ateşi Yakanlar (1992) Faik Baysal; Bir Gün Bile Yaşamak (1992) Orhan İyiler; Yüz Uzun Yıl (1993) Şemsettin Ünlü; Zaman Yeli (1995) Gürsel Korat; Yitik Ülkü (1995) Erol Toy; Puslu Kıtalar Atlası (1995) İhsan Oktay Anar; Yıldızsayan (1996) Haldun Çubukçu; Engereğin Gözündeki Kamaşma (1996) Zülfü Livaneli; Pinhan (1997) Elif Şafak...   Tarihe yoğun ilgi Kuşkusuz bu yönelimin roman tarihimizde daha öncesi de var. Yazınımızda tarih-roman ilişkisinin roman tartışmalarında gündeme gelmesi Kemal Tahir’le, özellikle Devlet Ana’nın 1967’de yayımlanmasıyla başladı diyebiliriz. Kemal Tahir’in bu çıkışında uçlandırdığı “Türk insanının romanını yazma” savı ise birçok yanıyla eleştirilmiştir. Kemal Tahir, tarihe yöneliminin nedenini şöyle dile getirir: “Biliyorsunuz, yeterli tarihsel, sosyal, ekonomik araştırmalar yapılmamıştır bizim memlekette... Yapılmışsa bile kolayca ele geçmez, dağınık yapılmıştır. Bunları toplayıp, bunlard... Devamı

18 09 2015

"romanımızda kurtuluş savaşı-1"

romanımızda kurtuluş savaşı-1 |  görsel 1

Feridun ANDAÇ Romanımızda Kurtuluş Savaşı   * Yazar gözüyle Milli Mücadele Çöküşün, işgalin, millî mücadelenin, savaşın ve kurtuluştan kuruluşa geçen sürecin gerçekliği, yeni kuşak romancıların da ilgisini çekmekte. Bu dizide öne çıkarmak istediğim dört romancının (Şemsettin Ünlü, Ahmet Altan, Buket Uzuner, Ahmet Ümit) tarihsel romanlarında gözlediklerimiz de budur.   Romancıyı tarihçiden ayıran en temel yan; olguların neden/ niçinlerini araştırmak, doğurduğu sonuçları göstermek değil; tam tersine kurgulayarak yeni bir bakış/yorum getirmektir o dönemsel gerçekliklere... Burada “tarihi” olanla “tarihseli” ayıran ince çizgi şudur: Tarihi roman yazan, kronolojik tarihten beslenir, tarihsel kahramanları olay ve durumları gerçek kılarak; hatta zaman zaman da abartarak anlatır. Oysa tarihsele başvuran romancının çıkış noktasında, kendi yarattığı insan, tarihsel gerçekliklere kendi bakışı/yorumu ve estetik anlayışı egemendir. Bu dizide öne çıkarmak isteğim dört romancının (Şemsettin Ünlü, Ahmet Altan, Buket Uzuner, Ahmet Ümit) tarihsel romanlarında gözlediklerimiz de budur. Tarihi ile tarihsel Tarihten söz eden, tarihi bir fon olarak kullanan ya da tarihsel olaylar/ kişiliklerden yola çıkarak bir roman dünyası yaratmaya çalışan romancıların önemli bir bölümü “dönem romanı” yazmak için yola çıkmıştır. Burada “tarihi” olanla “tarihsel”i karıştıranlar olduğu gibi tamamen ayırıp tarihi bir araç kılan, bunun üzerinden yaşanan güne/zamana göndermelerde bulunan bir bakışı kuşananlar da vardır. Örneğin; Abdullah Ziya Kozanoğlu, Oğuz Özdeş, Bekir B&... Devamı

04 09 2015

"Çığlık!"

