 "Şairlerin adını anmakta çekinceniz varsa, niye ekranlarda şiirlerini okuyorsunuz! Ad belirtmek telif hakkı doğurur diye korkuyorsanız, daha da büyük ayıp! Şiiri okuyan doğru seslendirse neyse, yapılanın belki bağışlanacak bir yanı olur! Kimileri, haklarında suç duyurusu yapılacak denli katlediyor sözü de tınıyı da... Okuduğu şiirden sonra araya kendi şiirini sokuşturanlar, onunla yetinmeyip saçma sapan yorumda bulunanlar var ki, onları yargıç önüne çıkarmaktan başka yol yoktur. Şiire en büyük hakareti, kendinden geçip dizeleri sarhoş ağzıyla geveleyenler yapıyor. Bunlar, şairin, sarhoşluğu anlattığında bile sarhoşluktan söz etmediğini bilmeyenlerdir..." "TV’lerde düzeysiz şiirlerini okuyup esrikleşen ağlak suratlı hokkabazları gördükçe Nurullah Ataç’ın bir eleştirisini anımsadım. Ataç, Ahmet Haşim’in, “Karanfil” şiiri okunurken keman sesi duyduğunu söyleyen bir okuruna, “Şiir okuyacağınıza keman dinleyin!” der. Şiir bağırtıya gelmez. Okurken bedene atraksiyon yaptırmak, Feto türü salya sümük ağlamak, şiiri can damarından vurmaktır. Ekranlar, coşku denetimini yitirip kıllı göğsünü jiletleyenlerin yabancısı değil. Şiir okurken onlardan esinlenip coşku şehvetine kapılanlar seslerine trajik tonlar yüklemeyi marifet sanıyorlar. Bunu yaparken bedenlerini şişlerle delik deşik eden Rufai dervişlerine dönerek gülünçleştiklerinin ayırdına varamıyorlar! Onlar takındıkları gizemli görünümleriyle esrikleşenler, birçok izleyiciyi şiirin hiç etkilemediğini, tam tersine kılıktan kılığa girerken yaptıkları soytarılıkların güldürdüğünü algılama yeteneğinden bile yoksundurlar. Şiir, sözün onurudur, tınısında bu onuru taşır. Şiir soytarılarının yaptığı, sözün onurunu ayağa düşürmektir. Çözüm, şiiri onların ağzından kurtarmaktadır; hiç değilse sözün iffeti korunmuş olur... " & (Adnan Binyazar/Cumhuriyet Pazar/19 Temmuz2009)
|