Çığlık! |  görsel 1

    Ülkeleri iç savaş çıkmazında yerle bir edilen, Kendilerine yeni bir yurt,çocukları ve ailesi için yaşanacak yeni bir hayat alanı arayan Suriye vatandaşı 16  göçmen,2 Eylül 2015 Çarşamba günü; Muğla’nın Bodrum ilçesine bağlı Aspat mevkiinden, Yunanistan’ın İstanköy/Kos adasına gitmek üzere,ellerine düştükleri insan tacirleri tarafından bindirildikleri botla uluslararası sulara açıldılar. İstanköy (Kos),daha uzaklara gitmek için varılacak ilk yerlerden biriydi onlar için.Kaçak gitmekten başka çareleri yoktu. Üzerlerinde tehlike anında onları suyun üzerinde kalmalarını sağlayacak ne bir can simidi ne de başka bir şey vardı. Küçük botta 16 göçmen…İnsanca yaşanacak bir hayat umuduyla açıldılar. Fazla devam edemediler. Bot battı,12 kişinin cesedi sahile vurdu. Dalgalar ölü balıklar gibi sürükledi onları kıyıya. Nilüfer Demir, Doğan Haber Ajansı Bodrum muhabiriydi. haberi  alınca olay yerine gitti. Sahilde, kumların üzerinde, üzerinde küçük bedeninin beline kadar sıyrılmış kırmızı bir tişört,lacivert şort ve ayakkabılarıyla, başını sanki yastığa koymuş gibi… sanki uyurken  başını diğer tarafa çevirmiş gibi… sanki etraftaki jandarma,gasteci falan filan seslerinden rahatsız olup da uyanacakmış gibi yatan.. 2 yaşındaki Aylan Kurdi’nin  dünyayı sarsacak cesedine doğrulttu fotoğraf makinesinin deklanşörünü… Nilüfer Demir anlatıyor: “Aylan’ı gördüğümde kanım dondu. Onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Yapabileceğim tek şey yerde yatan bedeniyle çığlığını duyurabilmekti. Ben de bunu... Devamı

28 08 2015

"İrlandalı Turist..."

İrlandalı Turist... |  görsel 1

    “İrlandalı Turist” olarak tanındı. Sonra,yok İrlandalı değilmiş,Kuveytliymiş falan denildi, en sonunda orta bir yol bulundu:Kuveyt asıllı İrlanda vatandaşı. Resmi uyruğu ne olursa olsun o, “İrlandalı Turist” olarak hafızalara kazındı bir kere. Adı,Mohammed Fadel Dobbous’muş. 1 Ağustos 2015 tarihinde kaydedilen ve önce Show tv haberlerinde yayınlanıp daha sonra Sosyal medyada çığ gibi yuvarlanan görüntülerde; 1.95 boylarında,iri yarı,kavga anı  dışında yüzünde hep siyah güneş gözlüğü takılı olan, hareketlerinden genç sayılabilecek yaşta olduğu tahmin edilen bir adam, üzerine sürü halinde saldıran bir güruhu yumruklarıyla yere deviriyordu. Daha sonra olayın nedenini anlatırken şöyle diyordu:hepsi bir su içindi. Görüntülerde de zaten kavganın buzdolabından almaya çalıştığı suların devrilmesiyle çıktığı anlaşılıyor. Şarküteri sahibi dolaptaki suların devrildiğini görünce elinde sopayla dışarı çıkıyor.Sonrası resmen bir linç girişimi. Sopayla,tabelayla,sandalyeyle saldıran kalabalığa karşı çıplak yumruklarıyla kavga eden bir adam,tek başına herkesi yere seriyordu. Bir ara dinlenmek için oteline gidip,sonra tekrar dışarı çıkıp kalabalığı pataklamaya devam ettiği görülüyor. Gazetede yer alan bilgilere göre, “biraz erkek olsalardı keşke…Ellerini kullansalar daha adaletli olurdu” demiş. Şimdi, Alt tarafı dolaptaki suları devirdi diye bir insan linç edilmeye çalışılır mı?gibi saçma sapan soruları geçelim. Bu soruya medeni ülkelerde “olur mu öyle şey manyak mısın?” falan denir.Burada ise bu işler normal,yadırganmaz. Son zamanlarda esnaf görünümlü adamların ... Devamı

27 08 2015

"koku avcısı..."

koku avcısı... |  görsel 1

    “Canı ava çıkmak istiyordu.Dünyanın en büyük av yatağı açılmıştı önüne:Paris şehri. … gerek sokakta gerek rutubetli kanallardaki hava kıpırtısız duruyor,kokulardan geçilmiyordu. İnsan kokuları, Hayvan kokuları, Yemek, Hastalık, Su ve taş, Kül ve deri, Sabun ve Taze pişmiş ekmek ve sirkede haşlanan yumurta, Makarna ve yeni ovulup parlatılmış pirinç, Adaçayı ve bira ve gözyaşı, Yağ,taş ve kuru ot buğuları Birbirine karışıyordu. … Çoğu zaman bir evin duvarına yaslanıp ya da bir köşeye büzülüp gözleri kapalı,ağzı yarı açık,burun kanatları şişmiş,sessizce duruyordu büyük,karanlık,yavaş yavaş akan bir suda duran yırtıcı bir balık gibi. … Ütülenmiş ipeğin kokusu, Yaban kekiği çayının kokusu, Gümüş işlemeli bir parça brokarın kokusu, Ender bir şarabın şişesinden çıkan mantarın kokusu, Bir bağa tarağın kokusu. Böyle henüz tanımadığı kokuların peşindeydi Grenouille… … Deniz,içinde suyu,tuzu ve soğuk bir güneşi zapt etmiş,şişkin bir yelken gibi kokuyordu…Denizin kokusu öyle hoşuna gitti ki,onu günün birinde saf ve katışıksız olarak ve içinde boğulabileceği kadar çok ele geçirmeyi diledi. … Araba girişlerinin demir parmaklıklarından araba derisinin, Hizmetkarların perukalarındaki pudranın kokusu geliyor, Yüksek duvarların üzerinden bahçelerdeki katırtırnaklarını, Gülleri, Yeni budanmış kına ağaçlarını kokluyordu. Grenouille’un asıl anlamıyla parfüm kokusunu ilk alışı da buralarda oldu: Çiçek yağı, Teber, Jonoguille nergisi, Yasemin ya da tarçın yağıyla karışık misk ruhu kokuları. ... Devamı

21 07 2015

"Suruç'ta bir Bordo-Mavi yumruk..."

Suruçta bir Bordo-Mavi yumruk... |  görsel 1

    20 Temmuz 2015 Pazartesi günü… Samsun,Trabzon,Giresun,Adana,Eskişehir,Antakya,Muş,Sivas,Ankara,Ağrı,Yüksekova,Tunceli,İstanbul,Ankara’dan gelen… İdealist,genç ,temiz yüzlü insanlar… Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde… Tam da,orada neden bulunduklarını ve sıkıntılarını anlatmak için basın toplantısı düzenledikleri esnada… Açık havada… Alçak ötesi bir tuzakla… Korkunç bir patlamayla… Savruldular… 32 insan… İçlerinden Trabzon’un Of ilçesinden… Bordo-Mavi bilekliğiyle, Elinde Trabzonspor bayrağıyla  hatırlanan Koray ÇAPOĞLU’nun hikayesini Radikal’de Barış Avşar yazmış. İyi de yapmış. * “Hrant Dink’i Trabzonspor bayrağı dalgalandırarak anmak… Gezi’de diğer renklerle birlikte bordo-mavi’yi dalgalandırmak… 1 Mayıs’ta Kazım Koyuncu’nun ‘Fırtına’ formalı fotoğrafıyla yürümek… İstiklal Caddesi’nde ‘Yeryüzü Sofrası’na bordo-mavi kaşkolla oturmak… Koray Çapoğlu, ülkedeki her olayla büyüdüğü söylenen o meşhur ‘kutuplaşma’nın aslında ne kadar bize ait olmadığını, ‘ezberlerle’ yaşamanın insanı nasıl ıssızlaştırdığını göstermek için sallıyordu o bayrağı hep! Memleketine özgü ama insanlığa dair bir inatla! …  Ve bu ‘Laz inadı’ kurtaracak insanlığımızı biraz da…”   * http://www.radikal.com.tr/turkiye/korayin_bordo_mavi_yumrugu_nereyi_gosteriyor-1400774?utm_source=sm_tw&utm_medium=free&utm_term=post&utm_content=korayin_bordo_mavi_yumrugu_nereyi_gosteriyor-1400774&utm_campaign=turkiye      ... Devamı

20 07 2015

"başın ağrımasın..."

başın ağrımasın... |  görsel 1

AHMET CEMAL *   Çoğul ekleri ile kimlik üretmek...   “Müdür Bey daha gelmediler...” “Mehmet Bey biraz önce çıktılar...”  “(Telefon yanıtı:) Efenim kendileri yerlerinde değiller...”  Acaba içimizde var mıdır böyle yanıtlarla karşılaşmamış olan? Yoktur. Peki, ya böyle yanıtlar karşısında şaşıran? Sanırım öylesi de yoktur. Çünkü çabuk alışılır durmadan yinelenen yanlışlara. Hele dil yanlışlarına ve bizimkisi gibi bir toplumda. Burada “bizimkisi” derken, çoğunluğu açısından düşünme alışkanlığı bulunmayantoplumlardan söz ediyorum. Yani, duydukları üzerine düşünmektense, duymaya alıştıklarını çabucak benimseyen toplumlar. Çünkü duymaya alıştıklarını benimsemek, “Duyduğum doğru mudur, yanlış mıdır?” diye düşünmekten çok daha kolaydır!  “En azından başın ağrımaz!” (Yani, böyle denir genelde yine bizimkisi gibi toplumlarda). Baş ağrısından ne zaman korkulur? “Bizimkisi gibi”den başladık, öyle devam edelim...  Bizimkisi gibi toplumlarda baş ağrısından çok korkulur. Hele de baş ağrısı düşünmekten kaynaklanıyorsa! Çünkü normal baş ağrısı (toplumumuz genelinde böyle adlandırılıyor düşünme dışı nedenlerden kaynaklanan baş ağrıları) evet, normal baş ağrısı için bir ağrı kesici yutarsın, 15 dakika, bilemedin yarım saat sonra iş tamamdır. Oysa düşünmekten kaynaklanan baş ağrısına karşı bir hap yoktur. Ağrıyı geçirecek hap bir yana, düşündüğün için gelmişse baş ağrısı, o zaman ağrıya rağmen düşünmeyi sürdürmeyi, hatta bilinenlerden farklı “hapları yutmayı” ... Devamı

15 07 2015

"değil..."

değil... |  görsel 1

GiraylıGiller: "Kafa Bu Olabilir Ama Olay Bu Değil..." Devamı

14 07 2015

"dua,ruhun Allah'la karşılaşmasıdır..."

dua,ruhun Allahla karşılaşmasıdır... |  görsel 1

SELÇUK ALTUN   *       Öküz= Alp, Alf, Alef, Elif, Alfa, A...   *     “Rifat Bayazıt Beyefendi’nin anısına”   * 3601- KİTAP İÇİN’de hem de yakınlarda, imzasının peşinde koştuğum tek yerli yazar kaldı o da Sait Faik diye sızlandığımı anımsıyorum. 26.02.15 sahaf safarisinde özel imzalı bir Sait Faik edindim. Ölümünden iki ay önce Varlık’tan çıkan “Alemdağında Var Bir Yılan”ı, ölümünden bir ay önce (Nisan, 1954) bir dostuna çalakalem imzalamıştı.Kimi fantastik, minimalist öyküleri yeniden hızla okudum. Acele acele mi yazılmıştılar; bir acı finalden önce matbaaya yetişmeleri için…   * 3602- “Sait Faik İçin” – Yeditepe Yayınları,1956: Yayımcısı Yaşar Nabi onun ardından Varlık’ta demiş ki:   “Eli sıkı olduğunu yazdı arkadaşları doğrudur. Bunun yanında, bir de her zaman parasız görünmek merakı vardı: Fakir insanların hayatını severdi. Onlar gibi fakir olmadığı için vicdanı rahat mı etmezdi nedir, parasızlıktan sızlanmadığı günü pek yoktu… Bunun yanında, samimi olmadığı bir hevesi de iş arama iddiasıydı… Huysuzluğu ve geçimsizliği üzerine çok şey yazıldı. Ama iyi bir insan olduğuna da hiç şüphe yok. Kızdığı zaman açıkça söyler, tersler, kavga ederdi. Yalnız kin gütmezdİ. Çabuk geçerdi hırsı… Sinsi tabiatı yoktu. Olduğu gibi görünen bir insandı.”   * 3603- Yalnızca ikinci el ve yazarından imzalı kitaplardan mürekkep bir kütüphane… (Oradaki gizemli aromayı duyumsar gibiyim.)   * 3604- İki İkilem:   ... Devamı

14 07 2015

"HaVet..."

HaVet... |  görsel 1

    Yunanistan’da yapılan 5 Temmuz referandumunda halkın %61’nin “OXI” diye haykırarak “Hayır” dediğini , bundan sonra alacaklılar düşünsün,dediğini sanıyorduk ama, aslında söylenen “HaVet” miş;hayır’la evet arasında bir şey. Troyka görünümlü Almanya Çipras’ın referandum yoluyla direniş göstermesinin intikamını, daha oxi’nin mürekkebi kurumada, önce Maliye Bakanı Varufakis’i  aforoz ederek,istifa etmesini sağlayarak almaya başladı. Çipras’ın da burnunu sürtmeye kararlıydı.Gelinen noktada Yunan Hükümeti sandıkta hayır çıkarttığı dediği borç ödetme planına evet dedi. Aşağıdaki yazıyı bugünkü Cumhuriyet’te Nilgün Cerrahoğlu yazmış: Yarın kimsenin başına getirilmeyeceğinin garantisi yok,oh olsun demeden önce bil istedim...2001’de direnmeden teslim olduğumuzu unutmayalım:( *   Grexit şantajına Düyunu Umumiye modeli Nilgün Cerrahoğlu “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek...  Avro ülkelerinin 17 saat süren Brüksel zirvesinde yaptıkları tam bu oldu.  Atina’nın Avro’dan çıkması anlamına gelen “Grexit” tehdidini bir Demokles kılıcı gibi Yunan Başbakanı’nın tepesinde salladıkları zirveden, Düyunu Umumiye modeli çıktı. Avro grubunda “şahinlerin” başını çeken Alman maliye bakanı Wolfgang Schauble;Çipras’ı ilk andan itibaren “Avro’dan beş yıllık geçici çıkış” önerisiyle köşeye sıkıştırdı.  Brüksel’deki tarihi zirve arifesinde Alman medyasında bol bol, en ince detaylarına dek hazırlanmış “somut Grexit planlarına” ilişkin değerl... Devamı

09 07 2015

"nayır..."

nayır... |  görsel 1

    5 Temmuz 2015 tarihinde yapılan referandumdan çıkan “OXİ-Hayır” sonuçlarının  ne anlama geldiği konusundaki fikrim, hızlı okuma kurslarına giden Woody Allen’ın “Savaş ve Barış” hakkındaki özeti gibi: Olay Yunanistan’da geçiyor. Ama anlaşıldığına göre Yunan halkı sandıktan İktidardaki sol koalisyon partisi SYRİZA’nın istediği sonucu çıkardı:HAYIR. Kimine göre bu sonuç hayatın gerçekleri karşısında bir işe yaramayacak ve romantik sosyalistlerin burnu sürtecek… Kolay mıydı öyle kapitalist gerçeklik karşısında böyle numaralar. Kimine göre ise Yunan halkı,troyka denilen AB emperyalistlerinin şantajına boyun eğmemiş ve hadi len!demiştir. Cumhuriyet gazetesi yazarı ve dünyanın en iyi 500 ekonomisti arasında gösterilen Erinç YELDAN 8 Temmuz tarihli yazısında, Yunan halkının neye “Oxi” dediğini özetledikten sonra,bundan sonra ne olacağı konusunda temkinli: “Yunan halkı işte bu gerçeklere “Hayır” dedi. Sonuçları? Şimdilik ancak tarih sahnesini izleyebiliyoruz.” Yazıdan öğrendiğime göre bir başka şeye daha “hayır” demişler: 2045 yılına kadar kemer sıkmaya!     Devamı

28 06 2015

"sıyrılıp gel..."

sıyrılıp gel... |  görsel 1

  2015 Grup Yorum’un 30.yılı. Baskılardan,hapislerden,işkencelerden  “sıyrılıp gelen” 30 yıl. Grubun kemancısının gözaltında parmaklarının kırıldığı haberini okumuştum gazetede. Geride kalan 30 yılı beş ilde düzenleyecekleri konserle kutlamaya karar vermişler; İstanbul,Ankara,İzmir,Adana ve Elazığ’da. Adana’daki konsere 70 bin kişi katıldı, İzmir’de ise 400 bin kişi meydandaydı. Sıradaki 28 Haziran’da İstanbul,5 Temmuz’daki Ankara konserleri için başvurular yapıldı. Ancak bu valilikler konser için izin vermedi; Ama daha kötüsü buna kimse şaşırmadı:)) Normaldi buuuu… Bir müzik grubunun 30 yılında düzenlemek istediği konser etkinliğine nasıl izin vermez diye falan dumura uğramadık,oha falan olmadık yani. Ankara Valiliği acayip yasaklama gerekçesi tarihteki yerini şimdiden aldı bile. Gerekçeyi açıklıyorum: “Konserin bazı kesimlerin tepkisini çekme olasılığı!!!” Mesela aynı gerekçeyle, Orhan Gencebay’ın vereceği bir konsere, Toplumun klasik müzik seven kesiminin tepkisini çekme olasılığından dolayı izin verilmeyebilir. İstanbul Valiliğinin yasağını idare mahkemesi kaldırdı. İşin iyi tarafından bakarsak,  Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın darbe dönemi 1980’lerin yasaklamalarını makaraya sardığı “Yasaklar” kabaresi geri dönüyor.         Devamı